Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hâkim benim!

Serdar TURGUT

Geçen hafta Türkiye'yi izledim.

Artık öylesine soyutlamışım ki kendimi olan bitenden, gerçek yaşam kötü bir Türk filmiymiş gibi gelmeye başladı bana.

Üstelik filmin sonunu da tahmin edebiliyorum ve sonu baştan bilinen bir filmi seyretmek de katiyen sevimli gelmiyor.

Ama yapacak bir şey yok. Nasıl ki şov her halükârda sürmeliyse, film de sonuna kadar sürecek.

Ya da son gelmeden film yanacak.

***

Geçen hafta olan biteni izlerken yıllar öncesinin bir Amerikan televizyon programı geldi aklıma.

1970'li yıllarda olduğu için yanlış hatırlayabilirim ama sanıyorsam ya Caroll Burnett ya da Dean Martin'in şovuydu.

Sammy Davis Jr. o dönemde bu şovlardan bir tanesinde komedi skeci yapıyordu.

Sammy zenci bir hâkim rolünü oynuyordu.

Mahkemeye gelen sanıkları ilk önce dinliyor ve sonra da hiç düşünmeden, kendinden gayet emin bir biçimde kararları açıklayıveriyordu.

***

Her hafta komedi rutini aynı senaryoya dayanıyordu.

Cüppesini giymiş olan Sammy'nin suratına sanığı dinledikten sonra tuhaf bir gülümseme yerleşiyordu.

Sonra dava ile ilgili en olmayacak, insanın aklına en son gelecek kararı şak diye açıklıyordu.

Örneğin adamın arabası çalınmış. Hırsız yakalanmış.

Adam çaldığını itiraf etmiş.

Dava çok net gibi gözüküyor anlayacağınız.

Ancak hâkim Sammy kürsüye tokmağı ile vurduktan sonra, ‘‘Sanık suçsuzdur, beraatine karar verildi’’ diyor ve gerekçe olarak da ‘‘Arabası çalınan bay o mahalleye araba bırakılmayacağını bilmiyor mu. Bu kadar geri zekâlı bir davranış, tarihe geçecek bir olaydır. Arabayı çalan değil, arabayı o mahalleye bırakan kişi suçludur. Dört yıl hapsine karar verilmiştir’’ diyordu.

***

Komedi rutininin bundan sonrası ise daha ilginçti.

Araba sahibi doğal olarak bu karar karşısında şok oluyor ve ‘‘Ama nasıl olur böyle bir şey’’ diye bağırıyordu.

Bunun üzerine mahkemede derin bir sessizlik başlıyor, Sammy ayağa kalkıyor, cüppesini şöyle bir sallıyor ve ‘‘Olur böyle şey. Çünkü hakim benim’’ diye giriş yapıyor ve ‘‘I AM THE JUDGE, I AM THE JUDGE’’ (Hâkim benim. Hâkim benim) diye şarkı söyleyip, dans etmeye başlıyordu.

Bu arada mahkemede izleyici olarak bulunan halk da Sammy'i göstererek ‘‘CHECK IT OUT, CHECK IT OUT, CHECK IT OUT’’ (Bakın ona, bakın ona) diye şarkıya koro desteği veriyorlardı.

Sammy kendisini tutamayıp dans ederek sanığa doğru yörüyor, onu güzel bir şekilde patakladıktan sonra kürsüye dönüyor ve şarkıyı noktalayarak koltuğuna oturuyordu.

Bu arada davacıyken aniden sanık olan kişiyi de polis sürükleyerek hapse götürüyordu.

***

Recep Tayyip Erdoğan olayını izlerken ister inanın ister inanmayın bu komedi rutini aklıma geldi.

Benim ne Refah ne de Fazilet ile zerre kadar ortak yanım yok.

Onlarla hayat hakkında ortak paydaları da zor bulacağıma inanıyorum.

Kadının elini sıkmayı reddeden bir hayat anlayışı bana uymaz.

Bu nedenle eğer ortak paydalar bulunacaksa onların değişmesi gerektiğine de inanıyorum.

Değişmeyiz derlerse bunu da anlarım.

O zaman da onlarla aynı yaşamı paralel olarak paylaşmaktan yanayım.

Umarım onlar da ben ve benim gibi insanlarla ilgili olarak böyle bir sonuca gerçekten ulaşırlar.

***

İktidardayken o zihniyet ben ve benim gibi insanlara karşı neredeyse savaş açtı.

Bizler sadece kendi başımıza bırakılmak.

Yaşam tarzımızı kimseden onay almadan kendi kurallarımıza göre kurmak.

Başkalarının ne yaptığına katiyen aldırmamak.

Kendimizin ne yaptığına da kimselerin aldırmamasını istemek.

Ve geleceğimizi olabildiğince planlama hürriyetini istemekten başka hiç bir talepleri bulunmayan milyonlarca insanız. Aslında temelde sessiz çoğunluk biziz.

Ben bir zamanlar bu gibi insanlara Beyaz Türkler adını takmıştım.

Bazı geri zekâlılar buna karşılık Türkiye'de zenci olan Türkler mi var diye yazılar yazmıştı.

Şimdi yine tekrarlıyorum, bu yukarda saydığım özelliklere sahip Türkler beyazdır.

Ve bu ülke bir gün tam çağdaş olacaksa bunu ancak beyaz Türkler'in omuzları üzerinde yapacaktır.

***

Şimdi Faziletliler bir daha eskisi gibi yapmayacaklarını söylüyorlar.

Yani artık anlayışlı olacaklarmış bizim gibi insanlara karşı.

Bunun için teşekkür etmemiz beklenmesin. Normal olmaya başladıkları için onları tebrik ediyorum o kadar.

Bir kere kandırıldığım için bu açıklamalarına inanmakta zorlanıyorum ama öyle olmasını da umut ediyorum.

Onlarla birlikte yaşadığımız bütün bu acı sürece ve umut kırıklıklarına rağmen ilerde Türkiye'nin ancak paralel yaşamlara saygı duymayı bilen liderler ve insanlarla var olabileceğini...

Olmazsa ülkemizin geleceğinin tehlikeye atılacağını da biliyorum.

Bu yüzden onlara inanmak isteyişim son derece egoist nedenlere dayanıyor.

Kendimin ve ailemin geleceği için herkesin aklını başına toplamasını talep ediyorum.

***

İşte bu noktada Recep Tayyip Erdoğan'a yapılanları reddediyorum.

Dünya görüşlerimiz arasında sıfır ortak payda olmasına rağmen ona yapılan bu muameleyi kınıyorum.

İlkeler düzeyinde bunun yanlış olduğunu düşünüyorum.

Ve buna karşı çıkmamda yine egoistçe nedenler de var, bunu da açıklıkla söylüyorum.

Belediye Başkanı'na yapılanlar bu ülkede paralel yaşamlara saygı duyulacak bir kültürün gelişmesini radikal biçimde durduracaktır.

Bu ise Recep Tayyip Bey'den çok ben ve benim gibi milyonlarca insana zarar verecek bir gelişmedir.

İnşallah karardan bir şekilde geri dönülebilir.













X