GeriGündem YAZGÜNLÜKLERİ (1) Daha önce yazdım mı bilmiyorum. Sıcak entelektüel faaliyetin düşmanıdır diye bir anlayış var. Bu bende daha çok yıllardır okumaktan kaynaklanan
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

YAZGÜNLÜKLERİ (1) Daha önce yazdım mı bilmiyorum. Sıcak entelektüel faaliyetin düşmanıdır diye bir anlayış var. Bu bende daha çok yıllardır okumaktan kaynaklanan

YAZGÜNLÜKLERİ (1) Daha önce yazdım mı bilmiyorum. Sıcak entelektüel faaliyetin düşmanıdır diye bir anlayış var. Bu bende daha çok yıllardır okumaktan kaynaklanan bir mevhum. Benim gibi müzmin öğrenciler için yeni yıl ekimde başlar haziranın sonunda biter. Böyle olunca da Temmuz, Ağustos boş iki aydır. Bu iki senedir böyle olmuyor. Tam da bu aylarda ben sıkışmış yumurtalarımı çıkarmak için hummalı bir çalışmaya giriyorum. Evet şimdi de bir tezi bitirmek için gece gündüz dir ve dır'la biten cümleler kuruyorum.Aman tanrım bu yazıda kendimi anlatmaya başladım. Okurla samimi bir ilişki halindeyim. Özel hayatımı onlara açtım. Hani neredeyse hayatıma giren kadınlardan bahsedecektim. Sonra o kadınlar Agora'dan tekzip isteyeceklerdi filan falan. Aslında bu konu üzerine ben başka yazılar yazmak da istedim. Yazanlar bilirler istemekler olmuyor. Ama nedense işte parmaklarımdan bir enerji boşalıyor ve bazı zamanlar klavyeye basmak bile istemiyorlar. İyi de kardeşim konu nedir, dedi bir okur. Duydum, bu tipler her yerde vardır. Oturdukları yerden birkaç laf ederler. Hey sen orada konuşan, yazan adam senin iktidarını tanımıyorum gibi. Ben peşinen söyleyeyim okura yazıyı yeniden yazma şansı veren yazarlardan değilim. Bu yazı da benim istediğim şekilde devam edecek ve sonlanacak. Ama kardeşim, bu aralar bu tür yazılar moda, ne söylemek istediği belli olmayan, nereden çeksen oraya giden. Ben de deniyorum. İşte yazmak istediklerimden birisi buydu. Belki yine yazarım. Mesel üç cümleyle geçiştirilecek kadar basit değil zira. Bu ne şiire ne öyküye ne denemeye benzeyen yazılardan Agora'da da bol miktarda mevcut. Okura sanal özgürlük sağlayan metinler. Ben okurum diyor adam, yazarla eşitim, bu cümlelerden istediğim anlamı çıkartırım, bunu der demez hışımla içeri giren patronun karşısında hazırola duruyor. He he nerede özgürlük.Özel hayatı açmak konusunda da memleketimizde başarılı örnekler var. Mesela yine bir başka yazıya konu olacak Ayşe Arman'ın Arjantin'deki evliliğini yazı konu edinmesi ve eşiyle birlikte çektirdiği fotoğrafın sayfanın tam ortasına kocaman basılması ilginçtir. Şimdi çoğu hayranı onu kendilerinden biri sanıyor. Sanki karşı komşuları, ya da her zaman haber aldıkları bir arkadaşları. Güzelliği nedeniyle her arkadaş toplantısında ne yer ne içer konu olan insanlar vardır onlardan biri Ayşe Arman. Aslında her yazar teşhircidir. Öyle midir gerçekten. Teşhirin de bir estetiği var. Ayşe Arman köşesinde kendisine gelen mailleri de yayınlıyor. Kendisiyle, kedisiyle ilgili her şey bir yazı konusu. Okurlar da bundan çok memnun. Serdar Turgut'u unuttuğum sanılmasın. Rana hanımla, kedileriyle, taşınma hikayesiyle, babasıyla ilgili yazdıklarını okuduk. Ancak Turgut'un teşhirciliği farklı. Çoğunun gerçekten yaşanılmış olduğu su götürür. Abartılı bir ironi var onda. Ve sanki gözlerini dört açmış kendisini röntgenleyen okurla dalgasını geçiyor.Ayşe Arman son zamanlarda tam da bu konuyla ilgili bir haber yaptı. Ondan başkası da böyle bir şey yapmazdı. Kalktı gitti Ahmet Karlılar'ın -hani şu eski eşi tarafından romanında beni yazdı diye mahkemeye verilen talihsiz romancı- eski eşi Gülten (Hanım'la diyelim soyadını unuttum, böyle gereksiz şeyler için kendisini yormayan hafızamı kutlarım) Hanım'la röportaj yaptı. Kadın kendisini Karlılardan daha fazla teşhir etti. Kendisinin internetten mebzul miktarda sevgili bulup değiştirdiğini öğrendik, sonra nasıl orgazm olduğunu filan, böylece romanı okumamıza da gerek kalmadı. Eee her yazar teşhircidir biraz demiştik. Ama Karlılar burada kendi yaşadıklarını bir romanla teşhir ediyor, Gülten Hanım maşallah Ayşe Arman'a her şeyi anlatmış. Arman için bu meseleden çıkan malzeme kendisini birkaç hafta idare etti. Konuyla ilgili kendisine gelen maillerden köşeler hazırladı. Bunlardan çoğunda da herşeyin reklam olduğunu söylüyordu bazı okurlar. Reklam diyince yine geçen gümlerden birinde Hürriyet'in üçüncü sayfasında ilginç bir haber vardı. Hayatın her yerinde reklam olduğunun bir örneği olmasından dolayı dikkate değer. Uyuşturucu kaçırmak yüzünden hapishaneye düşmüş bir Ukraynalı hanım diş fırçasını yutarak intihar etmek istemiş, başarılı olamamış, kementle alır gibi çıkarmış doktor fırçayı kadının midesinden. Haberin yanında da mağdurun mide filmi var. Büyütülmüşünde diş fırçasını görüyorsunuz ve markasını tabi ki: Colgate.Peki şimdi fantezi zamanı: o kadın bu haber için Colgate'i üreten firmadan ne kadar para aldı. Peki ben bu yazıda ürünün ismini iki kere geçirmek için ne kadar aldım. Acaba ilerde şöyle haberlerle de karşılaşır mıyız? Stadyuma döner bıçaklarıyla girmeye çalışan fanatiklerin önüne konulmuş, "Solingen" yazılı suç aletleriyle çekilmiş fotoğraflarını görür müyüz gazetelerde. Aaa az daha reklam olsun diye yaşanılmış bir ilişkiyi unutuyordum: Acarkent villalarının satımı için Deniz Akkaya ile Erdal Acar "aşkı". Ben anlamış değilim. Deniz Akkaya ile Erdal Acar çıkıyor diye hangi insan gidip Acarkent'ten villa alır?Yazgünlükleri de anca bu kadar oluyor sayın okur kitlesi. Hadi birdenbire!HaKan KAYNAR - 21 Ağustos 2000, Pazartesi