Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hadi Uluengin: AB ve top

Hadi ULUENGİN

ZEYNEL Lüle Brüksel mahreçli dünkü haberinde, hafta içinde AB Komisyonu ve Avrupa Parlemantosu yetkilileriyle görüşmeler yapan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in temaslar ertesinde ‘top bizde’ şeklinde konuştuğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini fiilen uygulaması durumunda 2001 yılı nihayetinde Topluluk'la tam üyelik müzakerelerine başlanabileceği yorumunu getirdiğini bildiriyordu.

Evet, Dışişleri Bakanı ‘top bizde’ derken tabii ki doğruyu söylüyor.

Aslına bakarsanız, top hanidir bizde...

Bilhassa da, Aralık 1999 Helsinki zirvesinden bu yana tamamen bizde...

Çünkü, madem futbol lisanıyla konuşuyoruz, Finlandiya başkentinde Ankara' ya ‘aday üyelik’ statüsünün tanınması pasın Türkiye'nin ayakları altına bırakılması ve ‘görelim bakalım maharetini’ denilmesi anlamına geliyordu.

Fakat manzara meydanda, neredeyse bir yıldır o topu anlamsız biçimde sahanın orasında burasında gezindiren bizim takım, seyircilerin heyecanla izlediği maça dinamik katacak en ufak bir harekete girişmiyor.

* * *

GİRİŞMİYOR ya, çünkü, işte cümle alem ezbere biliyor ve lafta tekrarlıyor ki, tam üyelik müzakerelerine başlanabilmesi için Türkiye'nin ‘ev ödevini’ yerine getirmesi, yani ‘Kopenhag Kriterleri’ denilen siyasi ve hukuki Avrupa etiğiyle asgari bir uyum sağlaması ‘olmazsa olmaz’ şartı oluşturmaktadır.

AB Komisyonu'nun hazırlamakta olduğu ve birbuçuk ay sonra karar organı Konsey'e sunacağı ‘Katılım Ortaklığı’ belgesi de bu uyum sürecinde saptama yapacağından; dolayısıyla Brüksel'in Ankara'ya uygulayacağı kısa - orta vadeli politikayı belirleyeceğinden, kaybedilecek dakika değil salise bile yoktur.

Peki, hani nerede? Maç ilerliyor ama top hala boşuna mekik dokuyor...

Çıka çıka, İnsan Hakları Üst Kurulu'nun kaleme aldığı ve önceki günkü kabine toplantısında koalisyon üyeleri tarafından da benimsenen rapor çıktı.

Ancak dikkat, bin dikkat, Güngör Mengi'nin dünkü yazısında çok isabetle altını çizdiği gibi, raporda MGK'nın yalnız danışma organı işlevi görebileceği ve idam cezasının kaldırılmasının zorunluluk oluşturduğu paragrafları açıkça zikredilmesine rağmen, ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet, yukarıdaki iki hayati madde Başbakan Bülent Ecevit'in bir ‘tebliğ’ üslubuyla açıkladığı hükümet listesinde yer almıyor.

Çocuk mu kandırıyoruz? Daha doğrusu, kandırmayı mı umuyoruz?

Genel doğrultusu tabii ki olumluluk arzeden fakat siyasetteki ve hukuktaki sivilleşmenin en can alıcı noktalarını hasır altı eden bir ‘hükümet kararı’‘işte demokratikleşiyoruz’ diye Brüksel'e gösterdiğimiz takdirde onun bunu yutacağını ve bizimle üyelik müzakereleri başlatacağını sanıyoruz?

Allah akıl fikir ihsan eylesin, amin...

* * *

BURADA, şimdilerde pek dil pelesengi edilen deyimi kullanacağım, ‘ne kadar ekmek, o kadar köfte’...

Yani, ne kadar demokrasi, o kadar AB...

Ne kadar sivilleşme, o kadar Avrupalılaşma...

Muhakkak ki, zaten hiç acelesi olmayan ve acelesi olmadığı için de Türkiye'yi ‘fazla dürtüklememek’ siyasetini bir strateji olarak benimseyen Topluluk, hala ve hala fiili ve somut adım atmıyor diye Ankara'yla ipleri kopartmayacak.

Ancak üyelik müzakerelerine yanaşmayacak ve ‘neden alargadan alıyorsun’ sorusunu yönelttiğimiz takdirde de, hafif müstehzi bir gülümsemeyle, ‘yoksa sen Kopenhag kriterlerini hızla hayata geçirdin de, körlüğümden dolayı ben mi göremiyorum’ cevabını verecek.

Evet, Dışişleri Bakanı Cem'in dediği gibi AB sahasındaki maçın topu bizde.

Ama dikkat, pası aldığımızdan beri biz o topu boşa koşturuyoruz!

X