Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Biten film, başlayan film






Hadi ULUENGİN

Mevsime hafiften hafife bir yaz rehaveti inmeye başladı, ben de bugün, haftaya biraz neşeli bir girizgah yapıyor olmak için, perşembe günü vefat eden büyük aktör Jack Lemmon hakkında yazmak istiyordum.

Tamam, işin ucunda hazin bir ölüm var ama olsun, Marilyn Monroe partönerli bir ‘Bazıları Sıcak Sever’den dem vurdum muydu kimsede keder kalmaz.

Dahi komedyen mezarına giderken bile bizleri kahkaha tufanına boğar.

Fakat kısmet değilmiş...

Değilmiş, çünkü Lemmon kabrine girerken öteki de kodese girdi!

* * *

ANLADINIZ, aynı perşembe akşamı Belgrad'da derdest edilip Lahey Uluslarası Savaş Suçluları Mahkemesi'ne postalanan Slobodan Miloseviç'i kastediyorum...

Malum, ne avukatının feryadı, ne madamasının figanı işe yaradı ve hazret karga tulumba uçağa konduğu gibi, pır, mevcutlu olarak Hollanda'ya sevkedildi.

Doğrusu, böylesine hayati bir olayı es geçip Lemmon'un ‘Kayıp’ filmindeki performansından bahsetmek ayıp kaçardı. Bendenizin de ‘şanı’na (!) yakışmazdı.

Üstelik, biz Çetnikbaşı'nın parasıyla beslenen ‘karanlıkçı’ Maocu muyuz ki velinimetimiz hapse tıkıldı, şimdi değirmenin suyu kesilecek diye ağlaşalım?

Tersine, Balkan canisi adalet önünde hesap vereceği için sanki aktörün rol aldığı ‘Tatlı İrma’yı seyrediyormuşuz gibi sevinçten şıkıdım şıkıdım oynarız.

Allah Lemmon'a rahmet, Miloseviç'e ise rahat uyku ihsan eylemesin, amin!

* * *

HİÇ şüphesiz, Yugoslav hükümetinin Çetnik kasabı Savaş Suçluları Mahkemesi 'ne göndermekte karar kılması dış dinamiklerin etkisinden kaynaklandı.

Bunların başında da, ABD'nin, cuma günü Brüksel'de toplanan ve Sırbistan'a yardım konusunun ele alındığı ilk uluslarası konferansa katılmak için Belgrad 'dan ‘ciddi bir jest’ beklediğini ‘olmazsa olmaz’ şart olarak duyurması geldi.

Nitekim, ‘Slobo’ Lahey'e uçtu, Brüksel de anında 1,5 milyar dolar verdi.

Başka bir deyişle, şoven Cumhurbaşkanı Vojislav Kostunica'nın muhalefetine rağmen, gerçekçi davranan ve ülkesinin milletler camiasına dahil olabilmesinin yukarıdaki jestten geçtiğini gören Başbakan Zoran Cinciç'in tavrı ağır bastı.

Dolayısıyla, şimdi hem iki lider arasındaki çelişkinin kızışması, hem de suçlara ortak Sırp ordusundan ‘homurtu’nun yükselmesi ihtimali artmış oldu.

Ancak, avam tabirle söylersek, bunlar Hatice'dir ve neticeyi değiştirmez.

O ‘netice’ ise Slobodan Miloseviç'in on iki yıldır başrolde oynadığı ve ekrana kanlı Balkan manzaraları yansıtan korkunç filmin artık bittiğidir !

* * *

EVET bitti... Şükürler olsun, bitti... İrrasyonel Sırp milliyetçiliğini ‘gıdıklayan’ Miloseviç'in 1989 Kosova'sında ilk seansını oynattığı; sonra da bin bir katliam sekansıyla Vukovar'dan Srebrinica'ya; Tuzla'dan Priştina'ya tüm eski Yugoslav sinemalarında zoraki gösterdiği film, sisli bir Felemenk kanalına bakan Lahey mahpusunda bitti. Seyirciler ve insanlık adına sevinelim.

Üstelik, Çetnikbaşı'nın yargılanması yalnız o lanetli filmin sona erdiği anlamına gelmiyor. Aynı zamanda, ‘uluslararası’ sıfatına gerçekten hak kazanan ve konusu ‘evrensel adalet’ olan başka bir filmin de başladığını müjdeliyor.

Şili'nin Pinochet'i, Ruanda'nın soykırımı derken, şimdi yavaştan yavaşa, zalimin yakasına her yerde ve her an yapışacak bir ‘çokuluslu hukuk’ oluşuyor.

Ve, yeni filmin sahnesinde, katiller eskisi gibi rahat uyuyamıyor.

Ve, ben bu birinci vizyon filme bilet alıyorum!

Eminim ki, Slobodan Miloseviç'i yargıç önünde hesap verirken seyrettiğimde Jack Lemmon'lu ‘Bazıları Sıcak Sever’den bin defa daha fazla mutlu olacağım.

Kasiyer hanım, hem matine, hem suvare için bana bilet, ‘Balkan’daki Kabus' filminde çok ağladım, şimdi ‘Lahey’deki Adalet' filminde gülmek istiyorum...

X