Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Bahçıvan, yamakları ve biz

Hadi ULUENGİN

TEŞBİHTE hata olmaz, şu ‘W’ rumuzlu Bush bana Mr Gardener'i hatırlatıyor. Hani, Hal Ashby'nin yönettiği ve büyük komedyen Peter Sellers'in başrolü oynadığı ‘Being There’ afişli mükemmel film vardı ya, işte onu...

Burada önce, İngilizce'de ‘bahçıvan’ anlamına gelen ‘gardener’ sözcüğüyle, kurgu sırasında Chauncey Gardiner adını alan ve geri zekalı bir bahçıvanı canlandıran Sellers'in ismi arasında kelime oyunu vardır... Sonra, elifi görse mertek sanacak kadar cahil bu zavallı meczup bin bir tesadüf eseri, özellikle de Washington ricalinin ‘iteklemesi’ sayesinde koskoca ABD'ye başkan seçilir.

Hadi biraz hoşgörülü davranayım ve mahdum George Bush'un ‘Bay Bahçıvan’dan bir gömlek üstün olduğunu kabulleneyim... Ama işte o kadar ! Fazlası yok...

Örneğin, her kelam buyuruşunda çam deviren ve adliye kararıyla Beyaz Saray'a yerkeşen Teksaslı dünya ahvali konusunda ne düşünüyor, anlayan beri gelsin.

Sözümona aktüaliteyi izliyorum ya, ben şahsen hiçbir şey çıkartamadım!

* * *

ZATEN nasıl çıkartayım, hazret bütün kampanya boyunca tek bir defa Amerika dışına açılmaya niyetlendi ve tabii orada da, yine züccaciyedeki file benzedi.

Fakat malum, ABD'yi son tahlilde bir ekip; yani ‘Başkan’ın adamları' yönetir. Eh bunlar da üç aşağı beş yukarı belli oldu. Çoğuna hanidir aşinayız.

Emekli Kurmay Başkanı Colin Powell'i dışişlerine getirmekten sabık savunma bakanı Dick Cheney'i yardımcı atamaya; Condollezza Rice hanımı ulusal güvenlik danışmanlığıyla görevlendirmekten Karl Rove'yi sözcü saptamaya, itaatkar oğlusu, kendisinden kat be kat üstün babasının ‘A takımı’‘yamak’ seçti.

Bu, iyi bir şey! ‘W’ rumuzlu ‘Bay Bahçıvan’ yaprak ayıklamak için küreğe davranırsa, hiç olmazsa birisi, ‘tırmıkla temizlenir’ diye araya girer...

Ancak, hem ‘Başkan’ın adamları'nın kimliğini, hem de Cumhuriyetçi Parti' nin geleneksel tutumunu hesaba katarsak, yeni Washington dış politikasının Clinton dönemininkinden farklılıklar arzedeceğini öngörmekte yarar var...

İlkin, özünde Cumhuriyetçilerin temsil ettiği ‘derin Amerika’yı belirleyen ve ‘izolasyonizm’ denilen ‘tecritçiliğin’ öne çıkacağını düşünmek gerekiyor.

Burada da kabağın en çok Yaşlı Kıta'nın başında patlaması ihtimali yüksek.

Zira, velev ki Bush iktidarının diğer önemli bir danışmanı Richard Haass, Rice hanımın ‘Coniler Balkanlı çocukların okula gitmesine refakat etmek için kullanılmamalı’ diye formülleştirdiği yaklaşımı biraz izafileştirsin, bu, ABD' nin Avrupa'dan mümkün mertebe elini çekmeye çalışacağının sinyalini veriyor.

Yani, yine Haass'ın tabiriyle ‘demokrasiyi illa elzem addetmeyecek’ olan ‘W’lu yönetim Ortadoğu gibi hayati saydığı bölgeler dışında, bilhassa da Doğu Atlantik'te, ‘başınızın çaresine bakın’ tutumuna meyletmeye yatkın gözüküyor.

Böylesine bir eğilim ise hiç şüphesiz Türkiye'yi de etkileyecektir...

* * *

KUŞKUSUZ, bazılarımız ‘demokrasinin elzem addedilmesinden’ hoşlanacaktır ama Washington'daki bu tavır değişikliği bir; ABD'nin Ankara'ya ilişkin olarak AB üzerindeki etkisinin azalmasını getirebilir. İki; Powell'in ‘Irak saplantısı’ndan dolayı Türkiye Birleşik Amerika tarafından, Avrupa'dan ziyade Ortadoğu'da ‘güvenli müttefik’ olarak ‘arzulanmak’ rizikosuyla karşılaşabilir.

Saddamcılarımızın soğuk su içmesi bir yana, ABD'nin ‘başının çaresine bak’ diye NATO'daki bağımsız Avrupa savunmasını desteklemesi ve Ankara'nın da bunu önlemeyi sürdürmesi durumunda ise Washington ‘kaş çatacaktır’... Veya aksine, Beyaz Saray'ın Türkiye'yi kollaması, ‘işte ABD’nin Truva atı' kanısını Yaşlı Kıta'da daha da güçlendirecek ve mevcut güvensizliğe tuz biber ekecektir...

Neyse, şimdilik bunlar faraziye ve önce ‘W’ rumuzlu ‘Bay Bahçıvan’ın; özellikle de O'nun ‘yamakları’nın çapa sallayışını görmek gerekiyor ki, toprakta gül mü bitecek, diken mi, ondan sonra ciddi tahminde bulunalım...

X