GeriGündem Zimbabwe’nin ‘Altın Kız’ı bakanlık koltuğunda
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Zimbabwe’nin ‘Altın Kız’ı bakanlık koltuğunda

Kirsty Coventry olimpiyat oyunlarında ferdi olarak madalya kazanan ilk Zimbabweli sporcu. Bir yıldır ülkesinde Gençlik, Spor, Sanat ve Rekreasyon Bakanı olarak görev yapıyor; bakan olduğunu da televizyondan öğrenmiş. Kabine toplantısında “Ara vermeliyiz, bebeğimi emzirmem lazım” diyerek tüm bakanları şaşırtan Coventry’ye ülkesinde ‘Altın Kız’ diyorlar. Şiddetin ve yoksulluğun kol gezdiği Zimbabwe’de nüfusun yüzde 78’ini oluşturan gençler için fark yaratmaya çalışan 36 yaşındaki Coventry, Mustafa Koç Spor Ödülü’nün davetlisi olarak İstanbul’a geldi. Beş olimpiyat madalyalı yüzücü, Hürriyet’e konuştu.

 Zimbabwe’nin ‘Altın Kız’ı bakanlık koltuğunda

OKULDA ZORBALIĞA MARUZ KALDIM

Nasıl bir ailede doğdunuz, yüzmeye nasıl başladınız, hikâyenizi anlatır mısınız?

Zimbabwe, Harare’de doğdum, orta gelirli bir ailede büyüdüm. Ailemde herkes spor yapmayı çok severdi. Düşünün, Noel gününde bile hırslı, rekabetçi bir şekilde voleybol oynardık birlikte. 18 aylıkken annem ve büyükbabam bana yüzmeyi öğretti. 6 yaşında da ilk yüzme kulübüne yazıldım. Suyu çok seviyorum, su benim mabedim, sığındığım yer oldu diyebilirim.

O yaşta niye bir mabede ihtiyaç duydunuz?

Küçükken okulda çok zorbalığa maruz kaldım. Çok uzun boylu ve zayıf bir çocuktum. İyi de bir sporcu olduğum için diğer kızlar beni çok sevmezlerdi. Az sayıda arkadaşım vardı. O yüzden havuz benim mabedim oldu. Sessizdi ve tüm hayal kırıklıklarımdan orada kurtulabiliyordum. Yüzmek bana özgüven verdi. Başka alanlara da yansıdı. Okulda da kendime daha çok güven duydum. Yani ben küçük yaşımdan itibaren yüzme yeteneğimin farkındaydım ve antrenmanlar en sevdiğim zamanlardı. Ailem çok dengeli davrandı. “Eğer yüzmek ve başarmak istiyorsan, kararlı olman ve antrenmanları aksatmaman gerekiyor” dediler. 9 yaşında madalya kazanmak için olimpiyatlara gideceğimi söyledim. Tabii ki o zaman insan nelerden fedakârlık yapması gerektiğini bilmiyor.

SEN BİZİMLE GELME ÇOK SIKICISIN

 Nelerden vazgeçtiniz?

Doğum günü partilerine gidemedim, ailemle tatillere çıkamadım. Çünkü yüzmem gerekiyordu. Ama iyi ki yaptım. Hiç pişman değilim. Çok eğlenceli arkadaşlarım oldu.

 Tam da insanın gezmek, eğlenmek isteyeceği yaşlar. Antrenmanlarınızın ne kadar ağır olduğunu tahmin edebiliyorum, bunlara vakit ayırmak isteyip sporu bırakan çok arkadaşım oldu...

Evet, haklısınız, benim de çok arkadaşım bu yüzden sporu bıraktı. Bazen “Onlarla dışarı gitmek istiyorum” dediğim anlar oldu, ancak yüzme ağır bastı. Zaten arkadaşlarımın çoğu bana, “Sen gelme, evde kal, çok sıkıcısın” diyordu (Gülüyor). Çünkü ben içki içemiyordum, o yüzden eğlenceli olmadığımı düşünüyorlardı.

‘YAPAMAZSIN’ SÖZÜ BENİ MOTİVE ETTİ

Eşinizi yüzerken mi tanıdınız?

2009’da tanıştık. Madalyalarımı kazanmıştım. 2009’daki şampiyonadan sonra bir ara vermiştim. Tam o arada tanıştık.

Yüzmeye başlarken motivasyonunuz neydi?

Sporcuları izlerken onlardan biri olmak istiyordum. Bir de belki en çok motive eden şeylerden biri birçok kişinin bana “Yapamazsın” demesiydi. İlk madalyalarımı kazandıktan sonra motive edense artık bunu ülkem için yapma isteğimdi.

Neden yapamayacağınızı düşünüyorlardı?

Birkaç sebebi olabilir. Belki kıskançlık, çekememezlik bunlardan biri. İkincisi, Zimbabwe çok uzun zamandır olimpiyat madalyası kazanmamıştı. Hatta tek kazandığı, 1980 yılında kadınların hokey takımının aldığı madalyaydı. Ayrıca ben zayıf, çelimsiz bir çocuktum. Bir yüzme şampiyonunun daha iri yapılı, güçlü, kuvvetli biri olmasını bekliyorlardı. O yüzden kimse benim böyle bir şey yapabileceğimi düşünmedi.

Ne kadar çalışıyordunuz?

Kariyerimin en zirve noktasında günde üç ile altı saat arasında bir vakti havuzda geçiriyordum. Haftanın altı günü böyleydi, pazar günleri ise hiçbir şey yapmadan dinleniyordum.

Sarışın, güzel bir kadın, henüz 36 yaşında, birçok olimpiyat madalyası sahibi... Ve şimdi ülkesi Zimbabwe’de bakan... Farklı bir siyasetçi portresi var karşımızda. Siyasete girişiniz nasıl oldu, başkan mı sizi ikna mı etti?

Öncelikle övgünüz için teşekkür ederim ama başkanla konuşmadım. O televizyondan duyuruyu yapmış, bir arkadaşım telefon etti ve “Çabuk televizyonu aç” dedi.

Sizinle konuşmadan mı?

Aslında kulislerde benim ismim geçiyordu. Başkana önerilmiştim, ancak kabul edecek mi etmeyecek mi bilmiyorduk. Sonra üzerinde çalışılan bakanlar kurulu listesi basına sızdı. Kendisi de açıklama yapmak zorunda hissetti sanırım. 

SİYASETÇİ OLMAYI  DÜŞÜNMEMİŞTİM

Bunu istiyor muydunuz yoksa kafanızda ‘acaba’lar var mıydı?

Kafamda çok soru vardı. Bir kere hayatım boyunca aklımdan siyasetçi olmak geçmemişti. Ama halktan gelen tepki o kadar pozitif oldu ki... Benden daha tecrübeli akıl hocalarıma ve aileme de danıştım. Onlar da çok desteklediler. Bütün bir hafta sonunu, eşim, annem ve babamla konuşarak geçirdim. Siyasete girmeyi, bakan olmayı artılarıyla eksileriyle masaya yatırdık.

Adınız televizyonda açıklandığında hamileydiniz, değil mi?

Evet, sadece beş gün önce hamile olduğumu öğrenmiştim. En çok da bu yüzden kabul edip etmemeyi düşündüm zaten. İlk hamileliğim. Bulantılar yaşayacak mıyım, sağlığım nasıl olacak, bilemiyordum. Etrafımda çok iyi bir destek ağım var, eşim, ailem, dostlarım... Biraz da onlara güvendim aslında...

 Mabedim dediğiniz havuzdan çıktınız ve siyasetin orta yerine yerleştiniz. Hangisi daha kolay?

Aslında işin zor kısmı şuydu: Sporcuysanız, hele ki ülkesine madalyalar getiren bir sporcuysanız herkes size severek bakıyor. Siyasetçi olduğunuzda gözler yine üzerinizde oluyor ama bu kez yaptıklarınız çok sorgulanıyor. Oysa ben aynı insanım, aynı değerlere sahibim, siyasetçi oldum diye değiştiğimi düşünmüyordum. Tek yapmak istediğim şey fark yaratmaktı ki sporcu kariyerimde de buna odaklanmıştım. Politika, sporcu olmaktan daha zor. Çünkü anlamanız gereken çok farklı şeyler var. İçgüdüsel olarak öğreneceğiniz bir şey değil siyaset. Yüzme içimden gelen bir şeydi, çok rahat öğrendim.

Zimbabwe’nin ‘Altın Kız’ı bakanlık koltuğunda

İpek ÖZBEY - Kirsty COVENTRY

 

ZİMBABWE BENİM EVİM

 

Size ‘Altın Kız’ diyorlar. İlk kim böyle hitap etti

Evet. Bir önceki devlet başkanımız söylemişti.

Bunca olimpiyat madalyasına sahip biri olarak aslında dünyanın her yerinde yaşayabilirdiniz. Neden Zimbabwe gibi zor bir ülke?

Çünkü benim evim orası, memleketim. 2001 yılında üniversite için burs alarak Amerika’ya gittim. 2016’ya kadar orada kaldım, aralarda Güney Afrika’da biraz zaman geçirdim, biraz Avrupa’da yaşadım. İmkânım oldukça evime döndüm, ziyaret etmeye çalıştım. Emekli olduktan sonra Zimbabwe’de kalıp bir vakıf açmak istedim. Temelli döndüm. Kirsty Coventry Akademi’de çocuklara yüzme öğretiyoruz. 

