GeriGündem YÖK'ü sarsan üçlü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

YÖK'ü sarsan üçlü


Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 3 hafta içinde YÖK'e yaptığı art arda 3 atama, kuruma bomba gibi düştü. Sezer önce, YÖK'e karşı olan Prof. Dr. Aysel Çelikel'i üyeliğe atadı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı iken Rektör Prof. Dr. Alemdaroğlu ile anlaşmazlığa düşüp, YÖK'ü de suçlayarak istifa eden Çelikel'in YÖK üyesi olması herkesi şaşırttı.

Sezer, ardından ÇYDD Başkanı Prof. Türkan Saylan'ı ve 1402 Sıkıyönetim Yasası ile uzaklaştırılan Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alpaslan Işıklı'yı YÖK üyeliklerine atadı.

Aydınlanma devrimi

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı kontenjanından YÖK'e atadığı üyelerle kurumun yapısında önemli bir değişim ortaya çıktı. Kendi kontenjanından seçtiği iki üye Sezer tarafından veto edilen Üniversitelerarası Kurul, yasanın tanıdığı seçim hakkını kullanmayarak, Sezer'in, ‘takdirine sunma’ kararı almıştı. Sezer'in seçtiği üyelerden Prof. Alpaslan Işıklı, ‘‘Bunun, asla sıradan bir atama olarak algılanmadığı ve tabiri caizse ‘bir aydınlanma devriminin önemli bir unsuru' olarak değerlendirildiğini gözlemekteyim. Aldığım olumlu tepkiler tahminim üstünde’’ dedi.

SEZER’LE TANIŞMIYORUM

Prof. Işıklı, Sezer ile tanışmadıklarını belirterek, ‘‘Sayın Cumhurbaşkanı dün (önceki gün) çağırdı. Görüştük, bu görüşmede istemesi üzerine YÖK üyeliği için dilekçe verdim ve atama gerçekleşti’’ dedi. Işıklı, Sezer'in göreve geldiği günden beri attığı adımları heyecanla izlediğini vurgulayarak, ‘‘Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu çerçevede üniversitenin demokratik, laik ve özgürlükçü bir yapılanma kazanması doğrultusundaki özeni dikkatlerden kaçmıyordu’’ diye konuştu. Işıklı, şunları söyledi:

YÖK, 12 EYLÜL'ÜN PARÇASI

‘‘YÖK, bence 12 Eylül'ün bir parçası olarak yerli yerine oturuyor. 12 Eylül'ün, Türkiye'nin tarihinde çok önemli bir gerileme dönemi olduğu konusunda görüşlerim daha da perçinleniyor. YÖK olgusu ve onunla birlikte üniversitedeki tasfiyeler Türkiye üniversitelerine çok pahalıya malolmuştur. Tasfiyeleri YÖK'ten bağımsız olarak görmek mümkün değildir. Ayrıca YÖK'ün bir koordinasyon organı olarak varlığını koruması belki savunulabilir, ama onun ötesinde demokratikliği tartışılan bir yapılanmayı üniversitelerin sırtına giydirmek bilimin öncelikleriyle bağdaştırılmayan bir durum yaratmıştır.’’

KARANLIK GÜÇLERİN ETKİSİ

‘‘YÖK'ü meşrulaştırmak için Ankara ve İstanbul'a yoğunlaşmış olan akademik kurumların ülke sathına yayılması ve hocaların yurt sathında hizmet vermesi amacı yerine getirilecekti. YÖK, böyle bir gerekçeye dayandırıldı. Bunun tam tersi oldu. Ankara'da mevcut üniversiteye ek olarak sayısı belli olmayan özel üniversiteler kuruldu; buna karşılık bu büyük kentlerin dışında tıpkı ilçeleri, il yapmaya benzer anlayışla üniversiteler kuruldu. Bu üniversiteler oralarda özveriyle çaba gösteren bazı öğretim üyelerinin varlığına rağmen bölgeyi aydınlatmak, bölgeyi ileriye götürmek yerine bölgede egemen olan bazı karanlık güçlerin etkisi altına girmeleri gibi durumlar ortaya çıktı.’’

Sezer'in Prof. Saylan'ı şaşırtan telefonu

PROF. Dr. Türkan Saylan'ın önceki gün telefonu çaldı;

Karşısında, pek de alışık olmadığı bir ses vardı.

‘‘Türkan Hanım nasılsınız? Ben Ahmet Necdet Sezer.’’

Saylan, şaşkınlığını üstünden attığı sırada, bu kez ani gelen bir soruyla bir daha şaşırdı. ‘‘Yök üyeliğine sizi önermek istiyorum, sizce de uygun mu acaba?’’ Şaşkınlığı süren Saylan, düşünme payı istercesine sustu. Cumhurbaşkanı, kararlı ses tonuyla, ‘‘Düşünün, yanıt verin’’ dedi. Prof. Dr. Türkan Saylan, kısa bir düşünme süresinden sonra hemen Köşk'ü arayıp ‘olur’unu bildirdi. Prof. Saylan yıllardır Atatürkçülüğün yılmaz savunucusu olarak tanınan kişiliğiyle dikkatleri üstüne toplamış bir bilim kadınıydı. Bir de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin genel başkanı olarak özellikle Doğu ve Güneydoğu'da ihmal edilen kız çocuklarının okutulması için harcanan yoğun çabaların başlarında gelen bir ‘gönüllü’ydü. Ayrıca Lepra Hastanesi'nin de başhekimliğini yürütüyordu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeliğinin yanısıra özellikle Marmara depreminde tüm gönüllü kuruluşlara öncülük yapmakla da dikkatleri üstüne toplamıştı. Boş olan YÖK üyeliğinden birinin bunca görev arasında kendisine verilmesi için, Cumhurbaşkanı'nın direkt teklifini bu yüzden düşünerek karşılamıştı. Prof. Saylan'a, ‘‘Bunca görev içinde sancılı YÖK üyeliği için zamanınız olabilecek mi?’’ diye sorduğumda şöyle konuştu; ‘‘‘Sayın Cumhurbaşkanımız bizzat telefon ederek ‘Sizi öneriyorum' deyince, doğrusu çok şaşırdım. Biz bu hoşlukları nicedir pek yaşayamıyorduk. Bu değişik bir jestti, şeffaflıktı. Zamanımın kıt olduğunu kendilerine de söyledim. Ama ayda bir kez de olsa YÖK toplantılarına katılıp katkıda bulunmaya hazırım.’’ Saylan'a bir konuyu daha soruyorum. ‘‘Sizin en yılmaz Atatürkçülerden biri olduğunuzu herkes biliyor. Cumhurbaşkanının ise son zamanlarda, sizin de karşı olduğunuz bazı gruplara sıcak baktığı iddia ediliyor. Koyu Atatürkçünün Sezer'in tercihi olması ne anlama geliyor?’’ ‘‘Evet, kendilerinin benim de karşısında olduğum Fethullahçı gruba ilgili olduğunu söylediler. Ama hiç sanmıyorum. Bu tür yüklenmelerin kişisel olduğunu ve bir kısmının da meslek içi sürtüşmelerden kaynaklandığını düşünüyorum.’’

Alpaslan Işıklı

1402'yle atıldı YÖK'le döndü

CHP'nin aktif bir üyesi olan Prof. Alpaslan Işıklı, 18 Nisan 1999 seçimlerinin ardından yapılan CHP Olağanüstü Kurultayı'nda Parti Meclisi üyeliğine aday olmuş ancak herhangi bir listede yer almadığı için seçilememişti.

