Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Güvenlik paranoyası güvenlik gücüne esir eder insanı

GEÇEN gün yazdım, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye lideri Beşar Esad ile görüşmesinden izlenimlerini aktarırken, Esad’ın Hama’daki veya başka yerdeki göstericiler için ‘Ama onlar terörist’ dediğini söylüyor ve ekliyor: ‘O zaman onun güvenlik paranoyasına girdiğini gördüm. Bizim tarihimizden nahoş olayları, Maraş olaylarını anlattım.’

* * *
Ahmet Davutoğlu iyi söylüyor hoş söylüyor ama bizim o nahoş tarihimiz hala bitmiş değil ki... Şükür ki artık insanlar ölmüyor belki ama bizim güvenlik güçlerimiz de her taşın altında terörist bulmaya devam ediyor.
Evet bu ülkede önce askeri darbe, sonra hukuki darbe yoluyla iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin canına kastedildi, bu inkar edilebilir bir şey değil.
Ama bunlar oldu diye bu ortamın devam ettiğini varsayan bir güvenlik ve beka endişesine kapılmak, o endişeye kapılanları güvenlik güçlerinin esiri haline getirir.
Biz bu filmi geçmişte gördük. Zaman içinde iktidarlar, güvenlik organlarının her yaptığını savunmak zorunda kalır,
bu durum bir süre sonra mecburen yapılan
bir iş olmaktan çıkıp benimsenir, içselleştirilir de...
Güvenlik paranoyası tam olarak budur işte. Pankart açan gençte, toplanıp gösteri yapan iki-üç yüz kişide, gazetede yazı yazanda, internet sitesinde, her yerde hükümetin canına kasteden teröristler bulmaya başlarsınız sonunda.
* * *
Derken bir bakmışsınız, etrafınızda da büyük bir kalabalık kümelenmiş, sizin bu paranoyanızda ne kadar haklı olduğunuzu her gün yazıyor çiziyor, siz ne yapsanız alkışlıyor.
İlk anda farketmezsiniz ama belki zamanla anlarsınız: Bütün bu olanlar tek bir kesimin çıkarınadır aslında ve o kesim de siz değilsiniz, güvenlik organları.
Korkulardan beslenmek böyle bir şeydir işte.
Bu yol, yol değil.

Elinizdeki tek alet çekiçse...

MEŞHUR lafın tamamını hatırlatayım bir kere: Elinizdeki tek alet çekiçse, bütün sorunlar size çivi gibi gözükmeye başlar.
Eldeki tek alet değil de, hayata bakışınız, hayat ve toplumla ilgili endişeleriniz veya beklentilerinizde güvenlik kaygıları başka her şeyin önündeyse, ister istemez her şeye de böyle bakıyor, sorunları ‘çivi’ye dönüştürüp elinizdeki çekici kullanmaya başlıyorsunuz.
Bu ülkede yargıçlık ve savcılık mesleğinin de maalesef bu hale geldiğini, yani yargıç ve savcılarımızın güvenliği önceleyip başka her şeyi ikinci plana attıklarını dün bir gazete yazısı sayesinde çarpıcı biçimde bir kez daha gördüm.
Kendisine ‘demokrat yargıç’ demekten çekinmeyen bir eski yargıcımız bile, ‘Eğer öyleyse’ diyerek salt fikir açıklamalarının bile örgütsel bir konu olabileceğini yazdı.
Onun böyle yazmasına gerek yok. Bunu zaten yapan savcılar, yargıçlar var. ‘Parasız eğitim’ pankartından örgüt bulan, o örgüte dayanıp çocukları 19 ay hapiste tutan insanlar var. Bu konuda bir eksiğimiz yok.
Eksik olan, bunun tersini söyleyen, bu güvenlik endişesinin paranoyaya varmaması gerektiğini, salt fikir açıklamanın veya barışçıl protesto yapmanın o fikirleri beğenmesek de veya o fikirlerden ötürü sarsılsak da serbest olması gerektiğini söyleyen yok maalesef.
Savcıları ve yargıçları böyle olan bir ülkeye demokrasi hiç de kolay gelmez, unutmayın.

Anayasa uzlaşmasının yol haritası

SEÇİM öncesinin en çok konuşulan konusuydu, Meclis de açılır açılmaz bir gayret Anayasayı baştan sona değiştirmek için bir uzlaşma arayışına girdi.
Girdi ama bu yol mayınlarla tuzaklarla dolu ve bir hayli ince bir yol.
Neredeyse iki haftadır onlarca anayasacı ve siyasetçiyle bu konuyu konuşuyorum; içerikten çok yöntem üzerine yoğunlaşıyorum şimdilik. Eğer ortaya bir yöntem çıkarsa, içerik konusu konuşulabilir olacak çünkü.
Gelin, Anayasa değiştirmek için çıkılan bu uzun ince yolun nasıl ilerleyeceğine ve nerelerde arızalar çıkabileceğine bakmaya çalışalım.
* * *
Meclis Başkanı Cemil Çiçek, bir grup Anayasa hukukçusu akademisyenle toplandı. Cevabını aradığı iki temel soru vardı: Meclis Anayasanın tamamını değiştirebilir mi, değiştirecekse bunu hangi yöntemle yapmalı?
İlk soruya cevap olumluydu. Bu Meclis elbette topyekün bir Anayasa yazımı yapabilirdi. İkinci soru içinse farklı fikirler vardı. Bir ideal durum olarak TBMM’nin bir komisyonu gibi çalışacak geçici bir ‘Kurucu Meclis’ seçilmesini önerenler de oldu ama bu ‘ideal’e ulaşılamayacağını siyasi bir gerçeklik kabul edip ‘uzlaşma komisyonu’ önerenler de.
Adı herhalde ‘Uzlaşma Komisyonu’ olmayacak ama bu komisyona partilerin eşit sayıda üyeyle katılması ve komisyon kararlarının mümkünse oy birliğiyle, oy birliğinin ısrarla aranıp bulunamadığı durumlarda ise bir nitelikli çoğunlukla alınması önerildi.
Bir başka çarpıcı ama pratik öneri de şuydu: Bu komisyonun görevini, çalışma usul ve esaslarını belirleyen bir Anayasa maddesinin yazılıp yürürlüğe sokulması.
Böyle bir maddenin şu faydası olacak: Anayasanın ‘değiştirilemez’ denen maddeleri de eğer uzlaşma ortamı belirirse değiştirilebilecek veya en azından bu maddeler üzerindeki
koruma kalkanı kaldırılabilecek bu yolla.
Meclis Başkanı, kendisine akademisyenlerden gelen bu önerileri bir ara partilerle paylaşacak ve bir uzlaşma zemini bulmaya çalışacak. Eğer bütün partiler bu zeminde buluşabiliyorsa, o zaman komisyon oluşacak.
Şu sıralar Adalet ve Kalkınma Partisi de Meclis Başkanı’nın işini kolaylaştırmak için benzer girişimler yürütüyor, partilerle yöntem konusunu konuşuyor.
* * *
Benim edindiğim izlenim, yöntem konusunda bir uzlaşmaya varılması mümkün. Şimdilik Milliyetçi Hareket Partisi uzlaşmadan uzak duruyor ama onların da bazı güven arttırıcı önlemlerle komisyona katılması, önerileri benimsemesi olasılık dışı değil.

X