« Hürriyet.com.tr

Güneşin ve medeniyetin doğduğu topraklar İYONYA

Yunanistan’ın doğusunda kaldığı için Yunanlıların Anatolia, yani ‘Güneşin doğduğu yer’ dedikleri Anadolu, aynı zamanda medeniyetin de doğduğu yer. Yunan medeniyeti önce Anadolu topraklarının batı kısmında, yani İyonya’da yeşermiş.

Saffet Emre TONGUÇ
X
Anadolu’daki Likya, Frigya ve Hitit uygarlıklarıyla yakın ilişki içinde bulunan İyonyalılar, bilim, sanat, kültür felsefe ve ticaret alanında çok ileriye gitmişler. Atina’nın hiçbir önem taşımadığı bu dönemde, topraklarımız dünyanın geleceğini şekillendirecek çok sayıda ünlü isme de vatan olmuş. İÖ 11. yüzyıldan Perslerin istilasının olduğu 6. yüzyıla kadar 12 önemli İyon şehri dünya tarihine damgasını vurmuş.

Bu arada Milet’in Yunan kültürüne en büyük katkısı Atina tarafından İÖ 402 yılında kabul edilen İyonya alfabesi olmuş ve o günden beri diğer versiyonların yerini alıp günümüze kadar bu alfabe gelmiş. Miletlilerin alfabeyi öğrenmesi ise Fenikelilerle yaptıkları ticaretten kaynaklanıyor. O yüzden de Yunanca’da harflere ‘Fenike Şeyleri’ deniyor. Tarihin Babası diye geçen, Bodrumlu ünlü Heredot’un yazdığına göre İyonya dünyanın en güzel havasına sahip. Perslerin zaferinin ardından, Efes, Milet, Priene, Foça, Erythrai, Myos, Colophon, Lebedos,Teos, Clazomenae, Sakız ve Susam Adaları’ndan çok sayıda filozof sanat ve bilim adamı adını bilgelik tanrıçası Athena’dan alan Atina’da almış soluğu. Ardından Atina sanat, kültür ve felsefenin merkezi olmaya soyunmuş.

Bu yazıda İyonya’nın önemli şehirlerinden Efes, Milet, Priene ile dini ibadet merkezi Didim, ayrıca onların komşuları arasında olan ve kültürel hayata büyük katkıları bulunan Bergama’yı okuyacaksınız. Doğu ile batı arasında asırlarca köprü rolü oynadığı için dünyanın en zengin kültürel hazinelerinden birine sahip Anadolu’nun on binlerce arkeolojik sitesinden sadece birkaçı...

EFES

Dünyanın kazılan en büyük grekoromen şehri olan Efes, Anadolu’daki çoğu şehir gibi önce Yunan sonra Roma medeniyetlerine kucak açmış ve onların eserleriyle donatılmış bir antik yerleşim. Şehrin sadece yüzde 10’u gün ışığına çıkarılmış olsa da sokaklarında yürürken eski Roma’nın havasını soluyorsunuz. Roma döneminde 300 bine yakın nüfusuyla Küçük Asya olarak da adlandırılan Anadolu eyaletinin başkenti olan şehir, din, ticaret, kültür ve sanat alanında bir yıldız gibi parlamış. Dünyanın yedi harikasından biri olan ve adını bölgeden alan İyon tarzı kolon başlıklarının üzerinde göğe doğru yükselen Artemis tapınağı, şehrin hem gurur hem de zenginlik kaynağı.

Batı sahillerindeki en önemli liman olarak 72 milletten insan Efes’in sokaklarında dolaşıp şehrin güzelliğinden büyülenmiş. Buna bir de Hıristiyanlığın en önemli şehirlerinden biri olması eklenince, Efes yapılan bir değerlendirmede 20. yüzyılın en önemli iki kazı yerinden biri unvanını da kapmış. Paranın ilk basıldığı yer olan Lidya’ya yakın olan Efes aynı zamanda ilk bankanın hizmete girdiği şehir.

