Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: Amerika'da demokrasi

Hadi ULUENGİN

UZATMALAR bitti ! Yüksek Mahkeme'nin dün açıklanan kararından sonra George W. Bush'u artık Birleşik Amerika'nın yeni başkanı olarak görmek gerekiyor.

Bu satırlar yazılırken Al Gore Federal kararı henüz yorumlamamıştı ama, sanırım ki demokrat aday koltuktan feragat ettiği yönünde tavır takınacaktır.

Tersi durumda, hem 7 Kasım'dan beri süren ‘bilek güreşi’ kabak tadı verdiğinden, hem de bundan sonraki çabalar fazla kıymet-i harbiye ifade etmeyeceğinden, keskin sirke küpüne zarar misali, inatlaşmada ısrar Gore ve partisini yaralamaktan başka bir yarar sağlamaz.

Her halükarda, Bush'un liderliği şimdi yüzde doksan dokuz oranında kesinleşmiştir ve ABD'de dört yıllık bir Cumhuriyetçi dönem başlamaktadır.

N'apalım, sağlık olsun !

Ben ki ilk günden beri Bill Clinton'un yardımcısını destekledim ve ülke genelinde daha çok oy almış bir adayın Amerikan seçim sistemindeki zaaftan dolayı Washington'a gidememesini içime sindiremedim ama, demokrasinin hukuki işleyişine saygı duyduğumdan, mevcut durumu ister istemez kabulleniyorum.

* * *

7 Kasım seçimleri ertesinde artık ayan beyan ortaya çıkan iki olgu var.

Bunlardan birincisi genel olarak ‘siyaset sınıfı sistemi’ni kapsıyor.

Malum, ‘W’ rumuzlu George Bush, Clinton'dan önceki başkan diğer Bush'un oğlu... Mahdum bey pederini izliyor ve işte babasının koltuğuna kuruluyor !

Modern Amerikan tarihini biraz incelersek, yukarıdaki olgunun bir ‘ilk’ oluşturmadığını ve tam ‘hanedan’ demesek bile, hafiften hafife ‘nepotizm’ kokan bir ‘ailevi kayırıcılığın’ bu ülkede hanidir geçerli olduğunu saptarız.

Nitekim, 1824'de seçilen John Quincy Adams Birleşik Federasyon'un ikinci cumhurbaşkanı John Adams'ın torunu; 1888 oylamasındaki cumhuriyetçi aday Benjamin Harrison 1841 yılındaki başkanlığa getirilen William Harrison'un yine torunu; daha yakın bir dönemde ise, İkinci Savaş yıllarının büyük şahsiyeti Franklin Roosevelt yüzyıl başındaki lider Theodore Roosevelt'in yeğeniydi...

Bugünün Bush'larıyla da iş baba - oğul raddesine kadar varmış oluyor...

Dolayısıyla, anlaşılıyor ki, familya bağları dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Birleşik Devletler de politika sahnesinde dikiş tutturmak için gayet ehven bir ortam yaratmaktadır ve ‘yürü ya kulum’ anlamına gelmektedir.

Bunun demokrasiye illa ters düştüğünü iddia etmiyorum, fakat yine de demokratik rejim açısından zaaf yarattığı görüşünü taşıyorum !

* * *

ÖTE yandan, 1787 anayasasından beri geçerli olan ve Gore'un daha fazla oy almasına rağmen Washington'a Bush'un gitmesine zemin hazırlayan ezeli seçim sisteminin aslında eyaletler arası eşitliği gözetmek amacını taşıdığı doğru...

Ancak, yukarıdaki mekanizma artık hem arkaiklik kazanmış durumda; hem de yine modern Amerikan tarihine dönersek, söz konusu sistemin bugün olduğu gibi geçmişte de önemli adaletsizliklere yol açtığı objektif bir vakıa...

1815'deki Adams - Jackson çekişmesinden Abraham Lincoln'ün 1860'da azınlık oylarıyla başkan seçilmesine; 1876'da Samuel Tilden'in ülke bütününde daha çok taraftar bulmasına rağmen Rutherford Hayes'in eyalet reyleriyle Beyaz Saray'a gitmesine; aynı cins bir ‘Pirüs zaferi’nin 1888'de Benjamin Harrison'a karşı Grover Cleveland tarafından elde edilmesine dek, iki dereceli sistem ABD'yi pek çok defa genel demokrasi kurallarıyla cidden çelişen sonuçlara götürdü.

İşte şu anda da böyle bir çelişki yaşanıyor ve Amerikan halkı esas tercihini Al Gore'dan yana yapmış olmasına rağmen George W. Bush, garebetliği göz çıkartan bir oylama mekanizması sayesinde Washington koltuğuna oturuyor.

Tabii ki ‘ABD’de demokrasi yok' türünden saçma sapan laf yumurtlamıyorum!

Ancak, bu demokrasinin Birleşik Amerika'daki uygulanış yöntemini hiç mi hiç benimsemiyorum ve mutlaka değiştirilmesi gerektiğine inanıyorum !

X