Prof. Işıklı, Yekta Güngör Özden'in başkanlığı sırasında da Atatürkçü Düşünce Derneği'nin Yönetim Kurulu üyeliğini yapmıştı. Işıklı, 1994 yılları arasında Mülkiyeliler Birliği'nin, ardından da bir dönem Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı'nı yaptı. 1940'da Amasya'da doğan Işıklı, Talebi Cemiye Başkanlığı'nı yaptığı Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1961'de mezun oldu. Ardından Fransa'da Centre Europeen Universitaire de Nancy'de lisanüstü öğrenim gördü. 1962'de asistan olarak girdiği SBF'nin ‘Sosyal Siyaset ve İş Hukuku’ kürsüsünde 1973'te doçent, 1980'de profesör oldu. İngiltere ve Fransa'da bilimsel çalışmalar yaptı. Doçentlik döneminde SBF Yönetim Kurulu ve Çalışma Bakanlığı bünyesinde Yüksek Hakem Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu.

1983'te 14O2 sayılı Sıkıyönetim Yasasına dayanılarak görevine son verildi. Bölge İdare Mahkemesi kararıyla, 1989'da yeniden üniversiteye döndü. Işıklı, halen SBF'de Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Başkanı ve Ankara Üniversitesi Yönetim Kurulu üyesi.

Türkan Saylan

Atatürkçülüğün yılmaz savunucusu

PROF. Dr. Türkan Saylan, 1935'te Istanbul'da doğdu. 1963'de İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. 1963-1965 arasında Sosyal Sigortalar Nişantaşı Hastanesi'nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını aldı. 1966 yılından beri Istanbul Tıp Fakültesinde görev yapıyor. 1971'de İngiliz Kültür Heyeti'nin bursuyla İngiltere'de ileri eğitim görmüş, 1972'de doçent, 1977'de profesör oldu. 1976 yılında Lepra (Cüzzam) çalışmalarına başladı. Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı'nı kurdu. 1986'da kendisine ‘Uluslararası Gandi ödülü' verildi. 1982 ve 1987 yılları arasında, İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı'nı yürüttü. Halen aynı kliniğin öğretim üyesi olarak çalışıyor.

1989 yılında kurulan çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin kuruluşuna katıldı ve ilk dönemden sonra Genel Başkanlığa seçildi. 1996'da İstanbul Üniversitesi, kendisine ‘Atatürk İlke ve Devrimleri’ ödülünü verdi.

Aysel Çelikel

YÖK'e karşı olan Çelikel artık YÖK üyesi

PROF. Dr. Aysel Çelikel, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve 40 yıllık öğretim üyesiyken, Üniversite Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ile anlaşmazlğa düşmüş ve YÖK'e sert eleştiriler yönelterek dekanlıktan istifa etmişti. Prof. Çelikel, 1999'da dekanlıktan istifa ederken Hürriyet'e YÖK ile ilgili şunları söylemişti:

‘‘YÖK'ün rektöre verdiği olağanüstü yetkiler var. YÖK Başkanı dekanlar toplantısı yaparken, uçak biletini bile kendim almak zorunda kaldım. Bu tür harcamalar bile rektörün elinde. Tabii YÖK'ün verdiği yetkiyle. İktisat ve Siyasal Bilgiler fakültelerinin 7 bölümü dekanlarla, bölüm başkanlarıyla ve öğretim üyeleriyle görüşülmeden kapatıldı. 40 yıllık öğretim üyesi olarak bu hukuksuzluktan rencide oldum. Bu karar YÖK tarafından onaylandı.’’

Çelikel, YÖK üyesi olduktan sonra da şu demeci vermişti:

‘‘Ben, üniversitelerimizim demokratikleşmesi, öğretimin ve bilimin kalitesinin yükseltilmesi açısından Cumhurbaşkanımızın bir arayış içinde olduğunu hissediyorum. Her şeyin hukuka uygun yürümesi için de hukukçuları seçtiğini düşünüyorum. Aynı amaçla iki hukukçuyu seçmiştir. Benim sorunum kişilerle değildir. Kurumun, amaca uygun çalışmasıdır. Görevimizi, Atatürk ilkelerine uygun şekilde, dürüstlük ve namusla yapmamızın gereği olduğunu düşünüyorum.’’


Yorumları Göster
Yorumları Gizle