Bugün Efes ören yerine iki ayrı kapıdan giriliyor. Biri Selçuk’tan Kuşadası’na giderken solda Panayır dağının eteklerinde bulunan alt kapı, diğeri de Meryem Ana’ya çıkarken sağda bulunan üst kapı. Menderes nehri üzerindeki Magnesia (Manisa) şehrinden gelenlerin kullandığı bu kapı, Odeon isimli küçük tiyatroyla başlıyor. Aynı zamanda belediye meclisinin toplantılarının yapıldığı bu yapı, Efes’teki kazılarda çıkarılmış Artemis heykellerinin bulunduğu Altar’ın (Sunak) yanında yer alıyor. Bu heykeller bugün Selçuk’taki müzede, Efes antik şehrinde bulunan çok sayıda antik eserle birlikte sergileniyor.

Artemis bol memeli bir tanrıça, bu da onun bereket tanrıçası olmasından kaynaklanıyor. Aynı zamanda avcıların da tanrıçası olan Artemis’in vücudundakiler, kimi arkeologlara göre meme değil, bereketin diğer bir sembolü olan yumurtalar. Müzede sergilenen tıp aletleri, heykeller, mobilyalar, büstler, oyuncaklar, figürinler o dönem hakkında bize çok önemli ipuçları veriyor.

Tekrar şehre dönersek, adını Curetes isimli rahiplerden alan caddeden yokuş aşağıya inmemiz gerekecek. Şehrin ana meydanlarından biri olan Domitian ismini zalim bir Roma imparatorundan alıyor. Ünlü spor malzemeleri markası Nike’a adını veren zafer tanrıçası meydanı süsleyen mitolojik kahramanlardan yalnızca biri. Onun karşı köşesinde antik hastane ve eczanenin bulunduğu yerde de bir Hermes kabartması var. Aklınıza hemen Fransızların ünlü markası gelmesin, Hermes aslında tanrıların habercisi, aynı zamanda da gezginlerin tanrısı. Domitian Meydanı eskiden atlı arabaların gelebildiği son nokta olmuş. Biraz ileride gücün sembolü olan tanrı Herkül’ün kapısı var, orayı geçtiğiniz an kendinizi yaya bölgesinde buluyorsunuz.

1900 YILLIK KALDIRIMLAR

Her ne kadar biz kaldırımları hemen hemen her yıl değiştirsek de Efes’teki kaldırımlar 1900 yıla meydan okuyor. Sanki dün yapılmışlar gibi sapasağlam bugünkü gezginleri ağırlıyorlar.

Yol üzerinde sağda Trajan isimli imparatora adanmış bir çeşme ile yeğeni Hadrian için yapılmış bir tapınak bulunuyor. Bu tapınak tanıdık, çıkarın cebinizdeki 20 YTL’lik banknotu, üzerinde hem bu tapınağı, hem de Efes’in en görkemli yapısı Celsus Kütüphanesi’ni göreceksiniz. Tapınağın arkasında hamamlar var. Türkler hamamlarında Romalılardan esinlenmişler. Girişte başsız bir kadın heykeli var. Kadıncağızın adı Scholastika. Kendisi şehrin madamı. Genelevde kazandığı parayla hamamları restore ettirmiş. Zaten Efes’teki zenginler yaşadıkları bu şehri güzelleştirmek adına çok sayıda kamu binası yaptırmışlar ve bu kişilerin adları da belediye binasında kolonların üzerine kazınmış.

Hamamın yakınındaki bir yapı ise çok enteresan. Latrin diye geçen bu tuvaletlerin özelliği onlarca deliğin yanyana sıralanmış olması! Anlayacağınız Romalılar pek çekingen değillermiş. TV, radyo, gazete olmadığı için dünyada olup bitenleri bu ilk iletişim merkezlerinde ihtiyaçlarını giderirken öğrenmişler! Bu cadde üzerindeki en önemli yapılardan biri de Teras Evler diye geçen zengin kesime ait yerleşim. Evler inanılmaz lüks, ortada avlular ve çeşme, duvarlarda fresk ve mozaikler var. Restorasyonu biten ve bir müddet ziyaretçilere açık kalan bu olağanüstü bölüm muhtemelen personelsizlikten kapalı. Kapısında da bir levha: ‘Restorasyon dolayısıyla kapalıdır!’

Artık şehrin göbeğindeyiz. Efes’i 1895 yılından beri kazmakta olan Avusturyalılar bunun karşılığını fazlasıyla görüp, şehirden götürdükleriyle Viyana’da bir Efes Müzesi kurmuşlar ama haklarını da yememek lazım, 1970’lerde restore ettikleri Celsus Kütüphanesi akıllara zarar bir yapı. Türkiye’nin tanıtımında en çok kullanılan eserlerden biri olan kütüphane ve yanındaki Agora (Pazar Yeri) kapısı mükemmel bir konumda ve insanın nefesini kesiyor. Anlatanların yalancısıyım ama Efesli erkekler kitap okumaya pek düşkünlermiş. Yıllar sonra yapılan araştırmalar kütüphaneden gizli bir tünelin karşıdaki binaya geçiş imkanı sağladığını göstermiş. Tahmin etmek zor değil, karşıda şehrin genelevi bulunuyor! Anlayacağınız kitaba düşkün erkeklerden korkmak lazım!

Kütüphaneden çıkıp Büyük Tiyatro’ya ilerlerken Mermer Cadde’den geçeceksiniz, ızgaraların altındaki kanalizasyon sistemine bakın, yaklaşık 20 asır önce bunları planlayan ve bugün bize darısı başımıza dedirten adamları takdir etmemek mümkün değil. Yolda sol tarafta yerdeki mermere kazınmış şekillere bakmayı ihmal etmeyin. Denildiğine göre bu dünyadaki ilk reklam! Sol ayak, kadın ve kalpten oluşan bu şekillerin Türkçe meali şu: Boş kalbini dolduracak güzel bir kadına ihtiyacın varsa solu takip et!’ Bunun bu noktada olmasının sebebi limandan çıkan denizcilerin yollarını kolayca bulup geneleve ulaşması.

Efes’teki ünlü liman ya da diğer adıyla Arkadian caddesine geldiğinizde Anadolu’nun en büyük tiyatrosuyla karşılaşacaksınız. Liman manzaralı 25 bin kişilik bu mekan, halen sanatsal faaliyetler için kullanılıyor. Bu tiyatro o kadar meşhur ki İncil’deki ‘Efeslilere Mektuplar’ bölümünde bile yeri var. Tarsus’lu ünlü havari Paul Efeslileri Hıristiyan yapmaya çalışırken galeyana gelen halk Demetrius’un liderliğinde burada toplanıp bağırmış: ’En büyük olan Efes’in Artemis’idir.’

Küçük Menderes’in getirdiği alüvyonlar Efes’in limanını doldurmuş, sivrisinekler de şehrin sakinlerine sıtmayı taşımış ve tarihin en parıltılı dönemlerinden biri sona ermiş. Ayasofya’yı da inşa ettiren ünlü Bizans imparatoru Jüstinyen zamanında Selçuk’un tepesine şehirdeki taşları kullanarak bir kale yapmışlar ve kalan nüfus da oraya taşınmış.

YEDİ HARİKADAN BİRİ ARTEMİS TAPINAĞI

Vaktinde hepsi Osmanlı topraklarında bulunan dünyanın yedi harikasından bugün sadece iki tanesi Türkiye sınırları içinde. Biri taşları Bodrum kalesinin yapımında kullanılan eski adıyla Halikarnas’daki Mozole, diğeri de önemli parçaları Londra’daki British Museum’da sergilenen Artemis Tapınağı. Dünyadaki ilk yerleşim birimi Çatalhöyük’e evsahipliği yapan Anadolu, tarihin ilk tanrıçası Kybele’yi de yaratan insanların diyarı olmuş. O dönemlerde kadınların doğurganlığı bir mucize gibi görüldüğünden kadınların hakimiyeti söz konusu olmuş. Ana tanrıça Kybele, zaman tünelinde Kubaba, İştar, Ninoe, Artemis, Diana gibi değişik isimlerle adlandırıldıktan sonra günümüz Türkçesine Sibel olarak girmiş. 127 kolonla inşa edilen tapınak bugün Atina Akropolü’nde bulunan Parthenon’dan dört kat daha büyükmüş. Tarih yazarlarına göre Artemis Tapınağı’nın sütunlarından bazıları Ayasofya’nın inşasında da kullanılmış. Efsaneye göre Artemis Tapınağı’nın yanmasının sebebi Büyük İskender’in doğumu için Makedonya’ya yardıma giden Artemis’in tapınağını koruyamaması!

MERYEM ANA’NIN EVİ

19. yüzyılda yaşayan ve felçli bir Alman rahibe olan Anna Katherina Emmerich Meryem Ana’nın kendi hayallerindeki evini bir yazara anlatmış ve bu bilgileri içeren kitabı okuyup bir araştırma yapan İzmirli bir Hıristiyan dini lider Efes’in yukarısında yer alan bir yapı bulmuş. Meryem Ana’nın son zamanlarını geçirdiğine inanılan evde yapılan araştırmalar temellerinin İS I. yüzyıla ait olduğunu göstermiş, bu da çarmıha gerilirken Meryem Ana’yı havarilerinden Aziz Yuhanna’ya emanet eden Hz. İsa’nın annesinin Efes’te yaşadığını kanıtlayan en önemli ipuçlarından biri olmuş. Ayrıca Meryem Ana’ya adanan ilk kilisenin de Efes’te yer alması bu savı güçlendiriyor. Selçuk’ta ölen Aziz Yuhanna’nın bugün mezarı da bu ilçede bulunuyor ama Meryem Ana’nın mezarı hakkında hiçbir ipucu yok. Meryem Ana’nın evi çok huzur dolu bir yerde bulunuyor. Bahçesindeki duvara insanlar özellikle çocuk sahibi olabilmek ya da dileklerinin gerçekleşmesi için çaput bağlayıp, şifalı olduğuna inandıkları kaynak suyundan içiyorlar.

MİLET

İyon şehirlerinin en eski ve önemlilerinden biri, Karadeniz’de 100’e yakın kolonisi olan Milet’ti. Eğitim ve sanatın beşiği olan şehir, Menderes’in taşıdığı alüvyonlardan önce deniz kenarındaymış. Heredot’un ‘İşçi’ diye nitelendirdiği Menderes (Meander) nehri antik dünyanın en önemli nehirlerinden biri. Çok kolu olduğu ve fazla kıvrılarak denize döküldüğü için batı dillerinde kıvrılarak gitmeye ‘Menderes gibi gitmek’ diyorlar. Hatta antik dünyada çok kullanılan bir motifin adı da Menderes. Dünyanın değişik köşelerindeki binalarda bu motifi görebiliyorsunuz.

Milet bilim adamlarıyla da tanınan bir şehir. Anaksimandros, Aneksimenes, Thales ve Ayasofya’nın mimarı İsidoros şehrin ünlü şahsiyetlerinden bazıları. Milet’in bugün ayakta kalan en güzel binalarından biri de Roma döneminde kapasitesi 15 bin kişiye çıkarılan tiyatrosu. Tiyatronun üzerinde Bizanslılar döneminde inşa edilen ardından Selçuklular döneminde de kullanılan bir kale bulunuyor. Dünyada, denizlerde egemenlik kavramını ilk ortaya atan ve hayata geçiren Miletliler, Sinop’tan Trabzon’a kadar tüm kolonilerinde bu kavramın takipçisi olmuşlar.

Milet Atina kralının oğlu Neleus tarafından kurulmuş, Yunanistan’dan gelenler burada bulunan Karyalı erkekleri öldürüp onların eşlerini almışlar, bu kadınlar da bu yeni kocalarıyla asla aynı masada oturup yemek yemeyeceklerine ve onlara isimleriyle hitap etmeyeceklerine dair yemin etmişler!

Dünyada bilinen en eski sinagoglardan biri İzmir’in doğusunda yer alan Sardis’de bulunuyordu ama Milet’te de bir sinagog ve hatırı sayılır bir Yahudi nüfus varmış.

DİDİM

Milet’e gelen kişilerin kutsal bir yoldan geçerek ulaştıkları Didim bir yerleşimden ziyade kehanet merkezi olarak kullanılmış. 108 sütundan oluşan, 109 metre uzunluğunda, 51 metre genişliğindeki Apollo tapınağı Yunan mimarisinin şaheserlerinden biri. Hemen girişte Yunan mitolojisinde adı geçen, kendine bakanı taşa çeviren, saçları yılanlı kadın Medusa kabartması var. Didim Yunanca’da ikiz anlamında bir kelime ve Artemis Apollo’nun ikizi olduğu ve ona da burada bir tapınak yapıldığı için bu isim verildiği söyleniyor. Bazı arkeologlara göre ise buradaki kehanet merkezi Yunanlılardan bile eski bu da isminin Anadolu kökenli olma ihtimalini güçlendiriyor.

