GeriGündem Türkiye ile ABD'ye çağrı: Hadi öpüşüp barışın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    15
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye ile ABD'ye çağrı: Hadi öpüşüp barışın

Türkiye ile ABD'ye çağrı: Hadi öpüşüp barışın
refid:15041495 ilişkili resim dosyası

İngiltere’nin saygın gazetesi Guardian’ın köşe yazarı Stephen Kinzer, makalesinde ABD ve Türkiye birçok ortak amaç paylaştığını ve yakın dönemde yaşanan gerginliklerin bu gerçeği değiştiremeyeceğini belirtti. Kinzer iki ülkenin liderlerine ayrılıklarını bir kenara bırakıp barış yapmaları çağrısında bulundu.

Türkiye’nin politik hissesi son birkaç hafta içinde Washington borsalarında dibi gördü. Onlarca yıl boyunca Türkiye, ABD’ye yakın duruşuyla NATO'daki güvenilir müttefiklerden biri olarak kabul edildi. Bugün ise, Türkiye bir “dost görünümlü düşman” ve İslamcılığa yönelen bir ülke olduğu gerekçesiyle kınanıyor.         

 

Bu ani dönüş, evrim geçiren stratejik bir ilişkinin duygusallıklar yüzünden yanlış anlaşılmasından başka bir şey değil. Türkiye küresel sahnede yeni bir oyuncu. Dahası Ankara son haftalarda bazı yanlış diplomatik adımlar attı. Ancak Türkiye'nin benimsediği aktif rol aslında ABD için olumlu. İki ülke işbirliği sayesinde Ortadoğu’da tek başlarına elde edebileceklerinden çok daha fazlasına ulaşabilir.                                

 

ORTADOĞU’DAKİ AMAÇ AYNI

Türkiye’nin Ortadoğu’daki temel çıkarları ABD ile aynı: istikrar. Türkiye ekonomisinin atılım göstermesi için bölgede istikrar şart. ABD içinse, istikrar sağlanmadığı takdirde askeri güçlerin bölgeden geri çekilmesi, enerji güvenliğinin sağlanması ve terörü alevlendiren tansiyonun düşürülmesi mümkün olabilir. Kısacası, Ortadoğu’daki gerilimi azaltma politikası her iki ülke için de faydalı.                           

 

Bu düşünce, Türkiye’nin bölgesel krizi yatıştırma çabası içinde yolu Tahran’a düşene kadar kulağa iyi geliyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay İran ile Tahran Deklarasyonu'nun ana çerçevesi üzerinde müzakere yaparak ABD’ye bir iyilik yaptı. Ancak, Obama hükümeti anlaşmayı ileriki görüşmeler için bir zemin olarak görmek yerine, İran’ın bir manevrası görerek reddetti.

 

Türkiye’deki öfke, bir Türk gemisinin İsrail’in Gazze ablukasını aşmaya çalışması ve İsrail askerlerinin dokuz Türk’ü öldürmesiyle iyice tırmandı. Bu gelişme, hem ABD hem de İsrail’de Türkiye’nin eski dostlarına sırtını döndüğünün bir başka kanıtı olarak kabul edildi. Ancak Türkiye ile İsrail arasındaki gedik, ağırlıklı olarak İsrail’in Gazze işgalinden kaynaklanıyor. Daha büyük bir İslamcı veya İsrail karşıtı politikanın parçasını oluşturmuyor.

 

İki hafta önce açık denizlerde yaşanan trajedinin sorumluluğunun bir kısmı Erdoğan'ın üzerinde. Başbakan, Ankara'nın sürdürdüğü diyalog politikasını bir kenara bırakıp İsrail'le karşı karşıya kalmayı seçti. 

 

BÖLGEDE KAZANILAN GÜVEN

Türkiye Washington’dan bağımsız hareket ederek Ortadoğu’daki güvenilirliğini iyice artırdı. Bu güvenilirlik Batı'nın elinde önemli bir varlık olabilir zira Türk diplomatlar ABD'li meslektaşlarının gidemedikleri yerlere gidip, görüşemedikleri gruplarla görüşüp, yapamadığı anlaşmaları yapabilir. Ancak Washington henüz bu durumdan fayda sağlamayı başaramadı.

 

Bunun nedeni ABD-Türkiye arasındaki yeni gerginliğin altında, İran veya Gazze’nin ötesinde, derin bir kavramsal anlaşmazlığın yatıyor olması. Bu anlaşmazlık jeopolitik meselelere, özellikle Ortadoğu'da nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda yaşanıyor. Türkiye bölgesel sorunların çözümü için diplomasi yöntemini savunurken, Washington özellikle İran konusunda yaptırımları savunuyor.

 

Türkiye, dünyanın büyük değişimler geçirdiğinde ve ABD’nin Ortadoğu’daki çıkmazı çözebilmek için yeni ve daha işbirlikçi bir yaklaşım benimsemesi gerektiğinde ısrarlı. Washington’da bazıları, bu düşünceyi Türkiye’nin çektiği beyaz bayrak olarak yorumluyor. 

 

Türkiye, Avrupa Birliği (AB) suratına kapıyı çarpmamış olsaydı bu şekilde bir yaklaşım ortaya koyar mıydı? Muhtemelen hayır. Çünkü Avrupa’ya sıkıca demirlemiş bir Türkiye küresel enerjisini bu yöne odaklamış olacaktı. AB Türkiye’yi uzağa iterek, Türk liderlere Avrupa merkezli yaklaşımlarını tekrar düşünmeleri için bir neden verdi.

 

Türkiye’nin yeni dış politika tercihlerinin etkisi ne olursa olsun, her zaman için sabit olamaz. Ankara’nın dış politikasındaki yön son 10 yılda kayda değer bir biçimde değişti, aynı durum gelecek 10 yıl içinde de görülebilir. Türkiye ve ABD arasındaki iyi ilişkiler bölgesel barış için olduğu gibi Türkiye ve İsrail arasında iyi ilişkiler kurmak için de sebep oluşturabilir. Bu üç ülke, “güç üçgenini” kurtarmak için ne gerekiyorsa yapmalı.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle