Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Öp babanın elini !

Hadi ULUENGİN

Türklerin el öpme adeti nereden geliyor ? İki gündür bunu düşünüyorum...

Tahmin edeceğiniz gibi, soru hakkında kafa patlatmamın uyarıcı nedenini Düzce Valisi Fikret Güven'i Başbakan Bülent Ecevit'in eline okkalı buse kondururken gösteren o inanılmaz fotoğraf oluşturdu.

Fakat açıkçası, hipotez niteliğini aşabilecek net yanıtlar bulamıyorum.

* * *

DİYORUM ki, acaba el öpme adetimiz, tıpkı kökeni yalınayak bir çöl İslam'ına uzanan evlere pabuç çıkartarak girmek adetimiz gibi, Arabi Muhammediliğin bizim üzerimizdeki etkisinden mi kaynaklanıyor ? Olabilir de, olmayabilir de !

Kesin cevap verebilmek için hem antropolojik incelemeleri okuyarak Şaman kültürünü koruyan Sibiryalı akrabalarımızın birbirlerine nasıl saygı ifade ettiğini öğrenmek, hem de eski Türk yazıtlarını iyicene araştırmak gerekir.

Ancak, hak din sonrası benimsemiş olsak bile, örneğin Cava Müslümanlarının Buda çağrıştıran avuç birleştirme selamına daha yatkın olduklarını düşünürsek, bundan İslam'ın el öpmeyi mutlak şart koşmadığı yorumunu çıkartabiliriz.

Demek ki, bizim jestimizin derinlerinde farklı bir şeyler daha var...

* * *

BANA, çok edilgen ve çok vahim bir teslimiyet dürtüsü varmış gibi geliyor.

Sanıyorum ki, eli önce öpüp sonra alna götürmekle aslında otoriteye itaat beyanında bulunuyoruz. Yurttaşlığımızı değil, tebalığımızı ifade ediyoruz.

Sanki Allah önünde secdeye varırmış gibi kendimizi ‘öteki’ne sunuyoruz.

Tamam, tamam, Batı'daki tokalaşmanın köken itibariyle muhataba kılıçsız sağ el uzatarak ona boyun eğmeyi işaretlediğini; kibar reveransın ise derebeyi önünde diz çöken köylü temennahından kaynaklandığını ben de biliyorum.

Ancak, tokalaşma çok uzun süredir taraflar arasındaki yurttaş eşitliğinin; reverans da sırf kadınlara gösterilen demode bir nezaketin simgesine dönüştü.

Bugün bunlar sadece ritüel anlam taşıyor... Teba çağrışımı mevcut değil...

Kaldı ki, burnumda ‘berhudar ol evladım, senin de el öpenlerin çok olsun’ diyen anneanneler tüter, dolayısıyla, kendim asla ve asla yanaşmayacak olsam dahi, yine de ve yalnız ritüel kalmak şartıyla el öpmeye hiçbir itirazım yok !

Çünkü, buradaki jest teslimiyeti değil hürmet ve saygıyı dışavurur.

Sosyal hiyerarşiyi değil, yaş ya da aile gradosunu hatırlatır.

Düzce valisinin kapıkulu kimlik ve geleneğiyle Ecevit'in eline yapışması gibi, yurttaşı ıskalamış bir teba - bürokratın ‘itaat beyanı’na benzemez.

* * *

OYSA, Fikret Güven'in hareketinden dehşet rahatsızlık duysam bile valiyi kişisel suçlu sandalyesine oturtursam ona haksızlık yapacakmışım gibi geliyor.

Hayır, hayır, ‘sivil toplum’ kavramının içine ederek ve el öpenin devleti, eli öpülenin ise milleti simgelemesinden yola çıkarak, ‘demokrasiye uygun’ türünden bir zırva saçmalamayacağım. Ortada ne sivillik, ne de demokrasi var !

Ortada, kollektif bir teba ruhunun Düzce'deki tezahürü var !

İşte, ‘el etek öpmek’ sözünden ‘öpsene lan amcanın elini’ uyarısına uzanan ve kundaktan itibaren geçerlilik taşıyan despotik bir itaat kültürü...

İşte, otoriteye teslimiyeti ve ona yaltaklanmayı bürokratik hiyerarşide tırmanabilmenin şartı olarak bellemiş bir kapıkulu geleneği...

İşte, demokrasi ahlakına tınmayarak ve kendisini ulufe dağıtan beylerbeyi sanarak, taraftarlarını boy sırasında kabul eden bir siyaset ricali...

Bu genel zihin sistematiği, bu yaygın değerler manzumesi, bu hakim ilişki tarzı tabii ki başbakan eline yapışan valiyi de üretir. Tekrar, tekrar üretir.

Ve, bir valinin şapur şupur el öpmesi, nihayetinde, teba ilişkilerini aşamamış ve yurttaşı hakim unsur kılamamış bir ‘itaat toplumu’nun aynasıdır.

Ve, öp babanın elini, yahu aynaya bizim kendi suretimiz düşüyor !...

X