Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Bir nasihata dair

Hadi ULUENGİN

POLONYA Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasniewski'yle mülakat yapan Ferai Tınç ve Nilgün Cerrahoğlu önceki gün, Varşova liderinin görüşme sırasında, AB'ye tam üyelik süreci konusunda kendi ülke ‘deneylerini’ aktardığını yazıyorlardı.

Ferai ve Nilgün nazik davranıp ‘deney’ demişler ama satırlar okunduğunda apaşikar ki, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali ve ‘ev ödevi’nden anayasa değişikliğine, Kwasniewski büyük iyiniyetle Ankara'ya nasihat vermiş.

Hey koca Allah'ım, şu işe bak, AB üyeliğine ilişkin olarak Polonya Türkiye'ye ‘deney aktarıyor’ ve üstü kapalı biçimde ‘nasihat çekiyor’...

Oysa, Ankara'nın AET'yle ‘Ortaklık Anlaşması’ imzaladığı 1963 yılında o Polonya Rus uydusuydu ve asgari ticari bağlar hariç, Avrupa'dan soyutlanmıştı.

Zaten, doksanlara kadar Türkiye'nin Brüksel'le olan ilişkileri iyi kötü; ine çıka; yalpalaya sallaya sürdü de, Varşova'nın esamisi dahi okunmadı.

Üstelik, biz 1987 nisanında aynı AET'ye tam üyelik başvurusu yaptığımızda Leh ülkesinde hala General Jaruzelski'nin komünizmi hüküm sürüyordu. Onun bir gün Ortak Pazar'a girebileceği de müneccimlerin dahi aklından geçmiyordu.

Ve, işte yıl 2000, şimdi Varşova AB üyeliğine ilk adaydır ve Polonya Cumhurbaşkanı Türkiye'ye ‘deney aktarıp’, ‘nasihat vermektedir’...

* * *

VERİR ya! Bu gidişle yalnız Polonya değil, eli kulağındadır, kendilerini şöyle bir toparlasınlar, şu an adaylığı dahi düşünülmeyen Hırvatistan'ı da, Sırbistan'ı da, Bosna'sı da, Makedonya'sı da, Arnavutluk'u da, hatta Ukrayna' sı da, bize AB'ye üyelik süreci hakkında ‘deney aktarır’ ve ‘nasihat verir’...

Eh birader, sen aklına esti, 1963 anlaşmasındaki yükümlülüklerini tek taraflı olarak dondurdun. Sözleşmeyi yaz boz tahtasına çevirdin.

Atina 1975'de üyelik başvurusunda bulundu ve senin Brüksel'deki sefirin muazzam bir öngörüyle Ankara'ya ‘aynı müracaatı derhal bizim de tekrarlamamız ülkemizin ali çıkarları icabıdır’ diye tarihi telgraf çekti, sen buruşturup çöp tenekesine attın. Hayati fırsatı bozuk para gibi harcadın.

Başın sıkıştı, yükümlülüklerini yerine getirmemene rağmen AET'nin dudağını uçurtan miktarda para talep ettin. Vermediler, kapıyı çarpıp küstün.

Neden sonra uyandın ve 1987'de nihayet tam üyelik istedin, o zaman sana ‘şunu, şunu, şunu tamamlaman gerekir’ dediler. Sen duymamazlıktan geldin. Hem bildiğini okumayı sürdürdün, hem de ‘önyargılısın’ diye ateş püskürdün.

Ve, 1999 Helsinki'sinde seni resmen aday kaydedip ‘Kopenhag kriterleri’ adı altında herkesin önüne konulan ‘ev ödevi’ni sana da vererek ‘buna başla, gelecek sene KOB’la not atacağım' demeye getirdiler, işte senesi bitti, bir arpa boyu yol almadın. ‘Ulusal Program’dan şimdi şimdi dem vurmaya başladın.

Ey Türkiye, baştan beri sen AET'yle olan ilişkilerinde stratejik doğrultu çizmedin ve çelişkili rotanı hep konjonktürel iniş çıkışlara göre ayarladın.

Üstüne üstlük de, tımarhanelik şey, sen hem Avrupa'ya dahil olmak istedin, hem de onu ‘düşman’, ‘bölücü’, ‘Sevr özlemcisi’ addetmekten vaz geçmedin.

* * *

OYSA, Varşova mı, Lübiyana mı, Peşte mi, hatta Bükreş mi, hepsi üyelik başvurusu yapar yapmaz, Sitirya veya Transilvanya sorunlarını çözümlemekten anayasaları değiştirmeye; demokratikleşmeyi fiilen gerçekleştirmekten özelleştirmeyi harfiyen uygulamaya, o andan itibaren ‘ev ödevi’ne oturdular.

Senden çok daha kapalı rejimleri kısa sürede her yönden liberalleştirdiler.

Dolayısıyla, heyhat, Polonya Cumhurbaşkanı, sana otuz yedi sene önce üyelik perspektifi tanımış bir Avrupa Birliği'ne nasıl üye olunacağı hakkında ‘deney aktarıyor’ ve üstü kapalı biçimde, iyiniyetle ‘nasihat çekiyor’.

Ey Türkiye, ah çekmenin faydası yok ve madem Nice zirvesinde işte ‘aile fotoğrafı’ da çektirttin, hadi bakalım, şimdi hiç durup dinlenmeden refah ve özgürlük coğrafyasına doğru kürek çek!

X