Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Güvenlik her şeye kadir

    Hürriyet Haber
    11.10.1997 - 00:00 | Son Güncelleme: 11.10.1997 - 00:01

    Süleyman SARILAR

    PKK terörü ve güvenlik güçlerinin baskısı arasındaki kentten hâlâ iyi bir haber yok

    Bir adım daha atabilse 28 yıldır gidemediği Tunceli topraklarına ayak basacaktı. Adı İsmail Hakkı Koşan. O Tunceli'nin Şampaşa Köyü'nden. Ama Almanya Berlin Eyalet Meclisi'nde Yeşiller Partisi milletvekili. Kapanan Türk Yeşiller Partisi Genel Başkanı Bilge Contepe'nin de yeraldığı heyetle Munzur Vadisi'nde ‘‘Ekolojik Tahribata Tanıklık’’ edecekti. Ama olmadı. Tunceli İl Sınırı yazılı tabelanın önünde fotoğraf çektirmekle yetindi. Çünkü OHAL yasasına göre ‘İldeki huzur ortamı bozulacağından’ Tunceli'ye girişleri yasaklanmıştı. İl sınırındaki Peri Çayı'na elindeki karanfilleri bıraktı. Yanında getirdiği Çınar fidanını dikebildi köprünün ayağına. Dallarına da bir bez parçası bağladı: Doğduğum topraklarda barış ağaçları yükselsin.

    PKK'lı militanlar ‘Jeneratörü devlete kaptırmanın’ cezasını kurşunla ödettiler Hıdır Ulag'a. Paylaşılamayan jeneratör şimdi karakolda, Hıdır emmi toprakta, evi ve bakkalı ise karanlıkta.

    SAHNE 1: Biri kadın üç kişi, tepeden tırnağa silahlı. Alaca karanlıkta ağır adımlarla köyün meydanından sessizce süzülüyorlar. Hollywood yapımı aksiyon fimlerinin bildik sahnesi gibi.

    Hedefleri görüntüde beliren küçük bakkal.

    Sahne 2: Onu Alamancı diye çağırıyorlar. Yaşlanmış yüzüne gurbetçi izi bir maske gibi yapışmış. Bakkalın üstündeki evinde torunlarıyla oturuyor. 67 yıllık hayatının son anlarını yaşadığından habersiz. Almanya'daki tüm birikimini yatırdığı Çiçekli Nahiyesi'nin tek bakkalı gibi tek jeneratör de onun. Yılın yarısında kesilen elektrik derdinden kurtulmak için ‘Gavur ellerinde’ gördüğü jeneratörünün ışığında, Munzur çayından yakaladığı alabalığı rakısına meze yapıyor.

    Torunu yaşındaki silahlı gençlerle, Hıdır Ulag arasında bir bağ kurmak gerekirse, ortak oldukları tek nokta aynı topraklarda yaşamaları.

    Birazdan sahne değişecek, sessizce köy meydanından geçen üç silahlı, önce bakkalda bulabildiklerini alacak, sonra da merdivenleri tırmanıp Hıdır Ulag'ı kurşun yağmuruna tutacaklar. Sahnede sadece Ulag için son yazacak.

    Peki neden? Bu sorunun yanıtını henüz hiçbir yönetmen veremedi. Zaten yaşananlar da bir filmin sahneleri değil. Tunceli'de artık sıradanlaşan bir gerçeğin ta kendisi.

    HIDIR EMMİ'NİN 'AYDINLIK' İNADI

    Gerçek şöyle başlıyor. Hıdır Ulag, merkeze bağlı Çiçekli nahiyesinde hali vakti yerinde bir köylüdür. Bir gece yedi silahlı PKK'lı gelip karakolun 500 metre ilerisindeki bakkalda ne var ne yok dağa kaldırırlar. Hıdır Ulag bir tek jeneratörünü vermemekte direnir. Ertesi gün karakola çekilir Hıdır Ulag. Sorgu sualden sonra ‘PKK’nın eline geçmemesi için' bir tutanakla jeneratör karakolda koruma altına alınır. Hıdır Ulag'ı öldüren PKK'lı üç militan son geldiklerinde ‘Jeneratörü devlete kaptırmanın’ cezasını kurşunla ödetirler Hıdır Ulag'a. Paylaşılamayan jeneratör şimdi karakolda, Hıdır emmi toprakta, evi ve bakkalı ise karanlıkta.

    Hıdır Ulag'ın oğlu Metin babasının öldüğü baskında yaralanır. Şimdi köyüne gidemiyor ve ‘‘27 sene Almanya'da çalışıp köyüne yatırım yapmaktan başka suçu yoktu. 1985'te ağabeyim Süleyman'ı öldürmüştü eşkiya. Bu yıl da babamı öldürdüler. Şimdi 30 kişilik aile perişanız’’ diyor.

