"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Hadi gelin ‘büyük fotoğrafa’ bakalım!

ÖNCE birçok kişinin hoşuna gitmeyeceğini bildiğim ama söylemekten de asla vazgeçemeyeceğim temel bir kuralı hatırlatarak başlayayım: Hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı sürece herkes masumdur!

Bunu bugüne kadar kaç kere hatırlatmak zorunda kaldığımı hatırlayabilmeme olanak yok.
Özellikle de son beş–altı yılda belki yüzlerce kez tekrarlamışımdır.
O vakitler bunu yazdığımda “Ergenekon davasını itibarsızlaştırma girişiminden” başlayarak, “postalcı” olmaya kadar birçok şeyle suçlandım.
Bu kadar ileriye gitmeye cesaret edemeyen “nispî liberaller”den de şunu çok duydum: “Büyük fotoğrafa odaklan, kurunun yanında yaş da yanabilir, önemli olan büyük fotoğrafı görebilmektir.”
Şimdi yine aynı noktadayım: Hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmadığı sürece herkes masumdur!
Son operasyonla aralarında kamu bankası genel müdürünün, belediye başkanının, bakanların oğullarının ve bazı işadamlarının olduğu birçok kişi gözaltına alındı.
Ayakkabı kutularından çıkan milyon dolarlardan, yatak odalarında ele geçirilen para sayma makinelerinden, telefon kayıtlarından, videolardan söz ediliyor.
Kuşkusuz ki bunlar önemli delillerdir. Yargılama aşamasında bu delillerin çok baş ağrıtacağını şimdiden söyleyebilirim.
“Bu operasyonu cemaatçiler hükümete karşı yaptı” iddiasını da ciddiye almıyorum, çünkü büyük fotoğrafın ne olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Büyük fotoğrafa yansıyanlar olmamış olsaydı, cemaat böyle bir şeyi yapabilecek olanağı nasıl bulurdu?
Büyük fotoğrafta, ihalelerin bazı işadamlarına özel olarak yönlendirildiğini, MİT’in raporlarının ihale dağıtımında önemli rolleri olduğunu gördük.
Kamu ihalelerinin yürütülüş biçimini tanımlayan yasanın yüzden fazla kez değiştirildiğini, ihalelerin şeffaf olmadığını, büyük ihalelerin adeta paylaştırıldığını, bu işin başında da bizzat Başbakan’ın olduğunu biliyoruz.
Bakanların çocuklarının, gelinlerinin, damatlarının, kardeşlerin kurdukları özel bürolar aracılığıyla olmaz işleri olur hale getirecek aracılıklar yaptığını sağır sultan bile duydu.
İstanbul’un iyi lokantalarında yan masalarda konuşulanlara kulak kabartırsanız kimin ofisinin nerede olduğunu, hangi işin yüzde kaç hesabıyla bitirilebildiğini duyabilirsiniz.
Türkiye adeta bir çekirge istilasına uğradı. Ne bulurlarsa yiyorlar, daha çok yiyebilmek için de akıl almaz yöntemleri var.
Büyük fotoğrafta görülen sadece “yağma Hasan’ın böreği”dir.

Yolsuzluklardan da mağduriyet çıkarabilecekler mi?

BAŞBAKAN’ın partideki yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Adalet Bakanı olduğu dönemde şöyle söylemişti:
“Biz iktidar partisi olarak suç örgütleriyle mücadele edecek bağımsız yargı organlarının karşısına ‘Yapmayın’ diye çıkmıyoruz. Bir yerde yanlışlık görüyorsanız, şaibe görüyorsanız, yasadışı faaliyet görüyorsanız, ucu nereye kadar varırsa varsın, üzerine gidin diyoruz.”
Başbakan’ın kendisi de 16 Şubat 2011 tarihinde şöyle konuşuyordu:
“Aksi kanıtlanmadığı sürece herkes masumdur. Gözaltına alındığı, sorgulandığı, tutuklandığı, yargılandığı için hiç kimse suçlu kabul edilemez. Ancak ak ile karanın ortaya çıkması, sürecin hassasiyetle ilerlemesi için herkesin bu noktada yargıya ve yargı sürecine saygı duyması gerekir. Bu konuda, duyarlı, hassas olmak herkes için geçerlidir.”
Önceki gün başlayan operasyondan sonra bütün söylediklerini unutmuş görünüyorlar.
“Yargıya ve yargı sürecine saygıdan” ya da “Yasadışı faaliyet görüyorsanız, ucu nereye kadar varırsa varsın, üzerine gidin” talimatını hatırlamıyorlar.
Polis müdürleri birbiri ardına görevden alınıyor: Suçları belli, operasyona engel olmamaları.
Savcılara “yardım etsinler diye” yeni savcılar atanıyor: Amaç belli, ucu kötü yerlere gidebilir, aman ha!
Ağır iddialar var, “soruşturmanın selameti için” ilgili bakanlardan hiçbiri görevini bırakmıyor.
Normal ve medeni tutum, böyle iddialar karşısında olay açıklığa kavuşturulana kadar bakanlık görevinden istifa etmeleriydi ki soruşturmayı etkileyebilecek konumda olmasınlar.
Başbakan, Deniz Baykal’ın istifasıyla sonuçlanan kaset şantajında şöyle demişti:
“Eşine ihanet eden mağduru oynayamaz.”
Ama öyle görünüyor ki ortalığa saçılan yolsuzluklar nedeniyle mağduru oynamaya çok hevesli!

Bünyamin Aygün’e özgürlük

MİLLİYET muhabiri Bünyamin Aygün, Suriye’de El Kaidecilere yakın bir örgüt tarafından kaçırıldı.
Bünyamin
’i, Milliyet’te Genel Yayın Müdürü olduğum dönemde çok yakından tanıma olanağı bulmuştum.
Tecrübeli bir foto muhabiriydi ve Milliyet’te çalışmaya başlaması da benim dönemime denk geliyor.
Gazetecilikten başka bir geliri ve heyecanı olmayan, elinde fotoğraf makinesiyle âdeta uyumadan çalışan bir arkadaşımızdır.
El Kaide’ye yakın bir örgütün Bünyamin’i kaçırması, günümüzün olaylı ortamında gürültüye gitmemeli.
Dışişleri Bakanlığı’nın, MİT’in bölgedeki muhalif güçlerle ciddi ilişkileri olduğu da bir sır değil.
Bünyamin
’in bir an önce evine sağ salim dönebilmesinin sorumluluğu bu kuruluşların boynundadır.
Başına bir şey gelirse onları sorumlu tutacağımızı şimdiden söyleyeyim.
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, bir vatandaşının sağ olarak kurtulabilmesi için her türlü girişimi yapmak zorundadır.

X