Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: İran: Meşru bir bitiş

Hadi ULUENGİN

İnkarı mümkün değil, zalim ve hayalperest Şehinşah'ın oligarşik rejimini, uzaktan uzağa Zerdüşt çağrışımlı ve fanatik imanlı bir Şii seferberliğiyle yıkmış olan 1979 İran ‘İslam Devrimi’nin arkasında geniş halk desteği vardı.

Yine inkarı mümkün değil, bu ‘Devrim’ pusula onayından da geçmişti.

Humeyni ve müritlerinin kendi kitaplarına göre empoze ettiği ‘demokrasi’(!) biçimde çok tartışma götürür olsa bile, öz açısından bakıldığında, ayetullahlar ihtilali defalarca ‘sandık meşruiyeti’ kazandı.

Ve yirmi bir yıl sonra durum tersine dönmüştür!

Çünkü, kimse itiraz edemez, cuma günkü oylama yukarıdaki kitaba uygun biçimde gerçekleşti. Fakat buna rağmen halk, modernist safları taçlandırdı.

Kum şehrinin sarıklıları, kendi sahasında ve kendi kurallarında yenildi.

Böylesine bir gelişme ise bugüne dek, ‘meclis yalnızlığından’ yakınan Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin manevra marjını büyük ölçüde arttırdı.

Şu kesin, milletvekili seçimlerinde ‘reformcuların’ elde ettiği zafer her şeyden önce Acem ülkesindeki bir ‘yeni meşruiyet’ döneminin başlangıcı oldu.

* * *

ZATEN, bu meşruluğu sağlayabilmek içindir ki, aslında farklı tandanslar yansıtan aynı ‘reformcular’, oylamaya ‘Katılım Cephesi’ adı altında girmişti.

Seçimlere kitlesel katılım gerekliydi, zira net bir zafer ancak gençlerin ve kadınların yoğun seferberliği sayesinde elde edilebilirdi.

Nitekim, sandık başına gidenlerin yüzde seksen gibi rekor bir seviyeye ulaşarak, değişimden yana pusula kullanması bizzat ‘yenilikçileri’ bile şaşırttı. İlk tur sonuçları en iyimser gözlemcilerin tahminlerini dahi aştı.

Dolayısıyla, artık İran'da ‘reform’ farz ve şart oldu!

Halk desteği, dönüşüm iradesini tartışılamayacak bir meşruiyetle donattı.

* * *

ANCAK, unutmamak gerekir ki, bu ‘yeni meşruiyet’e rağmen, Kum'daki molla oligarşisi de başka bir ‘köhne meşruiyet’e dayanıyor. Dayanmak istiyor...

Çünkü, her şeyin ‘Şer’i denetimden' sorumlu ve neredeyse dokunulmazlıkla teçhiz edilmiş ‘Rehber’ Ali Hamaney'in Farsi devlette anayasal statüsü var.

Hazret ‘ı-ıh’ dedi miydi akan suların durması gerekiyor.

Üstelik, adaletten orduya ve ‘devrim muhafızları’ndan zapti kuvvetlere ‘gerici bloğun’ devlet mekanizmasında sahip olduğu fiili bir meşruluk daha mevcut ki, seçim hezimetine rağmen onlar, ellerindeki kozu son raddeye kadar kullanarak, ‘reformculara’ kök söktürmeye çalışacaklar.

Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Hatemi ve bir bölüm yandaşının, en azından ilk başta tedbirli davranmayı tercih edeceğini ve hem asli, hem mecazi anlamda ‘fazla açılıp, saçılmaktan’ çekineceğini düşünmek gerekiyor.

Ancak, yukarıda belirttiğim gibi, farklı tandans ve özlemleri buluşturan ‘Katılım Cephesi’ aynı zamanda, yirmi bir yıldır yaşanan kabustan kurtulmak için, insani bir refleksle hemen ‘açılıp, saçılmak’ isteyenleri de kapsıyor.

Başka bir deyişle, asgari ortak paydalarda ve değişim iradesiyle bir araya gelmiş olan geniş kitlelerin seçim sonrasında doğal olarak ayrışması; sarıklı teokrasinin de bunu fırsat bilerek ve yitirdiği karargahları tekrar ele geçirmek amacıyla, bodoslamadan hücuma geçmesi tehlikesi ortadan kalkmış değil.

* * *

EVET, tehlike hüküm sürüyor ama İran'da artık ‘meşruiyet dengesi’ değişti.

‘Yeni meşruluk’, ne kadar direnirse dirensin, molla oligarşisinin ‘köhne meşruluğunu’ onun kendi sahasında ve kendi kurallarında silip süpürdü.

Dönüşüm, 1979 sonrasının ‘İslam Devrimi’ gibi ‘sandık meşruiyeti’ kazandı.

Bugün diyebiliriz ki, yirmi bir yıl sonra İran'da ‘Devrim’ bitmiştir ve bu bitiş, halk iradesinin vurduğu ‘meşrudur’ damgasını taşımaktadır.

X