Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Kravatlı hayat

Hadi ULUENGİN

Haydaa, ‘kravat’ maddesi yok! Olmaması mümkün değil... Delireceğim... Reşat Ekrem Koçu'nun ‘Türk Giyim Kuşam Süslenme Sözlüğü’nü kastediyorum.

Malum, İran'daki ‘reformcu - muhafazakar’ çekişmesi döndü dolaştı kravata bağlandı ya; ve bendeniz yukarıdaki başyapıtın mülkiyetine sahibim, acep Üstad bu konuda ne buyurmuş diye nadide kitabı raftan indirdim. Ama, yok, yok, yok !

Oysa, en alafranga ‘makfarlan’ pelerinden en alaturka ‘arakçin’ takkeye kadar İmparatorluk ve Cumhuriyet kıyafetlerimizi tüm ayrıntılarıyla zikretmiş olan Koçu'nun hanidir yakaya iliştirdiğimiz aksesuvarı es geçmesi imkansız.

Fonetik imla meraklısıydı belki ‘g’yle yazmıştır diye ‘gravat’a baktım, yine esamesi okunmuyor... Birden çakozladım, ‘boyunbağı’nda aramam gerekecek !

Nitekim orayı açtım ki, muhterem önce ‘bu güzel Türkçe isim varken kravat kelimesinin kullanılması garipsenecek dil münasebetsizliklerimizdendir’ diye babalanmış; ardından, bilinen cinsel tercihleri gereği, Beşiktaşlı Gedai'nin boyunbağlı afet oğlan tasvir eden koşmasını alıntılamış; nihayetinde de sadede gelip, adetin bize 1853 Kırım Harbi ertesinde girdiğini ve ‘mutaassıb zümre’ nin uzun müddet kravatı reddederek buna ‘medeniyet yuları’ dediğini yazmış.

Sonra da, ‘şık erkek esvab dolabında yerine ve esvabına göre kullanılmak üzere en azından 100 - 150 boyunbağı bulunmak gerekir’ diye noktayı koymuş.

* * *

DEVENİN nalı! Koçu Bey insaf, fakirin gardrobunda taş çatlasa elli tane var diye şimdi ben ‘berduş erkek’ kategorisine mi giriyorum ? Teessüf ederim !

Galiba siz kravat değil Beşiktaşlı Gedai'nin afet oğlanını aramaktasınız.

Halbuki, ezici çoğunluğu ‘Oxford’ veya ‘Harward’ çizgilisinden; bir bölümü de halis İskoç yünlüsünden olan boyunbağlarım kulunuzun övünç kaynağıdır. Zira hepsini ‘cinnet yılları’ndan sonra ve ‘hayat tarzı’ sembolü olarak edindim.

İlk başlarda zorunlu olmasına rağmen kolejdeyken zaten aram yoktu.

Papaz mektebinde çekilmiş bir sınıf fotoğrafı var, yakası açık tek öğrenci olarak mostralık duruyorum. Biraderler bedelini cumartesi cezasıyla ödetmişti.

Ardından asi bayrağı açtım ki, ‘burjuva işi’ kravata dokunsam ‘yoldaşlar’ kellemi uçurur. Pejmürde parka altında balıkçı yaka ebedi üniformama dönüştü.

Evlenmek tongasına bastığım gün bile, soylu kayınvaldenin dil dökmeleri beni nikah memuru önüne aynı mendebur üniformayla oturmaktan caydıramadı.

İnanın, yirmi sekiz - yirmi dokuz yaşıma varana kadar dolabımda değil yüz - yüz elli, numunelik bir tane kravatım dahi olmadı...

* * *

ŞÜKÜR, ‘cinnet yılları’nın dehşeti nihayet kafama dank ettiğinde derhal kendime fiyakalı bir frenk gömlek, bir de gayet frapan bir boyunbağı aldım.

Kendimi bir kuş gibi hür hissettim ama eyvah, fiyonga düğümünü unutmuşum.

Yavaş yavaş tekrar öğrendim. Ürke ürke ehlileştim. El melekesi edindim.

Öyle aman aman sevdiğimden değil bir ‘hayat tarzı’ tercihine manifesto addettiğimden, ‘akıl çağı’na girdiğimi ‘Oxford’ çizgili kravatla ilan ettim.

Ve, cumartesi aylaklığında renk seçmek; evdeki aynada yine denemek; gece onu takıp barda hoş kadınlara kur yapmak, yaşamayı yeniden keşfetmemi sağladı.

Sonra ‘normalleştim’ ve kravat kafamda ve gardrobumda yerli yerine oturdu.

* * *

‘ŞIK erkek esvab dolabında’ yüz elli veya fakirinkinde taş çatlasa elli...

Ama, resmiyet hariç, kimse boyunbağı takmaya zorlanamaz. Asla zorlanamaz !

Fakat, ters yönde emirle, takmak da yasaklanamaz. Zinhar yasaklanamaz !

Bir ‘hayat tarzı’ tercihi öteki ‘hayat tarzı’ tercihine empoze edilemez !

Ve sanıyorum ki, İran benim ‘cinnet yılları’ndan ‘akıl çağı’na geçişim gibi, ‘hayat tarzı’ manifestolarını bir müddet frapan kravatlarla ilan edecek.

Sonra İran da ‘normelleşecek’ ve kravat kafalarda ve gardroplarda yerli yerine oturacak.

X