Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Dumbala dumba Romanya

Hadi ULUENGİN

ÇAVUŞESKU rezili madamasıyla birlikte tepeleneli henüz altı ay olmuştu ve 1990 Mayıs'ında Romanya'da ilk ‘serbest seçimler’ (!) gerçekleşecekti. Doğu Avrupa uzmanı geçiniyorum ya, ben de olayı izlemeye Bükreş'e gideceğim...

Öğrendim, uluslararası basın merkezi ‘İntercontinental’ otelinde kuruluyor. Rumen başkentine hanidir aşinayım ve yukarıdaki mekanın canım Çigan şarkısı ‘Dumbala Dumba’daki cinsten bir üçkağıt merkezi olduğunu bilirim. Bastır kızıl zaptiyeye manoyu, döviz karaborsasından silah ticaretine her dümeni çevir !

Oda rezervasyonu yaptırtabilmek için İstanbul'dan Bükreş'e teleks üstüne teleks çektim ama cevaplandırmak tenezzülünde bulunan yok. Eh n'apalım Allah kerim, o zaman çalıştığım gazete altıma otomobil çekti ve ver elini Dereköy...

Komünist ülke tecrübeme şükür ve aklımla bin yaşayayım, bizim sınır kapısından beş - altı karton ‘Kent’ cigarası tedarik edip arabaya sotaladım.

Sonra, radyonun Balkanlı türküsünde Bulgaristan; ata toprağı Silistre; sarhoşlatan kokusuyla Tuna; Mecidiye kabristanında cennetmekan ecdadımın ruhuna fatiha ve ‘dumbala dumba’, işte geldim ‘İntercontinental’in önüne...

* * *

ETRAF ana baba günü... Zira, Çavuşesku'dan sonraki kodaman İon İliescu'nun da demokratlıkla alakası bulunmadığını ve seçimlerin danışıklı döğüşten öteye gitmeyeceğini söyleyen protestocular, hanidir meydanı işgal etmiş durumdalar.

‘Uçmasınlar’ diye arabanın sileceklerini söktüm. Sonra, doğru resepsiyona.

Cüret bu ya, pasaportun arasına iki tane onar dolarlık banknot sıkıştırıp kendimden gayet emin bir tavırla, ‘üç gün için iyi bir süvit istiyorum’ dedim.

Ah yeşil papel sen nelere kadirsin ! Tabii ki, yaklaşık on dakika sonra, otelin en üst katındaki mükellef odamdan aşağıdaki kalabalığı seyrediyordum.

Kaldı işin telefon faslııı ! Değişik ülkelerden meslektaşlarıma sordum, kimisi Paris'i altı saattir bekliyor, kimisi on saattir Madrid diye ağlıyor...

Eh, kaçın kurrası bendeniz ‘Kent’ cigaraları buraya her halde mostralık niyetine taşımadı. Daha 1971 yılının ilk Romanya yolculuğumdan beri biliyorum ki, bu marka meret bu ülkede para niyetine geçer ve hemen her kapıyı açar...

Ben de telefon santralının kapısını tıklattım ve matmazellere birer karton vererek, aradığımda, en acil cinsinden İstanbul'a bağlanmamı rica ettim.

Sonra da, gel keyfim gel, gazeteci arkadaşlarım haber yazdıracağız diye aşağıda saçlarını başlarını yolarken, ben odamdan virgülleri dikte ettirttim.

* * *

ASLINDA, gel keyfim gel değil tabii ! Aslında bir utanç... Bir rezillik...

Benim şımarık ayrıcalığımdan yoksun Rumen halkı ta megaloman diktatör Çavuşesku'dan beri hep yukarıdaki ‘sistem’e (!) uyuyor. Uymak zorunda...

On yıldır da Romanya'da hiçbir şey değişmedi. Rüşvet ve kayırıcılık yine zirvede... Yoksulluk yine had seviyede... Demokrasi yine yerde sürünüyor...

Ve, tepkisel ahali başkanlık seçimlerinin ilk turunda tuttu, tek sloganı ‘kahrolsun mafya’ olan ve hem Çaveşesku'yu kahraman ilan edip, hem Yahudileri, Çingeneleri ve Macarları mitralyözle taramaktan dem vuran Corneliu Tudor adlı demagog bir faşiste yüzde 28 oranında oy verdi. Denize düştü, yılana sarıldı.

Sonunda uyandı da, pazar günkü ikinci turda gedikli kızıl kodaman İon İliescu'yu tekrar iktidara getirdi. Demokrat adaylar zaten birinci oylamada dışladığından, ehven-i şerde karar kılmaktan başka çare yoktu.

Ancak, kariyerini komünist polis teşkilatında yapan ve ‘İntercontinental’ oteli önündeki demokratların sırtında sopa kıran bir İliescu'yla Romanya çok uzağa gidemez. Bu güzelim ülkenin iyi insanları O'nunla selamete kavuşamaz.

Yazık ki yazık ve ‘dumbala dumba’, ehven-i şer tercihler sürdükçe, Rumenler, dolarla ödenen rüşvetlerden; ‘Kent’le açılan kapılardan ve hakiyle kızıl arasında bocalayan siyasal sistemlerden öyle kolay kurtulamayacaklar.

X