Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Haddimi bildim

Serdar TURGUT

Her gün yazı yazıyorsunuz ya...

Büyük gazetenin köşe yazarısınız ya...

Bir süre sonra kendinizi ciddiye almaya başlıyorsunuz.

Hayatta en önemli insanın siz olduğunuzu, herkesin sizi sevdiğini, takdir ettiğini, insanların sabah gazeteyi açar açmaz okumak için hemen sizin köşenizi açtıklarını...

Sokağa çıktığınızda herkesin sizi tanıyacağını...

İmza almak isteyeceklerini...

Genç kızların gizliden size aşık olduklarını...

Ve hatta yakışıklı olmaya bile başladığınızı düşünüyorsunuz.

***

Ancak her bu durumdaki insanın hayatının bir noktasında, ona gerçek yerini hatırlatan bir olay olur.

Bazı insanlar -ki bunlar çoğunluktadır- o noktada kendilerine verilen dersi anlamaz.

Benim gibi insanlar ise o noktada verilen dersi tokat gibi suratlarına yiyip, oturuverirler aşağıya.

***

Her şey manavdan iki adet maydanoz ısmarlamamız ile başladı.

Bizim manavın fiyatları dünyaca meşhur olduğundan ona telefon etmeden önce evde yeterli miktarda para olup olmadığını da kontrol etmeyi ihmal etmemiştik.

Evde yeterli miktarda para olmasaydı bankaya gidip yüksek düzeyde tüketici kredisi alacaktık.

Neyse yeterli para varmış, siparişi verdik, telefonu kapadıktan daha henüz 30 saniye geçmeden kapı çalındı.

Bizim manav siparişleri olağanüstü hızlı getirir.

Bunun tek nedeni insanlara mükemmel hizmet amacı değildir.

Manav kendi fiyatlarının ne durumda olduğunun gayet tabii bilincindedir.

Siparişi aldıktan sonra 40 saniye içinde malı teslim edemez ve müşterilere düşünme fırsatı bırakırsa insanların bu arada kendilerine gelip fiyatlara isyan edeceğini de çok iyi bilmektedir.

Bu nedenle ısmarlanan her mal jet hızıyla kapınıza gelir.

Ödediğiniz parayı çok daha sonra yemek pişirirken anlayıverirsiniz ama o aşamada da iş işten tabii ki geçmiş, olanlar olmuştur.

***

Neyse, maydanozlar geldi.

Gazete kâğıdına sarılmışlardı.

Ve bilin bakalım hangi gazetenin hangi sayfasıydı bu.

Evet, doğru bildiniz, Hürriyet gazetesinin dördüncü sayfası, yani bu yazının yer aldığı sayfa maydanozlara kesekâğıdı olmuştu.

Yazının girişinde anlattığım türde bir insanın kendi yazılarının nihai analizde bir kesekâğıdı olduğunun bu kadar da gözüne sokulması dünya tarihinde bence böylesine acımasızca ilk kez oluyordu.

Bu gerçekten son derece acıklı bir şeydi.

***

Üstelik maydanozlar da solmuşlardı.

Yani, yazınızın bulunduğu sayfanın kesekâğıdı olması ve bunun mahalle manavı tarafından evinize gönderilmesi tabii ki kendi içinde başlı başına büyük bir darbeydi.

Ama bu kesekâğıdının solmuş maydanozlar içermesi darbenin ağırlığını inanılmaz ölçüde daha da artırıyordu.

Tabii bu solmuş maydanozlara istenilen ve alınan fiyat darbeyi absürd hale de getiriyor ama meselenin o yanı tamamen başka bir yazı konusu olacak kadar derin ve farklı bir konu.

***

Bu aşamada bizim manava da bir sözüm olacak.

Yahu kardeşim illa da bizim okunmuş gazetelerden kesekâğıdı yapmak zorundaysan, bari hangi sayfadan yaptığına dikkat etsene...

Yani bana o gün maydanozları yollarken, bizden başka bir yazarın bulunduğu sayfayı kesip sarsaydın fena mı olurdu yani?

Örneğin Ertuğrul Özkök'ün yazısının bulunduğu sayfayı tercih etseniz ne olurdu ki?

Bunu yapmış olsaydınız solmuş maydanoza ödediğim onca paranın acısını tamamen unutup mutlu olmamı bile sağlayabilirdiniz.

Düşünsenize, böyle bir şey olsaydı bu konuda ne yazılar yazardım ama...

***

Bizim Türk milleti çok acımasız vallahi.

Bu milletin bir ferdi olan Rana bunu o gün de ispat etti bana.

Maydanozların sarılı olduğu kâğıtta yer alan yazıyı bana gösterip, suratıma kahkahalarla güldü.

‘‘Serdarcığım bak kimin yazısı var burada’’ diye konuştu.

Sonra biraz daha güldü.

O anda manavı öldürmeye karar verdim ama sonra meseleye felsefi açıdan yaklaşıp bu yazıyı yazdığım için bu kararımı değiştirdim.

***

Şimdi manavdan gelen maydanozların sarılı olduğu gazeteyi odamda çekmecede tutuyorum.

Kendimi önemli zannetmeye başladığım anlarda çıkarıp buna bakınca hemen kendime geliveriyorum.

Aslında bu gazete kâğıdını odamın duvarına asmam gerekiyor.

Ama arada bir önemsiz olduğumun hatırlatılmasına bile bu kadar laf ediyorken bunun sürekli olarak hatırlatılmasına nasıl tepki vereceğimi bilemediğimden henüz yazıyı duvara asmaya cesaret edemedim.

Yazıyı o buruşuk haliyle çerçeveletip duvara çiviledikten sonra çok rahatlayacağım.

Ondan sonra kimse beni yenemeyecek, çünkü hayatta ne anlama geldiğimi felsefi açıdan çoktan çözümlemiş olacağım.













X