Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Fotoğrafta AB var

Hadi ULUENGİN

ARALIK ayında keramet mi var ne, doğrusu, yıl sonu bize uğurlu geliyor... Hatırlayın, geçen sene tam bu vakitlerdeydi, AB kuzeyli bir Helsinki'de Ankara'ya ‘aday üyelik’ statüsü tanıdı. Acilen Finlandiya başkentine uçan Bülent Ecevit de on beş Avrupa lideriyle birlikte ‘aile fotoğrafı’ çektirtti.

O kadar badireye rağmen sonunda familya mutluluğumuzu daim kıldığı için Allah'a bin şükür, şimdi aynı şey güneyli Nice kentinde tekrarlanacak.

Başbakanımızın sureti yarın başlayacak Ortak Pazar zirvesine de düşecek.

Çünkü belli, ağzımdan yel alsın, çok beklenmedik bir ‘yol kazası’ vuku bulmadığı takdirde Topluluk devlet ve hükümet başkanları, önceki gün Brüksel'de dışişleri bakanlarının benimsediği kararı en üst düzeyde onaylayacaklar.

Böylelikle, Kıbrıs'ta çözüm, üyelik sürecine ‘yol haritası’ çizen ‘Katılım Ortaklığı Belgesi’ne olmassa olmaz nitelikte ‘sine qua non’ bir şart olarak değil de, ‘lisan-ı münasiple’ zikredilmiş bir dilek şeklinde girmiş olacak.

Neyse, onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine...

* * *

İLKİN şunu belirteyim, pazartesi günü sağlanan anlaşmanın esas mimarı Fransa'dır. Bu ülke Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine'nin böylesine canla başla çalışması da Paris'in Türkiye'ye atfettiği büyük önemden kaynaklanmıştır.

Hatta, dönem başkanlığı sırasında AB krizine çözüm getiremeyen ve Nice'ye kırık notlu karneyle giden Fransız diplomasinin geçen altı aylık süredeki en ciddi başarısının bizim ‘KOB uzlaşması’ olduğunu söylemek yanlış teşkil etmez.

‘Soykırım tasarısı’ndan dolayı Fransa'ya küfredenlerin dikkatine...

Öte yandan, ABD'nin Ankara için ‘bastırması’ tabii ki Atina'yı etkiledi ama, Washington müdahalesiyle birlikte değerlendirilmesi gereken ve diğer Avrupa devletlerini de kara kara düşündüren başka bir faktör de devreye girdi.

Bu, heyhat, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz konjonktürüdür.

Sembolikleştirirsek, Valerie Giscard d'Estaing ve Helmut Schmidt'den oluşan Paris - Bonn ikilisinin 1979 Guadelup zirvesinde gerçekleştirdiği ‘Türkiye’yi kurtarma operasyonu' şimdi daha değişik bir ölçek, boyut ve mekanda, önce Brüksel'de, sonra da Nice'de tekrarlanmaktadır.

Nitekim, Ecevit'in içine gireceği ‘aile fotoğrafı’nı cuma günü şöyle bir eşeleyin, bunun negatifinde bankaların iflas ettiği ve borsanın tabana, faizlerin de tavana vurduğu hazin bir manzara göreceksiniz...

İşte, Topluluk'un kendisi için hayati addettiği Türkiye'de böyle bir manzara istemiyor olması, onun ‘KOB tavizi’nde yabana atılmayacak rol oynadı.

* * *

DİĞER taraftan, şimdi hoşumuza gitse de, ABD'nin Ankara için AB nezdinde zırt pırt ‘devreye girmesinin’ ardındaki tehlikeyi artık görmemiz gerekiyor.

Bir; Washington'un her müdahalesi bizi ona biraz daha ‘gebe bırakmaktadır’ ki, uluslararası ilişkilerde hiçbir şey bedelsiz değildir. Birleşik Amerika'nın elinden içtiğimiz lohusa şerbeti bedavaya gelmiyor. Gelmeyecektir de...

İki; başta Alman dışişleri bürokrasisi ve Fransız ‘cumhuriyetçi rical’i, pek çok Ortak Pazar devleti yukarıdaki ‘coni müdahalesi’den hoşlanmıyor.

Bunlar, Topluluk üyesi bir Türkiye'nin Londra'ya ilaveten, ABD'nin Avrupa Birliği bünyesindeki ‘ikinci Truva atı’ olacağı endişesini dile getiriyorlar.

Son olarak da şunu kesinkes bilelim ki, Kıbrıs sorununun ‘KOB’da ‘şart’ olmaktan çıkartılması, Rauf Denktaş'ın Türkiye'ye uygulattığı ‘en iyi çözüm çözümsüzlüktür’ politikasının AB tarafından benimsendiği anlamına gelmez.

Kıbrıs, tıpkı Filistin gibi veya Keşmir gibi, ‘zaman aşımına’ uğrayarak unutulacak sorunlardan değildir. Tatlıya bağlanmadığı müddetçe, başta üyelik süreci, Ankara'nın tüm dış siyasetini hipotek altına almaya devam edecektir.

Neyse, bütün bunlara rağmen yine de şükür, eh Aralık ayı uğurlu geliyor, Ecevit yarın başlayacak Nice zirvesinde yine ‘aile fotoğrafına’ girecek...

X