GeriGündem Yıldızların efsane yolculuğu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yıldızların efsane yolculuğu

Kayıtlı tarihinin büyük bir bölümünde yer merkezli evren kuramları geliştiren insanlık, bu kuramları kültürüne de egemen kıldı. İlk çağlardan bu yana gökyüzü, sayısız efsanelere konu oldu, yıldızlara kehanetler, anlamlar yüklendi, isimler takıldı. Kısaca insanlık, gökyüzünü hep gözledi.

Gökbilimci Michael Rowan-Robinson, TÜBİTAK yayınlarından dilimize "Yıldızların Altında" olarak çevrilen evren için "kılavuz" niteliği taşıyan kitabında, dünyadaki çeşitli uygarlıkların, yıldızlariçin ürettiği mitolojilere de yer verdi. Samanyolu, birçok eski kültürün mitolojisinde, "Göksel bir nehir, öteki dünyaya giden büyük yol" ya da "yer ile göğü birbirine bağlayan kozmik köprü" olarak adlandırıldı.

Galaksimizin, "tanrıların ya da ölümsüzlerin kullandığı yol" olarak nitelenmesine eski İskandinavyalılardan, Kuzey Amerika yerlilerine kadar pek çok değişik kültürde rastlandı. Filozofların üzerinde çağlar boyu kafa yorduğu Samanyolu'nun doğası ile ilgili problemi ilk çözen ise Galileo oldu. 1609 yılında teleskopunu gökyüzüne çevirdiği ilk bir kaç hafta içinde Samanyolu'nun, sonsuz sayıda sönük yıldızdan oluştuğunu keşfetti.
   
KUTUP YILDIZI
Yüzyıllar boyunca yön belirlemede kullanılan kutup yıldızı-Polaris'e, binlerce yıl önce Anglo-Sakson kabileler, "Scip-Steorra", "Gemi Yıldızı" dediler. Arap gökbilimcilerin ise Kuzey Yıldızı anlamına gelen "El Kevkeb eş-Şimali" ya da "Kıble", olarak adlandırdıkları Polaris'ten, Mekke'nin yönünü bulmak için yararlanıldı. MÖ 5. yüzyılda Konfüçyus tarafından "değişmez" olarak nitelenen kutup yıldızına, Nebraskalı Pawneeler de, "Etrafta Dolaşmayan Yıldız" ismini verdiler.

Asya efsanelerinde de Polaris, tanrıların oturduğu kozmik Dünya Dağı'nın doruğu ya da Evren'in Ekseni oldu. Eski Çin metinlerinde de aynı anlamda kayıtlara giren kutup yıldızı, edebi eserlerde de sıkça yer aldı. Shakespeare, Julius Caesar'a, "Kuzey Yıldızı gibi çakılmışım ben yerime" dedirtti.

Büyükayı takımyıldızının bir parçası olan ve gökyüzünde kolayca tanınabilen Büyükkepçe ise sadece eski Yunanlılar ve Romalılarca değil, Kuzey Amerika'nın birçok yerli kabilesince 'ayı' ile özdeşleştirildi. Eski Yunan efsanesine göre, ayı, aslında Kral Lykaon'un kızı Arkadialı Kallisto'ydu. Zeus'un kıskanç karısı Hera'dan gizlenmesi için hayvan kılığına sokuldu ama genç oğlu Arkas tarafındanayı sanılarak öldürüldü. Bunun üzerine tanrılar, ikisini de Büyükayı ve Küçükayı olarak gökyüzüne aldı.

Büyükkepçenin sapındaki 1651'de teleskopla keşfedilen ilk ikili yıldız olan Mizar, ortaçağda Araplar tarafından bir kişinin uzağı iyi görüp görmediğini anlamak için kullanıldı.

Işıma gücü Güneş'e göre 58, kütlesi ise 3 kat büyük olan gökyüzündeki beşinci en parlak yıldız Vega ise "Saldıran Kartal" anlamına gelen Arapça "Nesr-i Vaki"den türetildi.