    Hıdır Ulag'ın öyküsündeki gibi binlerce öykü anlatılıyor Tunceli'de. PKK terörüyle, güvenlik güçlerinin baskısı arasına sıkışmış Tunceli, bugünlerde tenis kortuyla gündemde. Tenis, Tunceli'nin aynaya yansıyan yüzünü temsil etse de derinlerde yaşananlar o kadar iç açıcı değil.

    Vali vekili Turgay Ergin il merkezindeki İnönü Mahallesi'nde 1994'te PKK'nın yaktığı okulun hâlâ açılamadığını, köydeki öğrencilerin il merkezindeki başka okula getirilmesi için otobüs tahsis edildiğini, ancak bazı güvenlik sorunları yaşandığını anlatıyor. Vali vekilinden izin alarak İnönü Mahallesi'ni görmeye gidiyoruz. Pardon, gidemiyoruz. Çünkü hemen Munzur Çayı kenarında kentin ana yolu girişinde kurulan güvenlik noktasına takılıyoruz. İki gün boyunca kentte bizi gölgemiz gibi izleyen, ‘Sadece otel odamızda yatağımıza girmeyen’ iki polisle birlikte askeri noktada durduruluyoruz. Önce kimlikler, sonra aramalar... ‘‘Merkeze soralım’’ diyorlar. Emniyet Müdür Yardımcısı'nın gelmesini bekliyoruz. Telsiz ve telefon görüşmeleri olumsuz sonuçlanıyor. ‘‘Güvenlik yok, mahalleye gidemezsiniz.’’

    Bu sırada ‘Vatandaşlar’ üstleri ve otomobilleri arandıktan, kimlikleri not edildikten sonra bizim bırakılmadığımız mahalleye rahatça gidebiliyorlar. Gerekçe oldukça ilginç: ‘‘Onlar vatandaş.’’ Vali vekiliyle telefonla görüşmemiz de para etmiyor. Çaresiz dönüyoruz. Güvenlik sorunu o kadar yoğun hissediliyor ki 62 kilometre uzaklıktaki Ovacık'a ancak askeri konvoy eşliğinde seyahat edilebiliyor. Tabii ‘Duyum alınmamışsa...’ Biz Tunceli'deyken iki gündür konvoy gidemiyordu. Çünkü iki gün önce PKK Ovacık yolunu ‘Obüslemişti.’ İki astsubay, bir uzman çavuş, iki er şehit olmuştu.

    Valilik yaptığı soruşturmada, iki obüs mermisinin yola, toprağın altına gizlendiğini ve uzaktan kumandayla patlatıldığını ortaya çıkarmıştı. Askeri operasyonlarda atılan obüs mermilerinin çoğunun patlamadığını, PKK'nın bu mermileri toplayıp, askeri konvoylara karşı kullandığını öğreniyoruz. PKK'nın geliştirdiği ‘Tüpgaz mayın’ da resmi kayıtlara geçmişti. Bir büyük tüp üzerine konulan küçük tüpün çevresine dinamit yerleştirildiğinde, BTR zırhlılarını bile havaya uçurabiliyordu.

    ORMAN MI, İNSAN MI

    Munzur Vadisi 1968'de Türkiye'nin ilk Milli Parkı ilan edildiğinde 48 bin 800 hektarlık alandaki doğal yaşamın korunması amaçlanmıştı. Yıllar sonra Milli Parkın yine devlet eliyle yokedileceği düşünülemezdi bile. Tunceli şimdi ağaç mı, insan mı sorusuna bir türlü yanıt bulamıyor. Çevrecilerin Munzur Vadisi'nde Ekolojik Tahribata Tanıklık Gezisi'ne izin verilmeyince, Munzur'u yerinde görmemiz imkansızlaşıyor. Valilik de Munzur'a gidişimize izin vermeyince Belediye Başkanı Mazlum Arslan'ın ve hemşerilerinin anlattıklarıyla yetinmek zorundayız. Gerçi belediye önündeki parkta 56 ağacı kestirip yeraltı çarşısı yaptırması belediye başkanının ‘Çevreciliğini gösterse de’ anlattıklarını Valilik ve askeri yetkililer de doğruluyor. Arslan, ‘‘1994'ten bu yana ormanlarımız bilinçli olarak ‘Terörist barınmasın' diye yakılıyor. Güvenlik için ormanı yok etmek şart mı?’’ diye soruyor.

    Oysa askeri yetkililer bunun adını ‘Karakolların görüş alanını genişletme' diye koyuyorlar. Adı ne konursa konsun Tunceli'nin dağlarından dumanlar yükseliyor. Ziraat Mühendisi ise doğanın yangına direnişini ‘‘Yakılan meşe ağaçları iki yılda kendini yenileyerek daha gür ve sağlıklı çıkıyor’’ şeklinde açıklıyor. Yıllarca özenle korunan ormanlarda şimdi kesim serbest bırakılmış. Ancak güvenlik nedeniyle kesimler sadece yol kenarlarında yapılabiliyor. Mazlum Arslan, boşaltılan köyler ve yaylaya çıkma yasağı nedeniyle domuz sayısındaki artıştan yakınıyor. ‘‘Doğanın yeşilini yok ederken, zararlı canlıların sayısını artırıyoruz. Domuzlar ilçelere kadar iniyor’’ diyor. Belediye başkanı ildeki su sıkıntısı gidermek için 43 kilometre uzaklıktan kente su taşıyacak boru hattını ‘güvenlik’’ nedeniyle döşeyemiyor.

    Tunceli 1994’ten beri gıda ambargosuyla anılıyor. Valiliğin ‘Kontrollü gıda sevkiyatı’ dediği ambargo üç yıldır sürüyor. CHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı'nın Tunceli Raporu'na göre ‘2’nci Dünya Savaşı'ndaki gibi gıda karneyle dağıtılıyor.' Gerekçe PKK'nın ‘boğazını sıkmak.’

    SARHOŞA AMBARGO YOK

    Beş kişilik bir aileye aylık 50 kilogram un, 500 gram çay, beşer kilogram şeker ve yağ, birer kilogram pirinç ve makarna, 10 kilogram patates verilebileceği resmi kayıtlara işleniyor. Ama tek kısıtlanmayan içki. Çünkü il merkezindeki 20 lokantanın 17'si içkili. Mazlum Arslan ‘‘Devlet bizi şarhoş etmek istiyor galiba’’ diyor.

    Sadece ambargoda yaşanmıyor ironi. Tunceli'den Ovacık'a gidenler, kentin çıkışında aranıp kimlik kontrolü yapılıyor. Önde ve arkada askeri araçlarla yola çıkılıyor. Ama Ovacık'a varıncaya kadar dört ayrı karakolda daha durdurulup kimlik kontrolü ve aramadan geçiriliyor. Terhis olan askerler bile aynı işleme tabi tutuluyor. En ilginci ise Pertek-Elazığ arasındaki feribotta yaşananlar. Pertek'ten feribota binenler aranıp, kimlik kontrolünden geçiriliyor. Keban'ın sularını aşan feribot Elazığ'a yanaştığında yine aramalar, yine kimlik kontrolleri. Tuncelili bu durumu ‘‘Bu PKK'nın denizaltısı mı var?’’ sorusuyla açıklıyor.

    PKK terörüyle, güvenlik önlemleri arasına da sıkışıp kalan Tunceli bir çıkış yolu arıyor. ‘‘Dersim dört dağ içinde’’ diyen Türkü yıllardır söyleniyor. Tunceli şimdi dağların engelini aşmış, ama terörün pençesinde kıvranıyor.

    Rakamlar gerçeği anlatıyor

    İldeki 1045 mezradan 800'ü boşaltılmış. 420 olan köy sayısı Valilikçe resmen 378'e düşürülmüş, bunların da 287'si boşaltılmış. Rakamlardan başlayınca nüfustaki azalmayı da belirtmek gerek.

    Yıl 1960, Tunceli nüfusu 140 bin 068. Yıl 1980 nüfus 157 bin 974. Yıl 1990 nüfus 133 bin 143. Yıl 1997 nüfus tahmini 80 bin. Tunceli'deki nüfus düşüş oranı yüzde 53. Okuma yazma oranı yüzde 95, üniversiteli oranı yüzde 50. Toplam okul sayısı 291, kapalı okul sayısı 232. Açık okul sayısı 59. Toplam memur kadrosu 5 bin 428. Boş memur kadrosu 1310, Toplam işçi kadrosu 985, boş işçi kadrosu 299. İldeki PKK'lı sayısı 300-400, TİKKO 70-80, DHKP-C 10. Polis sayısı 1500. Özel tim 400. Asker sayısı dokuz tugay. Banka şubesi il merkezinde altı. İlçelerde sadece Ziraat Bankası var. Milli Gelir 1413 dolar. Vergi Tahsilat oranı yüzde 92. Stadyum var ama Tuncelispor yok. Fabrika sayısı dört (tuğla, un, yem, süt), 252 bin 153 küçükbaş, 42 bin 861 büyükbaş, 84 bin 860 kümes hayvanı. 21 bin 320 arı kovanı.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı