Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: FP ve Batı

Hadi ULUENGİN

BU satırların yazarı daha 28 Şubat post modern darbesinden çok önce kaleme aldığı değişik makalelerde, RP bünyesinde organikleşen ‘siyasi İslam’ın çağdaş laisizmle barışık ve Hristiyan demokrat türden bir harekete dönüşmesinin mümkün, ötesi zorunlu olduğuna defalarca ve defalarca işaret etmişti.

Ancak, bunun için gerekli değişik önkoşullardan birisinin, aynı ‘siyasi İslam’ın artık o ilkel ‘anti - Batı’ retoriği reddederek, söz konusu Batı'yla her düzeyde ilişki ve diyalog kurmak olduğunu bilhassa belirtmişti.

Böyle bir yakınlaşmanın hem stratejik açıdan demokrasimize güç katacağını, hem de taktik olarak bizzat RP'yi iç arenada ‘ferahlatacağını’ vurgulamıştı.

* * *

SÜNNET sakalım yok ya beni kim takar, yukarıdaki perspektifi zaten gören sınırlı bir ‘Müslüman intelligentisia’ hariç, başta ilk resmi ziyaretlerini Kaddafi meczubuna ve Suharto despotuna yapan Erbakan, ‘kurmay kesim’ iktidar döneminde bile ana eksenini yine ‘Batı klubü’ düşmanlığı üzerine oturttu.

Sonra da, 28 Şubat post modern darbesi onları poposunun üzerine oturttu.

Eh, Libya ve Endonezya diktatörlerine ‘ya medet’ demenin faydası yok...

Dolayısıyla, hem Türkiye'nin aidiyetini talep ettiği siyasi ve iktisadi coğrafya olması; hem de etik değerlerinin evrensellik arzetmesi itibariyle dün RP'de, bugün FP'de temsil edilen ‘siyasi İslam’ın dönebileceği tek bir yer vardı:

Batı! Deccal'le özdeşleştirilen ve lanet yağdırılan Batı var ya, işte o!

Nitekim, Recai Kutan ve baz RP yöneticilerinin iki gündür Brüksel'de AB yetkilileriyle buluşması yukarıdaki dönüşün ve dönüşümün göstergesini sunuyor.

Belli ki, bir müsibet bin nasihattan evladır misali, ‘siyasi İslam’ın önder kadroları başlarından geçen ‘vukuat’ sayesinde hem ülkemizin, hem de kendi kaderlerinin Batı'yla bütünleştiğini nihayet biraz kavramışlar...

Doğrusu bu durum bana, her familyadan komünistin eskiden kapağı Moskova veya Pekin'e değil de herhangi bir Avrupa ülkesine atmasını hatırlatıyor.

Hadi, Frenk ‘bonjur’u kullanmayayım da sabah şerifler hayrolsun diyeyim!

* * *

ÖNCE şunu belirteyim, Kutan'ın üst düzey AB yöneticileri tarafından kabul edilmemiş olmasını, ‘işte ciddiye almadılar’ diyecek ‘laikçilerimizin’ (!) el ovuşturarak; ‘İseviler bizi umursamadı’ diyecek ‘dincilerimizin’ (!) ise öfkelenerek yorumlaması her iki tarafı da aynı yanıltıcı sonuca götürür.

Diplomatik ve teknik nedenlere uzanan bu durum meselenin özü değildir.

RP temsilcileri en alt seviyede memurlarla görüşse bile sadece temas talebinin gelmesi dahi Brüksel'in önemli mesajı okumasına imkan sağlamıştır.

Gerekli yere ulaştırılarak aynı önem çerçevesinde değerlendirilecektir.

Recai Kutan ve arkadaşlarının mesajındaki tercüme ise şudur:

‘Batı tipi demokrasiyi ve laikliği benimseyerek AB üyeliğini istiyoruz. Dolayısıyla, bizi Hristiyan demokrat tür bir parti olarak görün ve sahiplenin’

Şüphesiz, Ruşen Çakır'ın dünkü ‘Milliyet’te vurguladığı gibi, yukarıdaki yaklaşımla hem RP'nin ve Erbakan'ın encamını kollamak için ‘lobi girişimi’ yapılmaktadır; hem de yine Çakır'ın belirttiği gibi, iniş trendine girmiş olan ‘İslami hareket’in artık Batı'ya burun kıvırmak lüksü yoktur.

İyi ki de yoktur !..

Çünkü, bazıları arkasında ‘takiyye’ bile görse, RP'nin ‘Brüksel açılımı’ son tahlilde bir ‘irade beyanı’dır. Bu beyan uluslarası bir forum nezdinde yapıldığından da artık eveleme gevelemeye getirilemeyecek kadar bağlayıcıdır.

Ve, velev ki zamanda geç ve taktikte faydacı bir yaklaşımla olsun, Batı demokrasisini ve sekülarizmini onun kurumları önünde ‘bağlayıcı irade beyanı’yla onaylayan bir ‘siyasi İslam’ Türkiye'nin ayrıcalığı, ötesi şansıdır.

Şükür, ‘İslami hareket’in artık Batı'ya burun kıvırmak lüksü yoktur ama, ‘laik hareket’in de bu şansı tepmek ve bu beyana kulak tıkamak lüksü yoktur!

X