Ortaçağ yıldız haritalarında değişik adlar da alan Vega ve ait olduğu takımyıldız, genellikle gagasında ya da pençesinde arp veya lir taşıyan bir kartal veya akbaba olarak betimlendi. Eski Çin'de Vega'ya, MÖ 6. yüzyılda yazılan Shi Jing-Övgüler'de, Çoban ve Dokumacı Kız efsanesinde rastlandı. 
   
Yeryüzünde insanlığın yaşadığı her köşeden görülebilen  takımyıldızı Avcı'yı, Homeros, "erkeklerin en uzun boylusu ve en yakışıklısı" olarak niteledi.

Efsaneye göre, Avcı, Tanrıça Artemis'e aşık oldu ama kaza sonucu onun yayından çıkan okla öldürüldü. Bir başka öyküde ise Avcı, kendini beğenmiş tavırlarından ötürü Hera'nın gönderdiği zehirli akrebin sokması sonucu cezalandırıldı.

Avcı, Klasik çağlarda kış fırtınaları ile birlikte de anıldı. MÖ 2. yüzyılda Polybios, Birinci Pön Savaşı'nda Roma donanmasının yok olmasını, Avcı doğarken denize açılmasına bağladı. Eski Mısır'da ise dünyadan sonraki yaşamın tanrısı Osiris'in ruhu olarak saygı gördü.

Şeytan Yıldızı da denilen Algol ise adını, Arapça'da şeytanın başı demek olan sözcüklerden aldı. Şeytan başı, Yunan mitolojisindeki en zengin öykülerden birisi olan Perseus'un elinde tuttuğu Medusa başından geldi. Algol'un, Ortaçağ astrologları tarafından göklerdeki en uğursuz ve tehlikeli yıldız olarak nitelenmesi, ışığındaki garip değişimlerin, karanlık çağlar denilen zamanlarda yaşayan Arap gökbilimciler tarafından bilindiği inancını doğurdu.
   
SARAYIN ÇATISINDAN GÖKYÜZÜNE
Çin İmparatorluğu gökbilimcileri ise her gece imparatorluk sarayının çatısında toplanarak, dört ana yön ile başucu doğrultusunu binlerce yıl gözlediler. Sonuçta Çinliler, bu olağanüstü dikkat sonunda gökyüzünde aşina oldukları her değişimi kayıtlarına aldılar.  Bu gözlemler, bugün bile kullanılırken, en eski Nova (eş yıldızdan beyaz cüce üzerine madde akması sonucu bir milyon kat parlaklaşabilen yıldız) kaydı, MÖ 1300 yılına tarihlenen bir fal kemiği üzerinde görüldü.

Evrenin büyüklüğünün ölçülmesinde önemli bir rolü bulunan Hyadlar ise eski Yunan ve Romalılar tarafından yağmurlu ve fırtınalı havaların habercisi sayıldı. Aynı geleneğe eski Çin edebiyatında da rastlandı.

Ülker ya da yaygın bilinen adıyla Yedikızkardeş (Pleiades), çok eski çağlardan bu yana söylencelere konu edilen en ünlü yıldız kümesini oluşturdu. Pleiadlar hakkında en eski kayıtlar, MÖ 2357'ye ait Çin yıllıklarında görüldü. 

Kolomb öncesi Orta Amerika'da yaşayan halklardan Mayalar ve Aztekler için 52 yılda bir kutsal ve laik takvimlerinin bir kez daha çakıştığı sırada Ülker'in gece yarısı Meridyen üst geçişi, korku ve dehşetin doruğa çıktığı an ve en korkunç insan kurban etme törenlerinin başlama işareti sayıldı. Ülker'in bu geçişi, bugün Cadılar Bayramı olarak bilinen tarihi oluşturdu. 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle