Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Sertab 1984

Hadi ULUENGİN

Davetten dolayı teşekkür borçluyum, salı gecesi Brüksel'de, bir müzik firmasının Sertab Erener'i Avrupa'ya prezante ettiği ‘prömiyer’e katıldım.

Naçiz fikrimi sorarsanız, iyi pazarlanırsa, Belçikalı Voice Male grubunun vokalizasyon yaptığı ve hafiften hafife ‘cazi’ bir Swingle Singers çağrıştıran ‘Zor Kadın’ ve ‘Utanma’ parçalarıyla sanatçı belirli bir sükse sağlayacak.

Zaten sanıyorum ki firma yukarıdaki iki besteyi temel eksen alacak ve Erener'i onların üzerinden Kıta sathında ‘popülerleştirmeye’ yönelecek.

Fakat, şom ağızlılık etmek istemem ama diğerlerine fazla şans tanımıyorum.

Sertab'ı bizde Sertab yapan şarkılar mı, havada bulut, orada onları unut !

* * *

BUNU söylüyorum diye, sakın, burnu bir karış havada davranıp konservatuvar rahle-i tedrisinden geçmiş bir şantöze dahi mırın kırın ettiğimi düşünmeyin.

Tam tersine, hayatımda para vererek aldığım tek ‘Türk pop’ CD'si ‘Lal’dir.

Vasat üstü bir grado tutturan Erener'in disiplinli sesini ve romantikalı tonalitesini çok beğeniyorum. Zaten onun için ‘prömiyer’ine gittim.

Ve, şarkıcıya yukarıdaki iki parça dışında Batı'da şans tanımamamın nedeni onun kötü olmasından değil kürsel bir sosyolojik olgudan kaynaklanıyor.

Açıklamak için George Orwell'e uzanacağım.

* * *

KURGU ve dil zaaflarına rağmen komünist totalitarizme getirdiği emsalsiz eleştiriden dolayı dev bir başyapıtı olan ‘1984’de, büyük İngiliz yazar aynı totalitarizmi gözler önüne sererken, bir de ‘proleter müziği’nden söz eder.

Geniş kitleleri cezbetmek için kolay ritmler ve tıntın güfteler etrafında yaratılan bu ‘proleter müzik’ insani müdahale olmadan, sırf makinalar tarafından bestelenir. Musiki hem sık sık yenilenir, hem de tınıları benimsemek öylesine kolaydır ki, ‘Büyük Birader’i reddeden Winston Smith bile mırıldanmaya başlar.

Hatırlatırım, Orwell romanını kırklı yıllar nihayetinde yazmıştı ve ortada değil bugünkü gibi her hangi bir ‘pop şarkıyı’ baştan sona ‘kompoze eden’ bilgisayarlar, bilgisayarın ismi dahi bir kavram olarak mevcut değildi.

Şimdi tekrar Erener'e dönüyorum.

* * *

‘ZOR Kadın’ ve ‘Utanma’ parçaları hariç sanatçıya Avrupa'da fazla şans tanımadığımı söyledim, çünkü ‘proleter müziği’ne en yakın olanlar bu ikisi !

Ritm kolay kapılıyor ve pazar açısından da gütfenin zaten önemi yok...

Oysa, Erener'in sesi mükemmele yaklaşsa bile bizim kanıksadığımız öteki şarkılarda bir, lisan handikapı mevcut; iki, yerellik fazla ağır basıyor.

Bu yerellik ise, Batı pop müziğine şu sıra damga vuran ve oryantal egzotika çağrıştıran tınılardan farklı. Benim çok sevdiğim ‘Lal’ın Avrupalı ‘teenager’ları Tarkan'ın ‘Şıkıdım’ı gibi diskoda göbek dansına cezbetmesi mümkün değil.

Ondan hoşlanmak için ya belirli bir Doğu Akdeniz ruhuyla haşır neşir olmuş olmak, ya da ‘Kemancı’daki üçüncü rock biradan sonra ‘aslına dönmek’ gerekir.

Başka örnek verirsem, evet bugün Arabi ‘rai’ ritmler Batı'yı sarmıştır ama, bunların Mağrip'le olan ‘yerlilik’ ilişkisi ancak uzak bir esinlenmedir.

Bu musiki Avrupa'daki üçüncü kuşak göçmenlerin yeni tür harmanlamasıdır.

Ve, söz konusu ‘rai pop’ da tıpkı ‘has Avrupai’ pop gibi, gayr-ı insani bilgisayarlar tarafından bugün bir ‘proleter müziği’ olarak üretilmektedir.

* * *

DOĞRU, halkları yakınlaştırdığı ve melez kültür yarattığı için bu olgunun pek çok olumlu yanı var ! Küreselleşmeyi aşarak evrenselleşmeye hizmet ediyor.

Ama... Aması şu ki, Erener'in Batı'da tutunabilmesi, son tahlilde ‘1984’ deki ‘proleter müziği’ne dahil bir ‘Zor Kadın’ın kolay ritmlerinden geçiyor.

Oysa 2000'deyiz ve ben isterdim ki, Erener, ‘Büyük Birader’in standart bilgisayarını aşmış bir ‘Lal’e de Avrupa'da kariyer şansına sahip olabilsin...

X