GeriGündem Üsküdar Musiki Cemiyeti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Üsküdar Musiki Cemiyeti

Türk müziği denilince, her zaman ilk akla gelen kurum oldu. Kurulduğu günden bu yana hep siyasetin, magazin aleminin, statülerin üstünde kalmayı başardı. Bu çatının altında yeteneğini ispat eden herkes eşitlendi.

Fabrikatörle tütün işçisi, doktorla hasta, elektronik mühendisiyle kuyumcu ustası burada buluştu. Ham gelen pişerek ayrıldı, zalim olan alimleşti. İstinasız bu kapıdan giren her kişi bilgi, yaşam felsefesi ve hoşgörü kazandı. Buradan, emsalsiz besteciler, eşsiz ses sanatçıları, büyük saz üstadları yetişti. Asırların içinden süzülerek günümüze erişen Türk müziğinin bu çağdaş dergahının adı Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti Türk müziği dendiğinde akla gelen neredeyse hemen tüm isimler bu eşikten geçti. Selahattin Pınar, Emin Ongan, Amir Ateş, İnci Çayırlı, Niyazi Sayın, Müzeyyen Senar, Sadi Hoşses, Varujan Zilciyan gibi büyük sanatçılar yetiştiren Cemiyet, çağdaş zamanlarda da etkisini sürdürmeye devam etti. Tarkan da burada eğitim gördü Ahmet Özhan da. Hüner Coşkuner ve Nadide Sultan da bu cemiyetin sertifikasına sahip oldu. Binlerce Türk müziği meraklısının eğitimden geçtiği bu kurumdan sertifika alanlardan bir kısmı hayatlarını müzikle kazandı, büyük bir bölümü de Cemiyet'in onlara kazandırdığı derinlikle sürdürdü yaşamlarını. Sanatın ve müziğin çeşitli alanlarında ilerleyen tüm bu isimler, yükseldikleri her noktada gururlanarak, ‘‘Ben, Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde eğitim gördüm’’ demeyi ihmal etmedi. Çünkü her kim olursa olsun, ne kadar ünlenirse ünlensin, söz konusu sanatçılar cemiyet için değil, cemiyet onlar için bir referans noktası olmayı sürdürdü. Türkiye'nin en eski müzik derneklerinden biri olan Cemiyet'ten ses sanatkarları, virtüözler, koro şefleri, besteciler, müzik teorisyenleri, öğretim üyeleri, yazarlar ve araştırmacılar yetişti.

Yıl 1918'di ve Türkiye büyük savaştan yeni çıkmıştı. 1912'de Balkan Harbi'yle başlayan kıyamet günleri Birinci Dünya Savaşı'nın da araya girmesiyle kesintisiz tam altı yıl sürmüştü. Kara toprağın bağrına emanet edilen yüz binlerce vatan evladı içinde çok sayıda müzisyen de vardı. Büyük bir kısmı bando ve mızıka alaylarında görev yapan bu müzisyenler savaşın ilerleyen yıllarında enstrümanları bırakarak silaha sarılmıştı. Çoğu, Selanik, İstanbul, Edirne, İzmir gibi büyük kültür kentlerinde yaşayan bu müzisyenler, gecelerden ve sahnelerden bir bir çekilmiş, savaşın ve kaosun içinde kaybolup gitmişti. Şans eseri sağ kalıp yurtlarına dönenlerin sevinçleri ise hep yarımdı. Sazlar yalnızca hüzünlü nağmeleri çalıyor, sözler hep ayrılık ve ölüm üzerine dönüp duruyordu.

Yıkılmış bir imparatorluğa başkentlik yapan İstanbul'da tiyatrolar, sinemalar ve konser salonlarının büyük bir bölümü kapalıydı. Açık olan salonlar sanatçı bulamadıkları için müşterilerine gerekli hizmeti veremiyordu.

1918'in baharında İstanbul'un şöyle bir kendini toparlamaya başladığı günler yaşanıyordu. 1. Ordu Başmüfettişi Miralay Hacı Reşit Bey'in oğlu Ata Bey, etrafına topladığı birkaç sanatseverle birlikte Üsküdar'da Anadolu Musiki Cemiyeti adıyla bir dernek kurdu. Cemiyet kurulduğu günden itibaren çok büyük bir ilgi gördü ve İstanbul'un çeşitli yerlerinden çok sayıda üye kaydetmeye başladı. 1919 ortalarında yapılan cemiyet kongresinde genç kuruluşun ismi Darülfeyz-i Musiki Cemiyeti olarak değiştirildi. 1923'te ise dernek adını ikinci kez değiştirdi, Üsküdar Musiki Cemiyeti (ÜMC) adını aldı.

<>KAPATILSIN DİYENLER OLDU

O tarihlerde Türkiye'de tek bir konservatuvar bile yoktu. Bu yüzden Cemiyet'in yükü ağırdı. Kiralık, küçük bir ahşap konakta faaliyetine başlayan bu cılız cemiyet, bir yandan geçmişten gelen 600 yıllık birikimi sırtlamış, diğer yandan da bir konservatuvar gibi çalışarak yeni nesillere müzik eğitimi vermeyi hedeflemişti. Önlerinde çok zor bir dönem başlıyordu. Çünkü genç Türkiye Cumhuriyeti'nin henüz netleşmiş bir kültür politikası yoktu. Birinci ve ikinci Cumhuriyet hükümetinde görev alanlardan büyük bir kısmı, klasik müziğimizi bir saray fantazisi olarak görüyor, bu geleneğin genç kuşaklara taşınmasının zararlı olduğuna inanıyordu. Bazı mebuslar ve valiler bu tür cemiyetlerin kapatılmasını, eğitimin men edilmesini öneriyordu. Bir klasik Türk müziği hayranı olan Mustafa Kemal Atatürk, bu tür aşırılıkların önüne set çekerek, kırılmaya başlamış geleneğin ortadan kalkmasını engelledi.

Üsküdar Musiki Cemiyeti üyeleri, önceleri eğitim konusunda devletten destek gelebileceğini düşündü ama bu hiç gerçekleşmedi. Çok zengin bir form çeşitliliğine sahip Türk musikisi, eğitimi en zor olan sanat dallarından biriydi. Şarkı, türkü, peşrev, saz semaisi, medhal, sirto, kar, beste, gazel, taksim, longa ve mandıra gibi formlardan binlerce esere sahip olan geleneksel müziğin geçmişi 14. yüzyıla kadar uzanıyordu. Bilinen en eski eser o devirlerde yaşayan Hoca Abdulkadir Meragi'ye aitti. Dede Efendi, Tamburi Cemil Bey, Kemani Tatyos, Nayi Osman Dede, Gazi Giray Han, Kantemiroğlu (Dimitri Kantemir) gibi çok kıymetli büyük bestekarlar üstün yeteneklerini, müzik ve makam bilgilerini kullanarak ortaya şaheserler çıkarmıştı.

ÜMC üyeleri bestelerin, güftelerin kaybolup gitmemesi için çaba sarfediyor, güç koşullarda bir arşiv oluşturmaya çalışıyordu. Bir yandan da eğitim çalışmaları yapan Cemiyet, ancak 11 yıl ayakta kalabildi. 1934'te kurulduğu konağın kapısına kilit vurmak zorunda kalan üyeler, eğitime ve çalışmalara evlerinde devam etmeye başladı. 1927 yılında Cemiyet'e katılan Emin Ongan, 1939'da eski üyeleri ve genç yetenekleri bir araya getirerek, Yeni Üsküdar Musiki Cemiyeti adıyla bir dernek kurdu. Emin Ongan, klasik Türk müziğinin kültürel yaşamımızın en önemli kilometre taşlarından biri olduğuna inanıyor ve öğrencilerine Yahya Kemal Beyatlı'nın ‘‘Çok insan anlamaz eski musikimizden / Ve ondan anlamayan, bir şey anlamaz bizden’’ sözlerinin altını tekrar tekrar çiziyordu.

Emin Ongan'ın rehberliğinde yavaş yavaş kendini toplayan Cemiyet, büyük bir arşiv oluşturmaya başladı. Yeni katılanlarla birlikte öğrencilerin ve üyelerin sayısı artınca, Cemiyet kabına sığmaz oldu. Cemiyet üyeleri aralarında başlattıkları kampanyayla Üsküdar, Halk Caddesi, Emin Ongan Sokak'ta bir arsa satın aldı ve yeni binanın temeli 1967 yılında atıldı. 1968'de iç ve dış sıvaları yapılmamış, çatısı, kapıları, pencereleri, sahnesi, salonu olmayan, ısıtması sobalarla yapılan, kısmen aydınlatılabilen iki küçük odacığı ve bir dershanesi bulunan zemin kata taşındı. Daha sonraki yıllarda eksiklerini tamamlayan Cemiyet, 20.05.1976 Tarih ve 7/12048 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile kamu yararına çalışır bir dernek olduğunu resmileştirdi.

HAREMLİK SELAMLIK HİÇ OLMADI

Cemiyet, kamu yararına çalışan dernekler kapsamına alınmasından sonra devlet yardımı talep etmedi. Geçmişten günümüze kadar görev yapan tüm öğretim elemanları ve yöneticiler bu sanat ışığının sönmemesi için gönüllü olarak çalıştı. Web sayfalarını bile Cemiyet üyesi iki bilgisayar mühendisi ile bir bilgisayar öğretmeni ücretsiz olarak hazırladı.

84 yıl boyunca ülkenin en seçkin hocaları beş kuruş almadan burada ders verdi. Birinci hizmet halkasında şu isimler yer aldı: Kanuni Ata Bey, Hafız Arap Cemal Hoca, Ressam, Piyanist Hikmet Hamdi, Udi Avukat Besim Şerif Üstünsöz, Ressam Kemani Binbaşı Cevat, Tamburi Fuat, Gümrük komisyoncusu Kanuni Cevat, Tamburi Selahattin Pınar, Sıhhiye Vekaleti Müsteşarı Kemani Dr. Ziya Erdoğru, Tamburi Neş'et, Kemani Ressam Naim, Tamburi Fahri Düngelen, Neyzen Burhanettin Ökte, Klarnet İbrahim Beylerle, Hanende Dr. Hamit Hüsnü, Hanende Rüştü, Ayan Katibi Hanende Ethem Beyler.

Cemiyet'te haremlik selamlık uygulamasına hiçbir zaman yer verilmedi. 1918 koşullarında bile kadınlarla erkekler bir arada ders gördü, eğitim verdi. Cemiyet üyeleri, Beykozlu Hadiye, piyanist Fulya, Kemani Enise Can, Büyük Hikmet ve Hikmet Rıza Hanımları minnetle yadediyor. İkinci hizmet halkasında yer alan isimleri ise hiç unutmuyorlar: Zeki Arif Ataergin, Necati Tokyay, Zühtü Bardakoğlu, Kemal Ayzin, Ethem Cöner, Hafız İzzet Gerçeker, Halil Can, Şükrü Tunar, Müzeyyen Senar...

ÜMC, 2 Şubat 1985'te aramızdan ayrılan ve bütün ömrünü Cemiyet'in gelişmesine adayan büyük hoca Emin Ongan'ın adının sonsuza kadar yaşatılması için 19 Ekim 1987'de yapılan kongrede derneğin adını Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti olarak değiştirdi. Cemiyet'in şimdiki yönetim kurulunda şu isimler yer alıyor: Şerafettin Şeref Çakar, Aláeddin Pakyüz, Vahit Anadolu, Cahit Deniz, Yalçın Altıparmak, Gülten Kömürlü, Ömer Dilek, Orkun Eruygun, Tuğal Önal.

BİLGİSAYARDA 40 BİN BESTE

700 yıllık bir geleneğe dayanan en köklü kuruluşlarımızdan biri olan Cemiyet, yüzünü her zaman geleceğe döndü. Bilgisayar ortamında oluşturdukları arşivde, ilahi, saz eseri, şarkı, beste ve türkü formunda 40 binden fazla eser yer alıyor. Kendi imkanlarıyla kurdukları ve en son teknolojiyle donattıkları stüdyolarında üyelerinin demo ve konser kayıtlarını yapıyorlar. Bilgi işlem merkezinde geliştirdikleri kart sistemleriyle öğrencilerin devam çizelgelerini kapı girişindeki kart okuma sisteminden takip ediyorlar.

530 üyesi bulunan Cemiyet'in yönetim kurulu üyelerinden Besteci Cahit Deniz ve Yalçın Altıparmak, önümüzdeki dönem hedeflerini ve derneğin olanaklarını şöyle açıkladı: ‘‘Ses stüdyosunu aynı zamanda bir görüntü stüdyosuna dönüştürmeyi tasarladık. 1600 metrekarelik kapalı alanımızda 25O kişilik bir konser salonu, beş derslik var. Web sitemizden yabancı müzik araştırmacıları yararlansın diye İngilizce bir bölüm açmayı amaçlıyoruz. Türk Sanat Musikisi kurslarımız, toplam 3 yıl süreli. Eğitim dönemi her yıl ekim ayının ilk cumartesi günü başlıyor ve bir sonraki yılın mayıs ayının son cumartesi günü sona eriyor. 15 Ağustos ile 15 Eylül arasında ön kayıt yaptırmanız gerekiyor. Bildirilen tarihte yapılan giriş sınavına, en az ilköğretim mezunu olan ve müracaat tarihinde 35 yaşından büyük olmayan kişiler ön kayıt yaptırabiliyor. Kontenjan yok. Hazırlık sınıfına 100 kişi de başlayabiliyor, 150 kişi de. Yeter ki katılımcılar iyi olsun.’’

Yorumları Göster
Yorumları Gizle