GeriGündem Yara’yla gelen başarı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yara’yla gelen başarı

Türk sinemasında yeni bir yetenek: Yelda Kaymakçı Reynaud. Çok ilginç bir hayatı olan ‘‘Yara'' filminin Hülya'sı Reynaud'un tek hedefi Aspendos'ta bir Yunan trajedisinde rol almak. Ama şu sıralar sadece Fransa'da ünlü yönetmenlerle çevirdiği filmlerle meşgul...

Yara filmi Türkiye'de gösterime geç girdi. Oysa yapıt iki yıl önce, 55. Venedik Film Festivali'nde ‘‘Perspektifler'' bölümünde beyazperdeye yansımış ve inanılmaz ilgi görmüştü. O dönemde İtalyan eleştirmenler Venedik Film Festivali seçici kurulunun bu filmi yarışma bölümüne almamalarını 'büyük bir hata' olarak değerlendirmişlerdi. ‘‘Yara'' daha sonra birçok uluslararası film festivalinde ödüller kazanırken, başrolü oynayan Yelda Kaymakçı Reynaud da ödüllerden nasibini aldı. Başta Antalya olmak üzere, İskenderiye, Mar Del Plata festivallerinde ödül almasının yanında, ÇASOD tarafından ‘‘En İyi Kadın Oyuncu'' ödülüne layık görüldü.

Zorlu hayat macerası

Yelda, ‘‘Yara'' filmi ile bütünleşiyor. Belki filmdeki Hülya ile gerçek yaşamında bağlantılar olduğu için. Yelda'nın inanılmaz bir oyun gücü var. Üstelik yaşamı da gerçek bir film gibi. Evden kaçmalar, yabancı ülkelerde her türlü ekmek kapısı arama çabaları, maceralar, zor günler... Sonra ünlü bir sinema oyuncusunun yeteneksizliğine rağmen ödüllendirilmesine isyan bayrağı çekiyor ve ‘‘ben bundan daha iyi rol yaparım'' diyerek Paris Güzel Sanatlar Akademisi Tiyatro Bölümü'ne giriyor. Yelda, israrıma rağmen 'yeteneksiz' gördüğü sinema oyuncusunun adını vermedi ama sanıyorum Fransız oyuncu Sophie Marceau bu. Yelda dünyanın en şeker, en çıtı pıtı, en sevimli, en alçakgönüllü, en zeki, en neşe ve hayat dolu insanlarından biri. Üstelik oyun gücü inanılmaz boyutlarda. Venedik'te sokakta yürürken; ‘‘Kafama koyduğumu yaparım. Tıpkı 15 yaşında evden kaçtığım gibi'' diyor ve sözü ninesine getiriyor. Yelda İstanbul'da oturan ninesine çok ama çok bağlı. Ailesinden görmediği yakınlığı ninesinden görmüş. Üzerine titriyor.

Kendini izleyerek geliştiriyor

Yelda şimdilerde arka arkaya film çeviriyor. Yönetmen Sophie Birot'un ‘‘Les Filles Ne Savant Pas Nager'' (Kızlar Yüzme Bilmez) filminde rol alan Yelda önümüzdeki günlerde Cedric Kahn'in yöneteceği, Roberto Succo'nun biyografisi olan bir filmde oynayacak. Ancak onun tek bir amacı var. Günün birinde Aspendos'ta bir Yunan trajedisinde sahnede tek başına rol yapmak. Bir Scorsese hayranı olan Yelda, Bruno Dumont ve Godard'ın sanatına da aşık. Boş zamanlarında siyah-beyaz filmler devrinin eserlerini izleyen Yelda, ‘‘Geçmiş bir okul gibi. Orson Welles, John Ford, Howard Hawks birer hoca. Onların yapıtlarını izlemeden, analiz etmeden sinema oyuncusu olunmaz'' diyor. Yelda Türk sinemasını da yakından izliyor. ‘‘Yara'' filmi çevrilirken Nur Sürer ablasından ve Halil Ergün abisinden büyük destek ve dostluk gördüğünü söylüyor. Ahmet Uğurlu'yu çok beğeniyor. Derviş Zaim'in ‘‘Tabutta Rövaşata'' filmini birkaç kez izlediğini ve sevdiğini söylüyor. 'Yıldız’lıktan nefret ettiğini, oyunculuk yeteneği ile dünyada tanınmayı istediğini yansıtan Yelda, ‘‘Yara'' filminin bir tür ‘‘On the Road'' yani yollarda geçen bir serüven olduğunu söylüyor. Filmin Türkiye'yi eleştirmediğini, aksine Batı'daki yabancılaşmanın doruğa çıkmasına karşın Türkiye'deki durumun çok daha iyi olduğu mesajını verdiğini belirtiyor. Kim nasıl kabul ederse etsin, Yelda Kaymakçı Reynaud Türk sineması için büyük bir kazanç...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle