Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gündemden şaşmam

Pakize SUDA

Bugün size Türkiye'nin çok önemli meselelerinden söz edeceğim. Yok! Öyle Apo'nun nerede olduğundan falan değil; hem bize ne, neredeyse nerede; buraya gelip maraza çıkarmasın da... Hatta avanesini de yanına alsa çok iyi olur.

Merkez Bankası müdahale etmezse dolar fırlayacakmış; bundan da söz etmeyeceğim. Keşke fırlasa, nasıl olsa hepimizin kıyıda köşede doları var; yüzümüz güler hiç olmazsa.

Amerika Irak'ı bombalaya dursun, Türkiye'nin Körfez’le ilgili hiçbir planı yokmuş. Bu da önemli değil, olmasın; planlı programlı yaşamak insanın hayatındaki en önemli unsur ‘‘heyecan’’ı yok ediyor. Böylesi daha iyi.

Efendim önümüzde seçim varmış, hangi parti kaç oy alırmış. Buna da boşverin; hangisi ne alırsa alsın; hepsi bizim canımız, ciğerimiz, senelerdir huyunu suyunu bildiğimiz insanlar; ha Ali almış, ha Veli.

Önemli kişiler

Bunların hepsi bir kenara; ben size daha önemli meselelerden, daha müstesna kişilerden söz edeceğim.

Birincisi şu ‘‘Kadınları dövmek lazım, hatta öyle dört duvar arasında değil, göstere göstere dövmek lazım’’ diyen adam. Bizimkiler bu lafı duydular ya; haber bültenleri, tartışma programları, yarışma programları, Televole‘ler... Hepsi adamın peşindeler. ‘‘Ay! ne olur bir daha söyleyin, kadını ne yapmak lazım?’’, ‘‘Bir tarif verebilir misiniz, nasıl dövmek lazım?’’

Adam kanal kanal gezip ‘‘kadın dövme’’ üzerine ahkam kesiyor. Nerede, ne zaman, kimi dövmüş belli değil. O, bu işin teorisini anlattığı esnada yüzlerce erkek, Türkiye'nin dört bir yanında işi pratiğe dökmekle meşguller; ancak onlarla ilgilenen yok. Boşuna ‘‘Şüyu'u vuku'undan beter’’ dememişler.

Bu arada iş bilen bir gazinocu ‘‘Kadın döven adamın sesi güzel olur’’ mantığından yola çıkarak bu adamı gazinosuna assolist yaptı. Hatırlarsanız, Kumkapı olayında da benzer bir mantıkla sahnelerimiz yeni assolistler kazanmıştı.

Şimdi bu adam, paraya para demiyor. Otu boku bahane edip, karısını gerçekten dövenlerse, bu işi bedava yapmaya devam ediyorlar. Adaletsizlik kendisini burada da gösterdi. Aslına bakarsanız ben bu adamın kadın düşmanı olduğunu sanmıyorum. Geçenlerde televizyonda izledim; sahnedeki haliyle hiç de öyle durmuyordu. Hatta parlak gömleği, zarif hareketleriyle, kadınlara olan hayranlığını, onlara benzemeye çalışarak ifade ettiğini bile söyleyebilirim.

Kadın dediğin...

İkinci önemli konu, Banu Alkan'ın neresi, ne edilecek? Kadıncağız feryat figan soruyor, ‘‘Neremi, neremi?’’ Hadi bakalım cevap verin, neresi? Kadının her yeri güzel, neresine öncelik tanıyacaksınız?

Senelerdir uyardı durdu bizi; ‘‘Geliyorum, geliyorum bomba gibi patlayacağım’’ dedi, dikkate almadık. Doğru söylüyormuş meğer; gümbür gümbür geldi, hem de öyle boş gelmedi, gelirken dudaklarını, bacaklarını falan da getirdi size. Şimdi soruyor: ‘‘Neremi, neremi?’’

Seçin artık. Ben hemcinsim olduğu için uzuvlarından almayacağım, ama iğne topuklu, otrişli terliklerine talibim. Bundan sonra ben de kadınlığımı gözler önüne sermek istiyorum. Pantüflülerle bir yere varılmayacağını anladım. Kadın dediğin daima kürkler danteller içinde olmalı. Bakın, Banu hanım yıllarca postallarla direndi, otrişlerinden taviz vermedi ve mükafatını patlayarak gördü.

Anlatanların yalancısıyım; günün birinde gecekonduda yaşayan fakir bir kızı canlandırdığı bir filminde, yönetmenin ‘‘Oynadığınız role uygun bir kıyafet giyin Banu hanım’’ uyarısına ‘‘Benim ipekten, dantelden, kürkten başka giysim yok’’ diye cevap vermiş. Aferin kadına!

Şimdi sırada Sibel Can'ın boşanması var. Ben bu yazıyı yazdığım sırada basında yeni yeni yer almaya başlamıştı; bu konu bizi epey oyalayacağa benzer.

Meseleler bitmiyor

Şükür Allah'a her zaman merak edecek, üstüne düşecek bir meselemiz var, biri biterken, öteki başlıyor. Bir zamanlar Hülya Avşar'ın Zehra'sıyla yatıp kalkıyorduk. Neyse sonradan bebeğin bildiğimiz bebeklerden bir farkı olmadığını, onun da iki gözü bir burnu olduğunu anladık da peşini bıraktık. Gerçi bunu anlamak bizde bir hayal kırıklığı yaratmadı değil, ama kendimizi çabucak toparladık.

‘‘Bu konular çok mu önemli’’ diyeniniz olabilir. Evet, önemli. Bu insanlar ana hüber bültenlerinde, hem de ön sıralarda yer alıyorlarsa, en çok izlenen programlarda üç-dört saat boyunca bütün Türkiye'ye izlettiriliyorlarsa, bu insanlar önemlidir. ‘‘Önemli’’ olmak için illa ‘‘değerli’’ olmak şart değildir. Ne yani, şimdi bunları görmezden gelerek gündemi atlatmış mı olayım? Ben kendime ‘‘Gündemi takip etmiyor’’ dedirtmem.

Mış-muş köşesi...

İnsanlar günde ortalama 13 kez gülermiş.

Hıncal Uluç payına düşeni yıllar önce bitirdi, Mesut Yılmaz'dan artanları kullanıyor.

Yarasalar bir mağaraya girince önce sola dönerlermiş.

Aynı insanlar gibi; biz de önce sola meyleriz, parayla tanışınca sağa...

Türkiye'de kişi başına düşen su miktarı Suriye'den azmış.

Ama ‘‘sulu’’ miktarı bütün dünyadan fazla.

Ecevit ‘‘Demirel'in görev süresi uzasın’’ demiş.

Hani bir laf vardı; ‘‘Körler sağırlar birbirini ağırlar.’’ Nereden nereye birden aklıma geliverdi.

Türkiye 2000 yılına hazır değilmiş.

Sanki ‘‘Hazır mısınız?’’ diye soran var.

Bir domuzun orgazmı yarım saat sürüyormuş.

Ohooo, biz o yarım saate ön sevişmeyi, son öpüşmeyi, sigara molasını, hatta iki de kıskançlık kavgasını sığdırırız.

Saddam kaşınıyormuş.

Biz bir şey yapamayız; kaşağı Amerika'nın elinde.

Müslüm Gürses tez konusu olmuş.

Olur tabii; bir insanın uyurken aynı anda sahnede şarkı söylemesi rastlanır bir şey mi?



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI