Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Müdahale ve boşanma

Hadi ULUENGİN

Etnik sorunların egemen devletlerin içişlerine müdahalede barış ve savaş faktörü oluşturması yeni bir olgu değildir. Bu politika 19'uncu yüzyıla uzanır.

Modern milliyetçiliğin tedrici biçimde gelişmesine paralel olarak Balkan'a hükmeden iki çokuluslu emperyal ülke yani Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorlukları 1878 Berlin, hatta 1840 Londra konferanslarından itibaren kendi hudutları içinde mevcut farklı kavimlerin taleplerinden dolayı dış güçlerin bazen diplomatik, bazen cebri yaptırımlarıyla karşılaşmışlardır.

Özellikle de ‘Şark Meselesi’ olarak gündeme oturan bizim pay-i tahtımız, geç ivme kazanmış milliyetçilik nedeniyle ‘şamar oğlanı’na dönüştürülmüştür.

Ancak, İngiltere, Fransa ve Almanya'dan oluşan ‘sanayi emperyalizmi’ kah Rusya'nın ‘köylü emperyalizmi’yle uzlaşarak, kah onunla çatışarak, yukarıdaki yeni talepleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan kaçınmamıştır.

Bu emperyalizm etnik bazda ulus devlet teorisi yapmasına rağmen pratikte, yeni sınırlar çizilirken ve konjonktüre göre, kendisine daha yakın davranmış olan milliyet ve etnisitelerin diğerlerini ‘yutmasına’ göz yummuşlardır.

İşte bu yüzdendir ki, Balkan ve Birinci Cihan savaşları ertesinde, aslında küçük bir coğrafyanın kavmi olan Sırplar Karadağ, Makedonya ve Kosova'da aslan payını kapmış; buna karşılık Bulgar, Macar ve Arnavutlar öz soydaşlarının yaşadığı bir bölüm toprak parçası üzerinde hükümranlık sağlayamamışlardır.

Açıkçası, etnik sorunları bahane göstererek imparatorluklara müdahale eden emperyalist ülkeler 1918 nihayetinde yeni Balkan haritasını tam çizdiklerinde, arkalarında, aynı etnik sorunları bu defa daha küçük üniteler halinde yaşamak zorunda olan bir dizi ulus-devlet bırakmışlardır.

* * *

NE var ki, sorunlar ortadan kalktığından değil İkinci Savaş ertesindeki zıt kamplaşma yeni bir bölüşüme izin vermeyeceğinden, Birinci Savaş sonrasında oluşmuş olan yukarıdaki netameli statüko on yıl öncesine kadar devam etmiştir.

Sovyet İmparatorluğu çöküntü sesi vermeye başladığı an ise bozulmuştur.

Geniş anlamıyla ‘Tuna coğrafyası’ dediğimiz ve Prag'dan Karadeniz'e uzanan yekpare alanda ‘Pandora’nın kutusu' açılmıştır.

Açılmıştır, çünkü yukarıda belirttiğim gibi özellikle Balkan'da kavim dürtülerine, aşiret aidiyetlerine ve meshep kimliklerine uzanan milliyetçilik, 1918'de tamamlanmamış olan bir paylaşımı şimdi noktalamak istemektedir.

Söz konusu bölgede yaşayan ve 20'inci yüzyılın başında ulus-devlet kuramayan veya kurulmuş olanlarla birleşemeyen etnik gruplar, mevcut sınırlarda hakim durumda olan öteki etnik gruplardan boşanmayı talep etmektedir.

Dolayısıyla, dün Slovenler, Hırvatlar, Boşnaklar, Makedonlar; bugün Kosova Arnavutları; yarın belki Voyvodin Macarları ve Karadağ slavları, eski Yugoslavya halkları ‘ağa baba’ Sırplara kazan kaldırmaktadır.

Ama ‘eli maşalı koca’ olarak çok karılı bir haremin reisliğini sürdürmek isteyen aynı Sırplar metezori evlililikleri bitirmeye yanaşmamaktadır.

Kosova'da yaşanan ve Voyvodin ve Karadağ'da eli kulağında gözüken arbedenin nedeni son tahlilde bir boşanma meselesidir.

* * *

N'APALIM, boşansınlar !

Kendi hesabıma tüm milliyetçiliklerden, hele hele kavim milliyetçiliğinden hiç hazetmesem bile yürümeyen evliliklerin zorla sürdürülmesini, üstelik kazak kocanın aklına estiğinde karısının sırtında sopa kırmasını savunacak değilim.

Kaldı ki, bugün boşanırlarsa yarın dünyanın etnik temeldeki ulus devleti fersah fersah aşmış ‘ulus ötesi devlete’ doğru gittiğini belki görürler de, tekrar barışır ve daha sağlıklı bir evlilik için yeniden nikah tazelerler.

Umalım ki, bu savaşın ertesinde Balkan hakları kavim dürtülerini Tuna'nın, Drina'nın, Meriç'in sularında bir daha asla hortlamamak üzere boğarlar.



X