Zimbabwe’nin ‘Altın Kız’ı bakanlık koltuğunda

Kirsty Coventry mayıs ayında doğum yapmıştı.

‘EMZİRMEM LAZIM BİRAZ ARA VERELİM’

Beyaz bir Zimbabweli olarak hiçbir ırksal önyargıya maruz kaldınız mı?

Hayır. Zimbabwe’de siyahlarla beyazların anlaşamadığı, savaştığı dönemler olduğu doğru. Bu tür çatışmaların yaşandığını biliyorum, çünkü ailemde söz konusu durumla karşılaşanlar oldu. Ancak ben sporcu olduğum ve olimpiyat madalyaları kazandığım için herkes beni her zaman çok sevdi ve gurur duydu. 

Hayat, dünyanın her yerinde kadınlar için çok zor. Siz bir kadın olarak ülkenizde hiç psikolojik şiddet gördünüz mü?

Psikolojik şiddet demeyelim ama bazen kadın olduğumuz için yeterince dikkate almadıkları oluyor. Mesela ben bakan oldum. Ülkemde pek çok erkek de bu göreve gelmek istemişti. Bu durumda zorlandığımı kabul etmeliyim. Çünkü bu kişiler, devlet başkanımızın bana güvendiği kadar güvenmiyorlar, inanmıyorlar. Ancak ben bunu olumlu bir zorluk olarak görüyorum. Belki bu benim için onları eğitmek adına da bir fırsattır. Kim bilir, belki zihniyetlerini değiştirebilirim. Erkekleri eğitmek çok önemli. Anne olduğumdan beri toplantılarda, “Emzirmem lazım, biraz ara verelim” dediğimde gözleri fal taşı gibi açılıyor. Daha önce hiç düşünmedikleri durumlar bunlar.

Kabinenin tamamı erkek mi?

Hayır, beş kadın bakan var ama diğerlerinin çocukları büyük. Bu yüzden böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyorlar (Gülüyor). Alışacaklar bence...

ANNEM KEK SATIP BENİ TURNUVAYA YOLLARDI

Birleşmiş Milletler raporuna göre, Zimbabwe kırsalındaki 2.3 milyon insanın acil gıda yardımına ihtiyacı var. Bu koşullardaki bir ülkede başarmak zor olsa gerek... Siz avantajlı grupta mıydınız?

Zimbabwe’yi, özellikle kırsalı ve dezavantajlı kesimi düşündüğümüz zaman biz biraz daha orta halli bir aileydik. Ancak turnuvalara katılmam gerektiğinde annem beni gönderebilmek için evde kek, pasta yapar, onu satar ve parasını bana verirdi. Ama tabii ki pek çok insana göre şanslı bir aileydik. En azından her zaman soframızda yiyecek yemeğimiz olurdu. Çünkü annem ve babam çalışıyordu.

SPOR GENÇLERİ HAYATA BAĞLAR

Araştırmalar, spor yapan gençlerin suça karışma oranının çok düşük olduğunu gösteriyor.Sporun, özellikle işsizliğin yüksek olduğu toplumlara yüzde yüz fayda sağladığına inanıyorum. Gençlerin yapacak hiçbir şeyi olmadığında uyuşturucuya ve suça bulaştığını biliyoruz. Bizim bir de geçmişin o çalkantılı dönemlerinden gelen travmalarımız var. Ben sporun toplumları tekrar bir araya getireceğine, toplumun yeniden inşasına yardımcı olacağına gerçekten inanıyorum. Gençler kendini salmış vaziyetteler, spor onları toparlayacak, hayata bağlayacak.

Genç nüfusunuz ne kadar?

35 yaşa kadar nüfusu genç sayacak olursak nüfusumuzun yüzde 78’i. 15-35 yaş arası ise nüfusun yüzde 60’ı...

O zaman kabinede en büyük iş size düşüyor...

Evet, kesinlikle. Eskiden gençlik bakanlığının gençlere istihdam sağlaması gereken bir bakanlık olduğu düşünülürdü. Ben öyle düşünmüyorum. Bizim görevimiz onlara iş bulabilmeleri için ihtiyaç duydukları becerileri sağlayabilmek.

Biz buna ‘Bana balık verme, balık tutmayı öğret’ deriz...

Ne kadar doğru bir söz... Bunu not alacağım. Hükümet olarak da şirketleri ayakta tutacak imkânı sağlarsak onların da gençlere daha kolay iş vermesinin önünü açarız. 

