Hac ve ölüm

Hadi ULUENGİN
Haberin Devamı

Hac'a yüz on sekiz kişi daha öldü. Çetele tutamıyorum ve başka çaresi yok aldım hesap makinasını, eceliyle değil de işte arbedesi, işte izdihamı, işte yangını 1979'an beri son on dokuz senede mukaddes topraklarda kazaen can vermiş insanların sayısını topladım.

Yetmiş beş artı üç yüz bir; artı dört yüz iki; artı bir; artı bin dört yüz yirmi altı; artı doksan iki; artı iki yüz yetmiş; artı üç; artı üç yüz kırk dokuz ve nihayet artı yüz on sekiz...

Eşittir, üç bin otuz yedi...

Yıllık ortalama yüz atmış kişiye tekabül ediyor.

Heyhat, Mina'a kurban kesen müminlerin bizzat kendileri kurban oluyor.

* * *

YUKARIDAKİ hazin durumu sırf Suudi otoritelerin beceriksizlik ve alargalığıyla açıklayabilir miyiz?

Facialarda onların büyük sorumluluk payı olsa da, bana göre hayır!

Hac'a bu kadar çok Muhammedinin bu kadar düzenli aralıklarla kim vurduya gitmesi öz itibariyle bugünkü İslam toplumlarının sosyo-kültürel yapısından ve aynı toplumlardaki insan dokusuna hakim genel felsefeden kaynaklanıyor.

Çoğunluğu ‘‘az gelişmiş’’ kategorisine giren Müslüman ülkeler iktisadi geri kalmışlıklarının zincirleme sonucu olarak kendi bünyelerinde disiplinli ve sağduyulu yurttaş üretemiyorlar. Onları sivil reflekslerle donatamıyorlar.

Karaçi pazarında kuyruğa aldırmayıp pide kapmaya çalışan Pakistanlı veya Dakar sokağında ışığı takmayıp gaza basan Senegalli Mikat'a ihrama girdiğinde de aynı hal ve oluş tarzını sürdürüyor. Hantal ve saygısız davranıyor.

Üstelik, yığınsal ibadet sırasında kitle psikolojisiyle de bütünleşen dini yanılgı ve fanatizmler yukarıdaki hezeyanı daha da pekiştiriyor.

Tavafın bayramın ilk üç günü yapılması farz değil sünnet addedilse de, müthiş izdiham kimin umurunda, ahali Kabe etrafında dolanmaktan caymıyor.

Çünkü, kutsal topraklarda ölenin cennete gideceği faraziyesi, zaten yetişme ortamı ve fikri birikim itibariyle kaderciliğe bel bağlamış geniş kitleleri daha da fatalist kılıyor. Cehalet hayali bir imanla özdeşleşiyor.

Hac'da kurban kesenlerden üç bin otuz yedisi kurbanlık koyun oluyor.

* * *

OYSA, bu kadar kitlesel olmasa bile İsevilerin de Filistin Kudüs'ünde, Fransa Lourdes'unda, Portekiz Fatima'sında, Polonya Krakov'unda hacları var.

Belki Filipinler'den ulaşan nadir istinalar dışında, oralardan hiç arbede, kaza, izdiham, yangın haberi gelmiyor. İnsanlar istavroz çıkartırken ölmüyor.

Yahudiler de ölmüyor, Budistler de ölmüyor, Şintoistler de ölmüyor...

Peki, iman ve kimlik aidiyetini taşıdığımız İslam cemaatinin mensupları olarak biz neden ölüyoruz?

Niçin umarsız bir kadercilikle boynumuzu kurban bıçağına uzatıyoruz?

Tüm semavi dinler gibi Müslümanlığın da hayatı zorunlu kılmasına rağmen, Mekke'de olup bitenler karşısında diğer dinlerin haklı olarak İslam'ı insan hayatına değer vermeyen bir dogma olarak algılamasına neden çanak tutuyoruz?

Bu sorular hakkında uzun uzun düşünmek gerekiyor.

Bilhassa da, ‘‘İslami kesim’’e mensup aydınların düşünmesi gerekiyor.

Eğer onlar ilahi bir inanca sadık kalarak ve o inaçtan hareket ederek yeni dönüşümler getireceklerini öne sürüyorlarsa, onların yukarıdaki soruları hem açıklaması, hem de cevaplarıyla biz laik aydınları ikna etmesi gerekiyor.

Dile kolay, on dokuz yılda üç bin otuz yedi Muhammedi eceliyle değil, çok geniş çerçevedeki beşeri ve felsefi nedenlerden dolayı Hac'da can veriyor.

Müslüman toplumlar kaderciliği, bağnazlığı ve alargacılığı yıkmadıkça, heyhat Mekke'den daha çok facia haberinin ulaşacağı kesinlik taşıyor.













Yazarın Tüm Yazıları