Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin : AB zirvesi

Hadi ULUENGİN

NİCE'deki AB zirvesi hakkında yazacağım ya, dün sabah gözümün çapağıyla radyo ve televizyona saldırdım ki, neler olup bitmiş, şöyle bir öğreneyim.

Hepsi birden, perşembe günü başlayan ve Avrupa tarihinin en uzun doruk toplantısı sıfatını kazanan oturumun metazori bir ‘uzlaşma’yla, demin, yani Akdeniz ufkunda şafak sökerken nihayet sona erdiğini söylüyor....

Peki, gerisi ? Hani ‘uzlaşma’nın içeriği ?

Hiçbir istasyonda ayrıntı yok ! Yok, çünkü Fransız kentindeki muhabirler mikrofonu birleşime bizzat katılmış anlı şanlı liderlere çevirdiklerinde, onlar dahi kemküm ediyorlar. Derli toplu laf söyleyenine rastlanmıyor.

Yahu, dört günden beri çingene pazarlığı yapan ve ikide bir ‘kapıyı çeker giderim ha’ tehdidini savuran siz değil miydiniz ? Şimdi nutkunuz mu tutuldu ?

Yoksa yorgunluktan bitap düştünüz de ne koparttığınızı bile unuttunuz mu?

Eh, baskı saati kaçtığından gazetelerde tek satır bulamayacağımı zaten biliyorum, bari internet aracılığıyla ajans bültenlerini tarayayım dedim...

Zira, ‘Reuters’iydi, ‘AFP’siydi, ‘EFE’siydi, şusuydu busuydu, uluslararası nitelikteki büyük haber kurumları böyle önemli toplantılara tam kadro giderler ve onlar da, en ince teknik konuları hap edilmiş biçimde siyasilerin önüne koyan ve Tibetçeden esinlenme bir kelimeyle ‘şerpa’ denilen ‘gölge adamlardan’ detayları sızdırarak, gelişmeleri diğer medyadan önce kamuoyuna duyururlar.

Nitekim, yanılmamışım... Hem İngiliz, hem de Fransız ajansında zirvenin ayrıntıları vardı. Ancak size bunları aktarak kafa şişirmeyeceğim.

Sadecene şu kadarını söyleyeyim:

* * *

AKDENİZLİ sayfiye şehri AB için ‘keskin viraj’ oluşturmadı.

Başka bir deyişle, yeni üye kaydetmeden önce mutlaka kendi iç işleyişini düzenlemek; bilhassa da, Bakanlar Konseyi'nde kararların nasıl bir yöntem ve hangi tür bir çoğunlukla saptanacağını belirlemek zorunda olan Ortak Pazar nihayetinde çok çetrefil bir mekanizma üzerinde anlaşmaya vardı ki, söz konusu ‘uzlaşma’ aslında ne on beşlerden tek bir tanesini bile gerçekten tatmin etti, ne Topluluk'un geleceğini az biraz garantiye aldı.

Oy paydası dağılımında ‘büyükler’le ‘küçükler’in pazartesi sabahına dek süren dalaşmasından başlayın; oradan ‘büyükler’in, özellikle de Almanya'yla Fransa'nın kendi arasındaki gizli çatışmaya uzanın; sonra, Brüksel Komisyonu üyelerinin belirlenmesindeki muallaklığa şöyle bakın; ardından da, İngiltere 'nin masaya yumruk vurmasıyla birlikte kaldırılan veto sınırlama engellerini teker teker sayın, ortaya çıkan tablo hiç mi iç açıcı değil !

Hadi, şom ağızlılık yapmamak için zirve ertesinde AB'nin bir nebze ilerlediğini kabulleneyim ama, bu ‘ilerleme’yle pek uzağa gidilmez. Gidilemez.

Çünkü, bırakın Nice'de onaylanan ‘reform’un (!) bizzat pazarlığa katılan liderler tarafından bile anlaşılamayacak ölçüde alengirli olmasını, dün orada biçilen ‘elbise’ değil genişleme ertesinde ortaya çıkacak hantal cüsseyi, şimdiki Avrupa Birliği'nin gövdesini bile uzun süre kaldıramaz.

Dolayısıyla, Fransız sahil kentindeki doruk toplantısını ancak izafi bir adım olarak değerlendirmek ve AB'nin bünyeye yeni üye almadan önce Nice'de başaramadığını muhakkak başarmak; yani, hem genel stratejik perspektif çizmek, hem de onun taktik kurumlaşmasını sağlamak zorunda olduğunu görmek gerekiyor.

Aksi takdirde, velev ki genişlesin, bu genişlemeyle netleşecek yapı ekonomik bir serbest mübadele alanı olmaktan çok öteye gidemeyecektir.

Gerçek ‘reform’ yapıldığı takdirde ise kaçınılmaz olarak, farklı halkalar içeren ve farklı hızda giden ‘çok vitesli’ bir Avrupa manzarası belirecektir.

Sonuç şu: Dün şafak vakti noktalanan Nice zirvesi AB tarihinde keskin bir viraj değil, en kabadayısı, gayet geniş açılı bir kavis oldu. O kadar !

X