Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Hangi egemenlik?






Hadi ULUENGİN

‘TELEKOM’daki kadrolaşmaya ilişkin olarak İMF masasıyla hükümetin MHP kanadı arasında yaşanan kriz bana derhal başka bir ‘inci’yi hatırlattı.

Söz uçar yazı kalır ve Halep oradaysa arşiv buradadır, ‘Kemalist kale’ (!) kimliğini ‘Atatürk’ü anlayan tek şef: Hitler' manşetlerinden bildiğimiz bir gazetenin ebedi ‘siyasi komiseri’, bir kaç yıl önce, ‘Uğur Mumcu’yu PTT'nin ‘T’sini özelleştirmek isteyenler öldürdü' diye buyurmuştu. Breh breh breh!

Ulaştırma Bakanı ‘sağ’, o gazete komiseri ‘sol’ etiket taşıyor ya, özünde değişen hiçbir şey yok. Al birini, vur diğerine... Mantık aynı mantık...

Hangi politik yaftayı kullanırlarsa kullansınlar, ‘nasyonal cumhuriyetçi’ lerin kıymeti kendinden menkul ‘egemenlik’ anlayışı ortak noktada buluşuyor.

Önce şu IMF işinden başlayalım...

* * *

SORARIM size, ‘Uluslararası Para Fonu’ bizim ayağımıza kapanıp ‘aman benden borç al da’ diye mi yalvardı, yoksa bunun tam tersi mi gerçekleşti?

Dün Taha Akyol da yazıyordu, seksenlerin başından 1994'e kadar Ankara'nın IMF'le alış verişi olmamıştı. Ne zaman ki ‘Özal’lı yıllar' bitti ve ‘Babasal’ çağ başladı, Washington'daki mali kurumun o zamana dek ‘örnek’ diye gösterdiği Türkiye mangır dilenmek için tekrar sağa sola avuç açmak zorunda kaldı.

Uzantısını yaşadığımız 28 Şubat krizi de bunun devamını oluşturuyor.

Ve, IMF bu defa işi sağlam kazığa bağlayacağını ve her şeyi ince eleyip sık dokuduktan sonra, kredileri peyderpey vereceğini daha ilk gün açıkladı.

Yukarıdaki şartlar da koalisyon hükümeti tarafından resmen kabul edildi.

Birader baştan lades dedin, kime kızıyorsun ki ?

* * *

FAKAT şimdi, ‘IMF Telekom tayinlerine burnunu sokamaz’ lafı dolaşıyor.

Gerçekçi olalım, sokar! Siz eğer ona muhtaç duruma düşmüşseniz ve kapı gibi anlaşmanın da altına imza atmışsanız, önünüzde iki şık var demektir.

Ya bunu yiyip yutacak ve 1,5 milyarlık dilimi alacaksınız, ya da ‘canım cehenneme’ deyip paranın üzerine soğuk su içeceksiniz. Üçüncü bir şık yok!

Doğru, birinci durumda klasik anlamdaki egemenlikten taviz verilmiş olur!

Ama söz konusu şekli ‘taviz’, IMF'ye başvurarak zaten o klasik egemenliğin öz itibariyle tırpanlanmasını kabullenmiş olan ana tavizin yanında bir hiçtir.

Zira, kendimizi kandırmayalım, tayinlere ilişkin olanı daha çok göze batsa bile, bireyler bazında olduğu gibi ülkeler bazında da, birisine borçlanmak, borcu vermiş olanın parasını geri alabilmek için, sizin o parayı nasıl, nerede ve niçin kullanacağınızı denetlemesini fiilen kabullenmek anlamına gelir.

Egemenlik de yukarıdaki kabullenme anından itibaren ‘yengen’ olmuş olur.

‘Telekom’ kadrosunda kararlılıkmış falan filan, gerisi laf-ı güzaftır.

* * *

PEKİ, madem ‘sağ’ ve ‘sol’ ‘nasyonal cumhuriyetçi’ler egemenliğe böylesine düşkünler, neden o egemenliği kökünden tırpanlayan ‘kriz - borç - bağımlılık’ kısır döngüsündeki kendi müthiş sorumluluklarını görmek istemiyorlar.

İşte, ‘egemenlik gidecek’ yaygarasıyla ‘PTT’nin ‘T’sini özelleştirtmediniz ve direnişi hala sürdürüyorsunuz... Oysa, eğer özelleştirme şimdiki gibi dünya piyasaları doymadan ve ‘Telekom’ kelepire düşmeden önce gerçekleşmiş olsaydı, çok büyük ihtimalle Türkiye ne krize girecek, ne de IMF'ye avuç uzatacaktı.

‘THY’den bankalara, diğer örnekler de saymakla bitmez...

Fakat ‘sağ’ ve ‘sol’ ‘nasyonal cumhuriyetçi’ler egemenliğin şekli boyutuna takılıp esas özü ıskaladıklarından, ‘PTT’nin veya ‘Telekom’un ‘T’siyle bozup, ülkenin zaman, kaynak ve en önemlisi de egemenlik kaybetmesine çanak tuttular.

Ağacın tekilliğini görüp ormanın bütününe kör baktılar.

Ey egemenlik, senin adına en değerli egemenliklerimizi yitirdik!

X