Didim’deki Apollo Tapınağı’na tarih boyunca ünlü kişiler gelip sorular sormuşlar. Büyük İskender geldiğinde tapınağın kahini ona Persler’i yeneceğini söylemiş. Kayseri şehrinin isim babası olan Sezar tapınağın sınırlarının genişletilmesi emrini vermiş. Tapınağa gelen kişiler önce kendilerini kuyudan aldıkları suyla arındırmışlar, tanrılara bir hayvan, genellikle de bir keçi kurban ettikten sonra merakla cevaplarını bekledikleri soruları sormuşlar. ’Evlenecek miyim?’, ‘Yeni bir işe başlayacak mıyım?’, ‘Ne olacak bu ülkenin hali?’ gibi sorular gelmiş. Aynen günümüzün falcılarına sorulanlar gibi! Hıristiyanlık döneminde şeytan işi olarak görülen kehanet merkezleri yasaklanmış ve inşaatı hiçbir zaman bitirilemeyen tapınağın içine bir kilise inşa etmişler.

BERGAMA

İyonya’nın kuzeyinde Çanakkale yolu üzerinde yer alan ama İyonya şehirlerinden biri olmayan Bergama, antik çağda zirvelere ulaşmış, Atina’ya rakip olmuş ve adını tarihe altın harflerle kazımış bir şehir. Bugünkü Bergama ilçesinin hemen yukarısında yer alan Akropol, konumu itibariyle çok etkileyici bir yer. Bugün Berlin’deki eski şehirle aynı adı taşıyan Pergamon Müzesi’nde bulunan baş tanrı Zeus’a adanan sunak, Yunan döneminin en önemli şaheserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Tam tepedeki Trajan tapınağı ise Roma mimarisinin bir başyapıtı olarak en tepeden tüm dünyaya meydan okuyor.

Bergama’nın dünya tarihinde çok önemli bir yeri var. O dönemde dünyada iki büyük kütüphane bulunuyor. Biri 500 bin kitap kapasiteli İskenderiye, diğeri de 200 bin kitaplı Bergama. Mısırlılar kendi kütüphanelerinden daha büyük olacak kaygısıyla Bergama’ya papirüs ihracatını durduruyorlar. Kral II. Eumenes küplere biniyor, hemen bilim adamları toplanıyor ve papirüsün yerine geçecek bir şey bulunuyor. O da kurutulmuş hayvan derisi. Buna da Bergama kağıdı diyorlar ve bu kelime batı literatürüne parşömen olarak geçiyor. Papirüs yuvarlanmış kağıt şeklinde olduğundan her defasında açıp kapamak zor, oysa dünyada ilk defa parşömen sayesinde yaprakları üstüste koyup ciltlemek mümkün oluyor.

Kütüphanedeki kitaplara ne olduğunu merak ediyorsanız Markus Antonius eşi Kleopatra’ya hediye ediyor ve tüm kitaplar İskenderiye’de toplanıyor. Daha sonraki dönemlerde de bu kitaplar yakılıyor, evet geçmişimize ait bu muhteşem hazine yakılıyor ve eski dünyaya ışık tutacak eserler tarihin sayfalarında kaybolup gidiyor. Anadolu’daki en güzel ilçelerden biri olan Bergama’daki eski Mısır tanrı ve tanrıçalarına adanmış Roma tapınağı olan Kızıl Avlu bugün cami olarak kullanılıyor. Bergama’nın girişindeki Asklepieum ise antik dönemde dünyada sadece üç tane olan hastanelerden biri. Diğerleri Yunanistan’da Kos (İstanköy) adasında ve Epidauros’da bulunan ve sağlık tanrısı Asklepios’a adanmış hastanenin girişinde ‘Buraya ölümün girmesi yasaktır’ yazıyor. Bu tarihi yerde hastaları sağlıklarına kavuşturmak için psikolojiden tutun, çamur banyolarına, bitki tedavisinden kutsal suya kadar her yolu denemişler. Asırlar sonra bugün tıbbın sembolü halen yılan, bunun sebebi de yılanın derisini değiştirerek yeni bir hayata başlaması.

Tıp dünyasına çok önemli katkıları olan ve öğretileri 17. yüzyıla kadar yaygın olarak kullanılan ve Hipokrat’tan sonra antik dünyanın yetiştirdiği en ünlü tıp adamı olan Galenos 2. yüzyılda Bergama’da yaşamış önemli şahsiyetlerden biriydi.