Zimbabwe’nin ‘Altın Kız’ı bakanlık koltuğunda

Caroline Koç - İlke Özyüksel

İLKE NE İSTEDİĞİNİ BİLİYOR

Mustafa Koç Spor Ödülü’nü Türkiye’yi modern pentatlon dalında olimpiyatlarda temsil eden İlke Özyüksel kazandı, kendisi de zorlukları aşıp gelen bir genç kadın. İlke’yi tanıdınız, onunla konuşma fırsatı bulabildiniz mi?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ödül gecesi harikaydı. Özellikle bir olimpiyat oyuncusuysanız dört yılda bir takdir görüyorsunuz. Her sene takdir edilebildiğiniz, ödül alabildiğiniz böyle bir platform olması sporcuların teşvik edilmesi adına çok önemli bir adım. İlke’ye gelince... Evet, tanıştık, sohbet ettik. Gerçekten harika bir genç kadın. Ne kadar özgüvenli, hırslı, iddialı olduğunu görebiliyorsunuz. Sadece kendisi için değil, ailesi ve ülkesi için iyi bir şeyler başarmak istiyor. Onunla konuştuğumda ne yapması gerektiğini bildiğini fark ettim. Bence bir sporcu için benzersiz bir durum. Yapması gereken işe odaklanmış, adım adım ilerliyor. Bu özelliği onu çok yukarılara taşıyacak.

 İlke’ye bir tavsiyede bulunsanız, ne derdiniz?

Bana “Altı olimpiyat oyununa katılmak istiyorum” dedi. “Ben beş tanesine katılmıştım. Umarım sen altıncıya katılırsın” dedim. Ona bir tavsiyede bulundum aslında. “Her olimpiyat oyununa katıldıktan sonra biraz kendine zaman ayırıp, ailenle vakit geçir. Dinlen ve kendine gel” dedim. Çünkü uzun bir kariyer istiyorsanız, hem psikolojik hem fiziksel olarak bir-iki aylık dinlenme sürecine ihtiyacınız olur. Bence önemli olan, gün gelip emekli olduğunuzda hâlâ sporu seviyor olmak...

 

RUTH’UN DEĞİŞEN HAYATI

Eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için çaba gösterdiğinizi biliyorum. Ülkenizden hayatını değiştirdiğiniz insanlardan birinin hikâyesini anlatır mısınız?

En büyük çabalarımızdan biri kadın sporcular için finansmana daha kolay erişim imkânı sunabilmek. Ulusal spor federasyonu ve spor kurullarında kadınların temsilini arttırmak istiyoruz. Bizim Afrika’da öyle bir kültürümüz var ki, genç kızlar ya evde oturur, ev işi yapar ya da sadece okuluna odaklanır. Biz genç kızların spora katılımı için onları teşvik etmeye çalışıyoruz. Bizim genç kızlarımızın çok erken evlenmesi gibi bir problemimiz de var. Çünkü başka seçeneği yok. Spor sayesinde başka hayatlar olduğunu görüp kendi hayatlarını değiştirebilir ve özsaygıyı öğrenebilirler. Bunu yapmaya çalışıyoruz. Bir örnek verebilirim. Benim Heroes isimli bir vakfım var. Yüksek nüfuslu bölgelerde topluma ücretsiz spor imkânı sunuyoruz. İlk yıldan bir örnek vereceğim: Bir program dahilinde çalışıyor, programın sonunda da bir turnuva düzenliyoruz. Basketbol, voleybol, ragbi ve futbol alanlarında takımlar yarışıyor. Sonunda üç ödül veriliyor. En saygın, en iyi sporcu ve dostluk ödülü. İlk iki kategoriyi koçların belirlemesini istedik, dostluk ödülünü de arkadaşları verecekti. Turnuva bitti ve bütün gençler aynı anda “Ruth, Ruth” diye bağırmaya başladı. 11 yaşında bir kız çocuğuydu. Ödül aldıktan sonra babası yanıma geldi ve teşekkür etti.

Tam olarak ne dedi?

“Bana kızımın işe yaramaz birisi olmadığını gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim.” Ben önce üzüldüm, ne demek “işe yaramaz”... Sonra anladım ki, İngilizcesi yeterli değildi, demeye çalıştığı “Kızımın sporda ne kadar yetenekli olduğunu gösterdiğiniz için teşekkür ederim” idi. Okulda dersleri çok iyi değilmiş, o yüzden kızı için endişeleniyormuş. Hatta okuldan almayı bile düşünmüş kızını. Ama şimdi sporda başarılı olduğu için okul da onun kalmasını istiyor. 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle