Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Aydın ve sol

Hadi ULUENGİN

‘AYDIN’ ve ‘sol’ kelimeleri otomatikman yanyana getirilip bunlar anında birleriyle özdeşleştirilmiyor mu, benim nevrim de çok fena halde dönüyor.

Yok böyle bir şey!

Aydınları ‘sol’la bütünleştirmek bilhassa ülkemize özgü bir cehaletten, bir palavrasyondan, bir sahtekarlıktan başka bir şey değil!

Tanımlamadan başlayalım...

* * *

TÜRKÇEDE ‘aydın’a tekabül ettiği varsayılan ‘entelektüel’ kelimesinin tarihçesi çok yenidir. 19. yüzyıl nihayeti Fransa'sındaki Dreyfus davasında mazlum Yahudi subayı savunan yazarlar ve akademisyenler için kullanılmıştır.

‘Entelektüel’in tarifi son derece elastiki ve son derece zorsa da, onu belirleyen temel kıstasların başında ‘kendisi için bilmek’ ihtirası gelir.

Gaflete düşüp velev ki kurumsal angajmanlara girmiş olsun, ‘entellektüel’ in bu kimseyi ırgalamadan ve kimseye yaranmak amacını gütmeden ruhi bir takıntı olarak ‘kendisi için bilmek’ özelliği, onu büyük ölçüde ‘birey’ kılar.

‘Münevver’in ‘öztürkçeleşmesiyle’ (!) ‘entelektüel’e ‘aydın’ karşılığını getiren sözcük ise bizde en baştan itibaren, az biraz mürekkep yalamışlar ve bir nebze kalem efendisi görünümünü çağrıştırmış olanlar için kullanılmıştır.

Hop dedik! Ağır ol efendi baba, ağır ol!

Heyhat, lugatte yerleşiklik kazandığı için tercümeyi metazori kabullendik ama, ‘entelektüel’ veya ‘aydın’ bu kadar ayağa düşmez... Düşürülemez...

Bilgi dağarcığı işporta vülgarizasyon kitapları ve kıymeti kendinden menkul köşe yazarlarıyla sınırlı; beyin hücreleri analitik tahlil ve sentez yeteneğinden yoksun; ‘kendisi için bilmek’ ihtirasıyla değil etrafa caka satmak arzusuyla yanıp tutuşan; her halükarda da, ‘birey’lik ne kelime, karaman sürüsünün içinde alt tarafı bir kıvırcık koyunu olan o bir nebze okur yazar taifeye ‘aydın’ sıfatını bahşetmek ‘entelektüel’e en korkunç hakarettir.

Zaten ‘sol’la özdeşleşme de buradan kaynaklanıyor!

* * *

BURADAN kaynaklanıyor, çünkü ilk çağrışım her ne kadar Dreyfus dönemi saflaşmasına uzansa da, bizde özellikle atmışlı yıllardan itibaren kendini ‘aydın’ diye empoze edenler ‘sol’ yafta taşıyarak ortaya çıktılar.

Oysa, bunların ‘solculuğuna’ da kitakse!

Diyalektik materyalizmi Politzer'in uyduruk prospektüsünden ‘öğrenip’ (!), ‘aydınlama ve laikliğin sözcüsü’ (!) diye rotasını ‘Atatürk’ü anlayan tek şef: Hitler' başlıklı ‘Zuhuriyet’ gazetesine göre çizen bu zevatın ‘sol’ anlayışı, ceberrut ve faşizan bir tepeden inmecilikten başka bir şey değildir...

Zaten de öyle olması gerekmektedir! Zira, hazretler gerçek ‘entelektüel’ tanımını anlamazlar ama el yordamıyla çıkartırlar ki, evrensel tanım geçerli olduğu takdirde onların kıçlarına inecek okkalı tekme, kendilerinin Türkiye sosyolojisine dayattığı bütün kalpazan değer ve kavramları berhava edecektir.

Çünkü, ‘aydın’ın ‘sol’la özdeşleştirmek bir sahtekarlıktır. ‘Kendisi için bilmek’ ihtirası ve asgari bir eleştirel sorgulaması mevcutsa, ‘entelektüel’in demokratı da, liberali de, faşisti de, dindarı da olur. Bu her yerde böyledir.

Karl Popper'den Raymon Aron'a 20. yüzyılın ikinci yarısına hayati damga vurmuş pek çok şahsiyet veya bizde evrensel sıfatı kucaklayan Büyük Cemil Meriç'ten Şerif Mardin Usta'ya, asla ‘sol’ olmayan ve o etiketi talep etmeyen aydınlar saymakla bitmez. Üstelik, bugün ülkemizde tıpkı Batı'nın ‘Hristiyan entelektüeller’i gibi bir ‘İslami intelligentsia’ da vardır ki, onlar ‘sol münevveran’ı bozuk para niyetine harcayacak düzeyde birikim insanlarıdır.

Dolayısıyla, yeter, ‘aydın’ı ve ‘sol’u artık özdeşleştirmeyin!

Kendileri ‘sol’ olmayan kimseler tarafından da yapılan bu vahim yanlış sadecene, hem ‘entelektüel’ ve ‘sol’ kavramlarının içine; hem de yalap şalap mürekkep yalamış yarı cahil ‘aydıncıkların’ kalpazanlığına hizmet ediyor...

X