Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: İran - Türkiye

Hadi ULUENGİN

İlkin şunu saptayalım: ‘Siyasal İslam’ın çeyrek yüzyıl önce Muhammedi dünyada başlayan yükselişi ne gökten zembille, ne de gaipten vahiyle indi.

Bu yükseliş bir dizi ‘laik’ modelin iflasına simetrik bir seyir izledi.

Başka bir deyişle, boşalan yere alternatif olmak iddiasına tekabül etti.

Yukarıdaki iflasların iki ana mihrağı ise kalkınma tercihi ve uluslararası saflaşma itibariyle zıt gözükseler bile, ‘sekülarist’ karakterleri özünde aynı olan Nasır Mısır'ında ve Pehlevi İran'ında sembolleşti.

Birincisi hem Arap alemi, hem de Müslüman ‘intelligentsia’ için öncü mekan oluşturduğundan, Kahire'de ‘devrim’ (!) gerçekleşmemiş bile olsa, bura çıkışlı ‘siyasal İslam’ hilalli küreyi teorik planda etkiledi.

Fakat, esas belirleyici olan ikincisidir !

* * *

EVET İran belirleyici oldu, çünkü Şehinşahı yıkan ihtilal kitabi teoriyi fiili pratiğe uyguladı. Soyutu somuta dönüştürdü.

1979 Tahran'ı Bolşeviklerin 1917 Petrograd'ına benzer bir rol oynadı.

Ayetullah hareketi genel ümmet bünyesinde azınlık oluşturan Şii kimliğini geri plana atarak evrensel slogan iletmek ustalığını gösterdi. Böylelikle de, Türkiye dahil istisnasız bütün Muhammedi çoğrafyayı çok büyük ölçüde etkiledi.

Yine Rusya örneğiyle benzetme yaparsak, nasıl ki Sovyet dinamiği Stalin'le hiç alası olmamalarına rağmen Fransa sosyalistlerine veya İspanya anarşistlerine iki savaş arasında ivme kazandırmıştı; aynı şekilde Humeyni'nin İran devrimi de Sünni ‘siyasal İslam’ açısından motor işlevi gördü.

Buna paralel olarak, kendi modeli kısmen yalpalamakta olan bizim ülkemizde de önce entellektüel planda, sonra kitle bazında, Şer'i mesajı ‘sol’ ve ‘eşitlikçi’ retorikle harmanlayan; bu açıdan da eski ‘komünizmle mücadele dernekleri’ ‘Müslümanlığın’ (!) benzemeyen yeni bir türev ortaya çıktı.

Sosyal tabanını yine İran'daki gibi ‘dışlanmışlar’ üzerine oturttu. Tarih, toplum ve mezhep farklılıkları ne olursa olsun, - illa kopya edilen bir şablon olarak değil ‘uyarıcı’ dış dinamik olarak kastediyorum - Türkiye ‘siyasi İslam’ının yükselişinde Tahran devrimi bir kilometre taşı oluşturdu.

Ve, isterlerse aksini iddia etsinler vakıa vakıadır, en radikalinden en ılımlısına kadar da söz konusu hareketin mensupları bu devrimden etkilendi.

* * *

ETKİLENME şimdi de kaçınılmazdır. Yine İran'a paralel seyir izleyecektir.

Ancak bu defa yükseliş trendinde değil, iniş trendinde gerçekleşecektir !

Tekrar Sovyet örneğine döneyim, ‘siyasal İslam’ın bundan böyle Muhammedi coğrafyada ve tabii ki Türkiye'de yaşayacağı süreç, seksenli yıllar nihayetine doğru dünya komünist hareketinin yaşadığı süreçten pek farklı olmayacaktır.

Bir Küba gibi bir Afganistan durabilir veya bizim tekne kalıntısı Maocular gibi ‘imanlı mücahitler’ fanatikleşebilir ama, Tahran'daki gelişmeler tıpkı Moskova'dakiler gibi kendi ideolojik periferisine kesin damga vuracaktır.

Zaten aslına bakarsanız epeydir vurmaya başlanmıştır. İlk kavis Muhammed Hatemi'nin Cumhurbaşkanı seçildiği 1997 yılında çizilmiştir. Aşağı yukarı aynı tarihten itibaren de, Türkiye'den Cezayir'e ve Endonezya'dan Sudan'a ‘siyasal İslam’da kısmi gerileme, en azından net bir duraklama hüküm sürmektedir.

Son seçim ise yukarıdaki kavisi hızlı bir iniş virajına döndürmektedir.

Ülkemiz ‘siyasal İslam’ına mensup kim ki belki biraz can havliyle ‘İran bizi etkilemez’ demektedir, o, eski yükselişin esas dinamiğini unutmuştur...

* * *

EVET, Türkiye ‘siyasal İslam’ı bir defa daha İran'dan etkilenecektir.

Bu yeni etkilenme şimdi gerileme doğrultusunda gerçekleşecektir.

Çünkü ‘siyasal İslam’, tıpkı yerini almak iddiasıyla ortaya çıktığı iki ‘laik’ model gibi, hayatın pratiğinde sınanmış ve fiilen iflas etmiştir.

X