Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Avrupai dönem






Hadi ULUENGİN

BUGÜNKÜ konum değil ama ilerideki bir yazımda mutlaka ‘Batı’ kavramının izafiliği ve onun takvim ve mekandaki değişkenliği üzerinde durmak istiyorum.

Çünkü modern zamanlarda öyle dönemler vardır ki, bir Almanya'nın ya da bir İspanya'nın bile diğerlerine ‘Batı’ diye tanımladığı olmuştur. Oysa, coğrafya dersinde onlara ‘Doğu’ diyecek öğrenci ancak kocaman bir sıfır hak eder...

Neyse sadede geleyim, fakat yine modern zamanlarda daima ‘Batı’ addedilmiş birkaç ülke mevcutsa, bunlardan birisini de mutlaka Belçika oluşturur.

Napolyon savaşları ertesinin hengamesinde bir tampon bölge yaratmak için yoktan var edilen bu yapay devlet, kurulduğu ilk günden itibaren, jeostratejik lugatte hem ‘Batı’, hem de ‘Avrupa’ kavramlarıyla özdeşleştirilmiştir.

Bu da son derece normaldir !

* * *

NORMALDİR, zira atlastaki konumunun ötesinde Cermen, Latin ve Anglo Sakson dünyaların geçiş noktasında bulunan bugünkü Belçika, eskinin Brugge tacirleri, Anvers kalyoncuları, Brabant dokumacıları veya Leuven hümanistleriyle, tarihte çağdaş site burjuvazisinin ilk kez oluştuğu mıntıkaya tekabül eder.

Eh malum, ne Avrupa, ne de ‘Batı’ burjuvaziden bağımsız düşünülebilir !

Dolayısıyla, krallık yukarıdaki her iki tanımla yekpare bütünlük kazanır.

Üstelik, kozmopolit kültürde aynı burjuvazisi ‘ulus devlet’in ‘kader birliği’ni bir türlü benimsememiştir. Bu ise onu daha da ‘Avrupalı’ kılar.

Sınırların dışına taşarak, genel bir ‘Kıtalılaşmak’ dürtüsünü kamçılar.

Nitekim, ‘Benelüks’ üçlemesinden başlayın ve şimdiki AB'ye temel oluşturan ‘Çelik ve Kömür Birliği’ne uzanın, Avrupa'yı ‘Avrupa’ yapan bütün girişimlerde Belçika hem en üstte imza atmıştır, hem de bunların öncülüğüne soyunmuştur.

Topluluk'un Brüksel'i merkez seçmesi de buranın başkentlere olan coğrafi yakınlığından çok ‘Avrupalılık refleksi’ne olan ruhi yakınlıktan kaynaklanır.

Ve, işte bu Belçika önceki günden itibaren AB dönem başkanlığını üstlendi.

* * *

ASLINA bakarsanız, AET'nin kuruluşundan beri işlerlik taşıyan ve her altı ayda bir rotasyonlu olarak başka bir üye ülkeye devredilen bu dönem başkanlığı mekanizması, özellikle yeni genişlemelerden sonra epey köhne kalmaya başladı.

Yarım yıl dediğiniz nedir ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçiveriyor...

Dönem başkanı devlet bin bir çetrefil dosyaya tam ‘ısınırken’, dosyaları pat diye kendisinden sonrakine bırakıyor. Şu an on beş üye olduğu göz önüne alınırsa da, yeni sıra kendisine ancak yedi buçuk yıl sonra geliyor.

Üstelik, esasında hem üyeleri, hem de Topluluk Komisyonu'nu ‘dürtüklemek’ (!) için oluşturulmuş olan başkanlık mekanizmanın nasıl kullanılacağı, özünde, o dönem ‘reisliği’ yürüten başkentin insiyatif ve ustalığına kalmış durumda...

‘AB motoru’ geçinen Fransa'nın Aralık ayındaki Nice zirvesiyle bir çuval inciri berbat ettiği; şimdi görevi aktaran İsveç'in ise ‘sade suya tirit’ bir altı ayla ‘gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım’dan öteye gitmediği aşikar...

Peki, Benelüks'ün ufak krallığı ne yapacak ? Ne yapabilecek ?...

Başta 1 Ocak 2002'de fiiliyata girecek ‘euro’, Doğu'ya genişleme, Kosova'yı çözümleme, kurumları yenileme, savunmayı bağımsızlaştırma derken, sorunlar diz boyu ve Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt'ın önünde topu topu altı ay var.

Eğer, çalışkanlığından dolayı ‘beygir’ diye anılan ve bir önceki Brüksel dönem başkanlığı sırasında AB tarihine ‘altın sayfa’ yazmış olan selefi Dehaen 'in müthiş performansını tutturursa, Belçika, bu ülkenin neden daima ‘Batı’ ve ‘Avrupa’ kavramlarıyla özdeşleşmiş olduğunu tekrardan ispatlayacak.

Yok tutturamadı, şüphesiz ‘Doğu’ veya ‘Asya’ olmayacak ama, yandım gülüm keten helva, küçük krallığın büyük prestiji önemli darbe yiyecek.

Dileyelim ki birinci şık, yani ‘Avrupalılık refleksi’ başarı kazansın...

X