GeriGündem Uzun Ramazan
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Uzun Ramazan

Uzun Ramazan
refid:24453764 ilişkili resim dosyası

İlk kez 10 yaşlarında oruç tuttuğumu anımsıyorum.

Yalnızca hukukçu değil aynı zamanda din bilgini olan dedemin dayatmasıyla değil, tam tersine, ona rağmen, yalvar yakar tutmuştum ilk orucumu. Cennete gitmekti amacım, bunu yıllar sonra itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum.

Nedim GÜRSEL

RAMAZAN gerçekten de uzun boyluydu. Adını taşıdığım dedem Ahmet Nedim Tüzün’ün Ballıca köyündeki zeytinliklerini işletir, üründen pay almaz, dedemi her ziyarete gelişinde bir araba dolusu kavun karpuz getirirdi. Uzaktan akrabamız olurdu. Yaz tatillerini dedemin Akhisar’daki büyük bahçeli evinde geçirirdim. Ve ramazanın yolunu gözlerdim. Getirdiği Kırkağaç kavunlarının tadına doyum olmazdı.

AZAPTAN KURTULMAK İÇİN

Biraz büyüyünce bir başka ramazan daha girdi hayatıma. O da uzundu, günler, haftalar sürer, geçmek bilmezdi bir türlü. İlk kez ilkokul dördüncü sınıftayken yani 10 yaşlarında oruç tuttuğumu anımsıyorum. Yalnızca hukukçu değil aynı zamanda din bilgini olan dedemin dayatmasıyla değil, tam tersine, ona rağmen, yalvar yakar tutmuştum ilk orucumu. Cennete gitmekti amacım, bunu yıllar sonra itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum. Daha doğrusu yılan ve çıyanlarla kabirde başlayıp cehennemde zebanilerle devam eden korkunç azaptan yakamı kurtarmak istiyordum. O günleri, çocukluğumun Müslüman duyarlığını, kendi köşelerinde beş vakit namazlarını kılan, oruç tutan, kurban kesip zekât veren dedem ve büyükannemin dindar hayat tarzlarını ‘Sağ Salim Kavuşsak’ta, özellikle de ‘Allah’ın Kızları’ romanımda tasvir ettim sonradan. Ramazan ayından ve oruçtan, teravih namazlarından da söz ettim. O yazdıklarıma şimdi ne ekleyebilirim. Belki şunu:

DEDEM KARIŞMAZDI

Dedem inançlı bir Müslüman’dı ama bir gün bile oruç tutmayan damadına, babama hiç karışmazdı. Üç kızını da İstanbul’a yüksek öğrenime göndermişti. Bana da, ısrarlarıma dayanamayıp, ramazanın yalnızca ilk ve son günü oruç tutmam için izin vermişti. Çocuk yaşta hastalanıp zayıf düşmeyeyim diye. Sıcak yaz günleri boyunca tuttuğum iki günlük oruçlar, biraz büyüdüğümde tüm ramazan ayına yayıldı. Ve eğer bir sevabı olduysa, yanıma kâr kaldı.

ONUN SAYESİNDE YAZDIM

Galatasaray Lisesi’nin ilk sınıflarında parasız yatılı okurken de oruç tuttuğumu, sabaha karşı yatakhanenin dondurucu soğuğunda savura kalktığımı anımsıyorum. Sonra uzaklaştım o dünyadan ama çocukluğumun mutlu ramazanlarını, iftarda bir zeytinle bozulan oruçları, fırından yeni çıkmış sıcak pidelerin tadını unutmadım. Dedeciğimi de. İslâm kültürüne ilk o aşina kıldı beni ama inanç konusunda da özgür bıraktı. Yıllar sonra Allah’ın Kızları’nı yazabildiysem onun sayesindedir. Günümüzde dini siyasete alet edenlere duyduğum öfkenin kaynağında da bu anlayışın olduğunu sanıyorum.

Polisten kürtçe şifa temennisi

DİYARBAKIR Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Ramazan Bayramı öncesi daha önceden belirlenen yardıma muhtaç ailelerin evlerine giderek gıda paketi ve alışveriş çekleri dağıttı. Merkez Sur ilçesinde Kürtçe bilen polisler sorunları da dinledi. Hasta olduğunu söyleyen yaşlı bir kadına polis memuru ellerini havaya açarak, Türkçe “Allah şifa versin’ anlamına gelen Kürtçe, “Xude şifa bıde” diyerek dua etti.
Canan ALTINTAŞ / DHA

Sakal-ı Şerif kalabalığı

ŞANLIURFA’da Kadir Gecesi nedeniyle Sakal-ı Şerif, erkekler için Dergâh ile Peygamberler ve Hazreti İbrahim Peygamber Camisi’nde, kadınlar için de Çarhoğlu Camisi’nde ziyarete açıldı. En yoğun kalabalık kutsal olduğuna inanılan Balıklıgöl ile Hazreti İbrahim’in doğduğu mağaranın bulunduğu Dergâh Camisi’nde yaşandı. Sahurun ardından camiye gelen binlerce kişi, kutsal emaneti görebilmek için uzun kuyruklar oluşturdu.

Kavanozda geldi

Yeşil kumaşa sarılı cam kavanoz içerisinde taşınan Sakal-ı Şerif Siverek Ulu Cami’de öğlene kadar erkeklere, öğleden sonra kadınlara açık kaldı. Sakal-ı Şerif için cami çevresinde sıra için demir bariyerler kuruldu. Mehmet SEZGİN-Ömer ŞULUL / DHA


SURELERE iSiM VEREN AYETLER

İNSAN SURESİ: Mekke’de inmiştir, 31 ayettir. Adını ilk ayette geçen “İnsan” sözcüğünden almıştır. Aynı ayette geçen “Dehr” sözcüğünden dolayı “Dehr Suresi” olarak da adlandırılır. Dehr, “Başı ve sonu belli olmayan uzun zaman dilimi” anlamına gelmektedir: “Gerçek şudur ki insan, kendisinden ‘İnsan’ olarak söz edilmeye değer bir varlık halini alıncaya kadar üzerinden uzun bir zaman geçmiştir. (Ve nihayet üreme safhasına geldiğinde) Biz insanı katışık bir sudan (döllenmiş yumurtadan) yarattık. Onu halden hale, şekilden şekle soktuk ve nihayet onu işiten, gören ve akleden bir varlık haline getirdik. Ve ona doğru yolu gösterdik. Artık o ya şükreden biri olacak ya da nankör biri.”

KURAN’DAN ÖĞÜTLER

ALLAH KİBİRLENENLERİ SEVMEZ “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa, 4/36) KAYNAK: KURAN’DAN ÖĞÜTLER- Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları


Anlam ve başarı

Prof. Dr. Hasan Onat

İNSANIN doğuştan getirdiği en önemli özelliklerinden birisi anlam arayışıdır. İnsan hem ilgi alanına giren her şeyin anlamını keşfetmeye çalışır, hem de yaptığı her şeyin anlamlı olmasını ister. Yaptığımız iş ne kadar anlamlı ise, mutluluğumuz da o kadar anlamlı ve doyurucu olur. Aslında gerçek anlamda başarı da, mutluluk da, anlam odaklı olduğunda kalıcı hale gelir. Başarmak, biraz da hayatın anlamını yakalamış olmaya bağlıdır.

TEK BİR HAYATIN BİLE

Ünlü düşünür Emerson başarıyı şöyle tanımlar: “Sık sık ve çokça gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmak; dürüst eleştirmenlerden takdir görmek ve yanlış dostların ihanetine katlanmak; güzelliğe değer vermek; başkalarında en iyiyi bulmak; ister sağlıklı bir çocuk, ister bir bahçe köşesi, isterse bir sosyal koşulun iyileştirilmesi yoluyla olsun, dünyayı bir parça daha iyi durumda bırakmak; sizin yaşamınız sayesinde tek bir hayatın bile olsun daha rahat soluk almış olduğunu bilmek; işte başarmış olmak bu demektir.” Bu güzel tanıma bir cümle de biz ekleyebiliriz: Başarmak, sizin sayesinde bir tek insanın, hayatında bir kez de olsa, insan olma onurunu derinden hissetmesine, özgür ve özgün bir varlık olduğunun farkında olmasına katkı sağlamaktır. Aslında tek kelimeyle, başarmak “insan” olmaktır.
İnsanlar, hayatın anlamını dışarıda aramayı daha çok severler. Oysa yapılması gereken, kendimizi tanıyarak, kendi güzelliklerimizi keşfederek, yaratıcılığımızı etkin kılarak “anlam”ın peşinde olmaktır. Anlam, düşüncemizdedir. Anlam, ürettiklerimizdedir. Anlam, Kuran’ın ifadesiyle “salih amelde” yani iyi işlerdedir. Anlamlı bir hayatın peşinde olanlar, yaratıcılıklarını etkin kılmak, yararlı bir iş yapmak, üretmek, başarmak zorundadırlar. İnsanın, yaratıcı yetileri etkin olduğu sürece hayata daha sıkı tutunduğu unutulmamalıdır. Daha uzun ve sağlıklı bir ömür, anlamlı bir hayatla; anlamlı bir hayat da, ne yaptığını bilerek çalışmakla mümkün olabilir. Ancak yaratıcılık fark edilmek ve takdir ister.

DÜRÜSTLÜK ESASTIR

Her insanın hayatında, anlam boyutu yüksek pek çok anı vardır. Konunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşüncesiyle küçücük bir anıyı paylaşmak isterim. Uzun yıllar radyo programı yaptım. Radyoculuk ilginç bir iştir; bazen boşluğa konuşuyormuşsunuz gibi bir duygu oluşur insanda. Sözün gücünü, bir kelimenin insanın dünyasını değiştirebileceğini unutursunuz. Böylesi durumlarda, dinleyicilerden gelen bir geri bildirim, sizi kendinize getirebilir. Benim için de öyle oldu. Soğuk bir Şubat akşamının alacakaranlığında bir arkadaşımla, “iyi niyetle, dürüstçe bir iş yapıyorsan, amacına mutlaka ulaşırsın; din en temelde dürüstlüğü esas alır, yap bir iyilik at denize…” şeklinde sohbet ederek fakülteden çıkıyorduk. Tam o sırada önümüzden giden iki kişiden birisi bana dönerek, “Hocam size bir şey söylemek istiyorum” dedi. Ben de, nefes kesen ayazı da işaret ederek, “Sizi dinliyorum” dedim. Delikanlının dilinden aktaralım:
“Hocam ben 1994 yılında İngiltere’de idim. Doktora için gitmiştim. Ders dönemini bitirdim. Çalışıyorum, çabalıyorum, ama bir türlü istediğim başarıyı elde edemiyordum. Ciddi bir bunalıma girmiştim. Baktım ruh sağlığım elden gidiyor, Doktorayı bırakıp bari ruh sağlığımı koruyayım diyerek Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Tam o sıralarda, bir gün, radyo açıktı. Bir an dikkat kesilmek zorunda kaldım. Sanki bir ses, milyonlarca insanı bir kenara bırakmış, sadece bana sesleniyor, benim içimi okuyor ve bana ‘başarabilirsin, yapabilirsin, senin neyin eksik, sen bu işin üstesinden gelebilirsin, Allah çalışana destek olur’ diyordu. Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum. Bir anda enerji doldum. Bana güven geldi. Ben bu işi başarabilirim diyerek yumruğumu masaya vurdum ve tekrar hayata döndüm, çalışmaya başladım. Hocam, ben şu anda üniversitede doçentim. Bunları sizin de bilmenizi istedim.”
Bu sözler karşısında heyecanlanmamak mümkün mü? Çok ilginç bir durumdu... Ayaküstü konuştuğumuz konu ile birebir örtüşen bir örnek yaşamıştık. Evet, bir kelimenin insanın dünyasını değiştirebileceğinin çarpıcı örneklerinden birisi ile karşı karşıyaydık. Bu delikanlının hala adını bilmem; yüzünü görsem hatırlamam... Demek ki, sözün gücü böyle bir şey... Anlam ve kalıcı başarı samimiyeti ve ciddi emek harcamayı gerektirir. Şair Hasan Hüseyin’e kulak vermenin tam zamanı:

BİR NEHİRSİN YOLCU

“Derim ki sana: Denize varmaktır amacı nehrin, denize varmak, ey yolcu! Büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir, dolanır çevresini dağın. Büyükse kaya, söküp atamıyorsa nehir, birikip birikip taşar üstünden, dolanır yanını yöresini. Yokuşsa yol, koşamıyorsa, menderesler çizer nehir. Uçurum çıkarsa önüne, kapıp bırakır kendini nehir, açar kanatlarını ve varır varacağı yere, oraya denize! Derim ki sana: Nehirler boyunca git ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını! Sen de bir nehirsin ey yolcu! Senin de varmak istediğin bir yer var. Gerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi bak! Engeller nasıl aşılır, öğren nehirlerden! Yarı yolda yok olup gitmek değildir amaç, nehirler gibi akıp, nehirler gibi ulaşmaktır oraya! Varmaktır oraya, ey yolcu!” Yolcu yolunda gerek... İnsan yaptığı işin anlamlı olduğunu bilir, takdir edilirse, büyük bir azimle, şevkle, zevkle çalışmaya devam eder. İnsan değer üretebildiği kadar değerli olur. Anlam odaklı düşünür ve çalışırsak, başarı bizi takip eder.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle