GeriGündem Türkiye'deki demokrasinin ölümü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye'deki demokrasinin ölümü

Türkiye'deki demokrasinin ölümü
refid:15114165-spot ilişkili resim dosyası

Çetin Doğan'ın damadı, ekonomi profesörü Rodrik, Wall Street Journal’da yayımlanan makalesinde, AK Parti hükümetinin benimsediği politikanın Türkiye’de demokrasiyi öldürdüğünü belirtti.

Ergenekon soruşturması sürecindeki adaletsizliğe dikkat çeken Rodrik, Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında tutuklanan emekli ordu komutanı Çetin Doğan’ın damadı. Doğan tutuklanınca serbest bırakılması için kampanya başlatan Rodrik, makalesinde Ergenekon davası kapsamında yargı sürecini eleştirdi.

 

İşte Rodrik’in makalesi:

 

“Büyüdüğüm ve ABD’de öğretmenlik yaptığım zamanlar dışında vaktimin neredeyse tamamını geçirdiğim Türkiye’yi artık tanıyamaz hale geldim.

 

Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi yönünde büyük sıçrayışlar yapıyormuş gibi göründüğü günlerden bu yana çok zaman geçmedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti hükümeti, 2002 ile 2007 yılları arasındaki ilk döneminde Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin hayata geçirilmesi, hukuki rejimde reformlar uygulanması ve Kürtler üzerindeki kısıtlamaların hafifletilmesi için sıkı bir çalışma gösterdi.

 

Ancak son zamanlarda, hükümetin yürüttüğü aldatma, korkutma ve tehdit politikaları demokrasi söylemlerine daha zıt düşemezdi. Yurt dışında yaşan birçok Türk aydın, bana yaptıkları eleştiriler yüzünden Türkiye’ye dönmekten çekindiklerini söyledi. Telefon konuşmalarının gizlice dinlenmesi öyle bir noktaya ulaşmış durumda ki, artık ev kadınları bile telefonda “hassas” konuları konuşmaktan çekinir oldular.

 

MUHALİFLERİN TÜMÜNE DAVA

AK Parti hükümeti muhaliflerine karşı çok büyük, politik zeminli davalar açtı. Bu davalarda en çok, “Ergenekon” adındaki, AK Parti hükümetini devirmeyi amaçlayan terör örgütüne üye olmakla suçlanan yüzlerce muvazzaf ve emekli asker, avukat, akademisyen ve gazeteciler öne çıktı.

 

Özellikle bu iş için seçilmiş savcıların sürdürdüğü ve AK Parti kontrolündeki basın tarafından memnuniyetle karşılanan Ergenekon davaları, anlamsız bir süreçte ilerliyor. Davalar isimsiz muhbirlerin, güvenilirliği tartışılacak, tutarsız suçlamalarıyla dolu. Ayrıca suçlamaların arkasındaki kanıtlar da ‘yetersiz’den ve ‘açıkça uydurma’ya kadar giden bir yelpazeye yayılmış durumda. Davaların asıl amacı, suçlananların itibarını zedelemek ve onları olabildiğince gözaltında tutabilmek gibi görünüyor.

 

Benim gözlerimin açılmasını sağlayan şey, kayınpederim emekli General Çetin Doğan’ın Şubat ayında Ergenekon süreciyle bağlantılı olarak tutuklanması oldu. AK Parti’yi açık dille eleştiren isimlerden olan Doğan, yeni seçilmiş hükümeti 2002-2003’te devirmeyi amaçlayan bir darbe planının başındaki isim olmakla suçlandı. Suçlamaları destekleyen belgeler her zamanki gibi isimsiz bir muhbir tarafından hazırlanmıştı. Belgeler, kronolojik hatalar, çelişkiler, hatalarla doluydu.

 

Savcılar tüm sahtecilik iddialarını reddederken, hükümetin kontrolündeki bir bilim kurumu suçlamaları onaylayan yanıltıcı bir rapor yayımladı, AK Parti yanlısı medya ise Doğan’ı karalama kampanyasına başladı.

 

Erdoğan, saldırılara katılarak davalıların lehine karar vermeye yeltenecek yargıçları hedef aldı.Doğan, güvenilir kanıtlar olmamasına belgelerin sahte olduğu gözler önünde olmasına rağmen aylarca davası için tutuklu kaldı.

 

AK PARTİ’NİN AMACI

Ergenekon şüphelilerinin bazıları gerçekten suçlu olsa da, hiçbirine karşı net suçlamalar getirilmedi ancak adil bir davadan çıkabilecek hükümlere benzemeyen belli belirsiz ve düzmece suçlar yöneltildi. Dahası, bu ve bunun gibi benzeri davalarda hükümet, liberallerin kötülediği ve adalet karşısına çıkarmak istediği eylemlerde de bulunuyor.

 

Bazı örneklere bakalım. 2007 yılında işlenen Hrant Dink cinayetinde bazı polislerin ihmallerini ortaya koyan önemli kanıtlar bulunmasına rağmen, polislerin hiçbiri hakkında dava açılmadı. Bu polislerden bazılarının Ergenekon soruşturmalarında öncülük etmesi ise tesadüf olamaz.

 

AK Parti’nin yaptığı yanlışların arkasında bıraktığı ize bakılırsa, Erdoğan’ın partisi gelecek yaz yapılacak seçimlerde güç kaybetmemek için her şeyi deneyecek. Üzücü olan, Erdoğan’ın eğiliminin iç ve dış politikada sıcaklığı birkaç derece artırmaya çalışacak olması.

 

Şurası açık ki Türkiye artık birkaç yıl önce AK Parti iktidarı yönetimindeki gibi özgürleşmiyor. ABD ve Avrupa’nın hem kendi iyilikleri, hem de Türk halkının iyiliği için Türkiye’ye sanki öyleymiş gibi davranmayı kesmesinin vakti geldi.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle