Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Avusturya: şerden hayır

Hadi ULUENGİN

BİTTİ! Avusturya'ya uygulanan boykotu kastediyorum...

Irkçı FPÖ partisinin Viyana koalisyonuna girmesinden hemen sonra Ortak Pazar üyelerinin bu başkente karşı başlattığı ve toplam yedi ay süren yaptırımlar önceki gün duyurulan resmi kararla fiilen askıya alındı.

İşin dramatik yanlarından birisini de, AB dönem başkanlığını Paris'in yürütmesinden dolayı söz konusu kararı, Tirol ülkesine karşı en ‘şahin’ tavrı takınan Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın açıklamak zorunda kalması oluşturdu.

Eminim, FPÖ'nün neo faşist önderi Jörg Haider şimdi pis pis gülerek el ovuşturuyor ve ‘tükürdüklerini yalattım’ temasını kullanarak, zaten ‘milli gururu incinmiş’ (!) Avusturya kamuoyunda daha çok prim yapmayı hesaplıyordur.

Ayıkla pirincin taşını...

* * *

DAHA önce de yazdım, Ortak Pazar devletlerinin Viyana'yı karantinaya alması ‘etik’ planda yerden göğe kadar haklı; ötesi, Avrupa'da bir ‘ilk’ oluşturması açısından tarihi bir karardı.

Irkçılıkla uzlaşmamak iradesini resmi ve diplomatik siyasete dönüştürdü.

Fakat heyhat, ahlaki olan şeyler illa hukuki olamıyorlar!

Zira, hiçbir AB belgesi ‘herhangi bir ülkede şu parti iktidara gelirse ona yaptırım uygulanacaktır’ maddesini zikretmediği gibi, henüz Avusturya hükümeti tek bir ‘aykırı karar’a imza atmadan Brüksel'in arabayı atların önüne koşarak derhal boykota gitmesi taktik bakımdan yanlış bir hareketti.

Nitekim, ilerleyen aylar bunu ayan beyan gözler önüne serdi.

Önce Viyana, ‘madem öyle, ben de yetkimi kullanarak, genişleme perspektifi dahil Topluluk’un yenilenmesi sürecine çomak sokacağım' şantajına başvurdu.

Dolayısıyla, söz konusu yenilenme sürecini hayati addeden ‘boykotçu’ başkentlerin etekleri tutuştu ve ‘orta yol formülleri’ aranmaya başlandı.

Öte yandan, başta tek para birimi ‘euro’yu kullanıp kullanmamak konusunda referanduma hazırlanan Danimarka, ‘küçümen’ (!) İskandinavya devletlerinde, ‘Brüksel ya bizim de egemenliğimizi tırpanlarsa...’ kaygısı ön plana çıktı.

Aynı kaygı, mazideki Sovyet müdahelelerinden zaten ağızları yanmış olan ve AB adaylığının ilk safında yer alan Polonya, Çekya ve Macaristan'da daha da net biçimde berraklaştı. Sondajlar üyelik aleyhine dönmeye başladı.

Açıkçası, özünde bin defa doğru ve haklı olan stratejik bir karar taktikteki acelecilik ve acemilikten dolayı, Haider efendinin ‘onlara tükürdüklerini yalattım’ diye övünebileceği izafi bir fiyaskoya dönüştü.

* * *

EVET inkar edilemez, şu an bir fiyasko söz konusudur !

Ama dediğim gibi, izafileştirmek ve şerden hayır çıkartmak gerekmektedir.

Çünkü, FPÖ liderinin böbürlenmeye başlamasına; totalitarist eğilim yansıtan kurumların gelişmeden cesaret bulmasına; ‘kayıtsız egemencilerin’ Brüksel'deki ricatı kendilerine yontmasına rağmen Avusturya'ya yedi ay boyunca uygulanan yaptırım aynı zamanda ciddi bir dönüm noktasına da tekabül etmiştir.

Velev ki hukuken ‘kitabına uydurulamamış’ olsun, AB, başta ırkçılık, genel demokratik değerlerle zıt düşen ideolojilere karşı çok hassas davranacağının işaretini vermiştir. Kopenhag kıstaslarını daha da somutlaştıracak bir ‘etik anlaşmanın’ kısa - orta vadede gündeme gelmesi artık mukadderdir.

Diğer taraftan, ‘realpolitik’ geri adım atmayı zorunlu kılsa bile eski tür egemenlik ve iç işleri kavramları belirli bir erozyona uğramıştır. Şimdi konu teorik olmaktan çıkmış ve kısmen uygulanmış pratik bir deneye dönüşmüştür.

Dolayısıyla, Haider efendi fazla sevinmesin, bu sevincini onun kursağına düğümleyecek özgürlükçü dinamikler Avrupa'nın ruhunda ve hedefinde vardır!

X