İzmirli kör şair Homer aynı zamanda Batı Edebiyatı’nı başlatan kişi olarak tarihe geçmiş. Thales yedi bilgeden biriydi. Thales teoreminin formülü ona aitti. Milet’teki dünyaca meşhur İyonya okulunun Thales’ten sonraki yöneticisi olan Anaximandros evrim kuramının önderlerinden olup, gökyüzünün simetri tepesinin kutup yıldızı olduğunu belirten ilk bilim adamıydı. Aspasia Pericles’in metresi ve ona hitabeti öğreten kişiydi. Sokrat da dahil olmak üzere Atina’daki felsefi ve edebi çevrelerde çok önemli bir yere sahipti. Herakleitos ise doğadaki hiçbir şeyin aynı kalmayıp sürekli şekil değiştirdiğini söyleyerek diyalektiğin ilk savunucularından olmuştu. Aynı akarsuda iki kez yıkanılamayacağını savunarak tarihe geçti. Ünlü Alman filozof Nietzsche ‘Herakleitos her zaman gereklidir’ diyerek, karşıt elementlerin birbiriyle mücadelelerinin evrimi yarattığını ileri süren bu filozofun önemine değinmişti. Stoacı felsefeye önemli katkıları olan Herakleitos ‘Su toprakta yaşam bulur, sudan da ruh yaşam bulur’ demişti.

İyonya asırlar öncesinde kalmış ama gündelik hayatımızdaki yansımaları hálá devam ediyor. Yeni dönem İyonya filozoflarından Sezen Aksu’nun son şarkılarından biri olan Kalp Unutmaz’da, Herakleitos’un ünlü nehir teorisi 2005 yıl sonra melodilerle raks ediyor: ‘Akarsuda iki kere yıkanılmaz, yüzünü yarına döndürmeliyim, bir daha bir daha dener miyim hiç, bir daha geriye döner miyim...’

PRİENE

Anadolu’da Phaselis, Termessos, Arycanda, Aphrodisias gibi birkaç favori şehrim var, bunlardan biri de şehircilik harikası olan Priene. Menderes nehrinin limanını yok ettiği, Mykale dağının yamaçlarına kurulmuş olan şehir ufak ama çok sevimli. Dünyada ilk olarak 2500 yıl önce, Milet’te kent planlamacısı Hippodamos tarafından uygulanan ızgara şehir planıyla yapılan Priene, orijinal halini koruyan nadir şehirlerden biri. Bunun en büyük nedenlerinden biri de Romalıların şehre fazla ilgi göstermemiş olması.

Priene’deki beş bin kişilik antik tiyatro, dünyadaki en güzel Yunan tiyatrolarından biri. Tiyatronun sahnesine yakın bölümde yer alan beş mermer koltuk, şehrin yönetimindeki önemli kişilere ayrılmış. Yapıda bulunan sunakta gösteriler öncesinde şarap ve tiyatro tanrısı Dionysos’a hayvanlar kurban edilmiş. Tiyatroda aktörlere kalan zamanı göstermek için su saati kullanılmış. İyonya’daki kongrelerin ve festivallerin yapıldığı şehirdeki 640 kişilik Bouleterion kent meclisi toplantılarına evsahipliği yapmış, hemen yanındaki Prytaneion ise idare merkezi olarak kullanılmış.

Şehrin koruyucusu olan Tanrıça Athena’ya adanan tapınak ise Priene’nin en muazzam yapısı. İ.Ö. 334’de başladığı seferler esnasında Anadolu’yu da imparatorluğuna dahil eden Büyük İskender’in yaptırdığı eserin mimarı ise Bodrum’daki Mozole’yi de yapan Phytheos. Bir tarafında 11, diğer tarafında altı sıra iyonik kolondan oluşan yapı aşağıdan geçen yoldan bile görünüyor. Şehirde bulunan Stadium ise başta boks, güreş ve pentatlon olmak üzere her türlü spor faaliyeti için kullanılmış.

Kaynak: Saffet Emre TONGUÇ

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Hem büyüleyici hem de ucuz sekiz ülke
Hafta sonu Hafta sonu
Hafta sonunun olmazsa olmazı: Adalar
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Sibirya'da her geçen gün büyüyen gizemli krater!
Yeme&İçmeYeme&İçme
Bayramlık Alaçatı tavsiyeleri