GeriGündem TÜRK TİYATROSUNDA DOKTOR TİPLEMESİ -1 Dünya Tiyatro Haftası'nı ülkemiz yine gündelik sorunlar peşinde geçirdi…Eloğlu modern tiyatro düşüncesini uhrevi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

TÜRK TİYATROSUNDA DOKTOR TİPLEMESİ -1 Dünya Tiyatro Haftası'nı ülkemiz yine gündelik sorunlar peşinde geçirdi…Eloğlu modern tiyatro düşüncesini uhrevi

TÜRK TİYATROSUNDA DOKTOR TİPLEMESİ -1 Dünya Tiyatro Haftası'nı ülkemiz yine gündelik sorunlar peşinde geçirdi…Eloğlu modern tiyatro düşüncesini uhrevi boyutlarıyla tartışadursun biz yine mecliste haftanın anlam ve önemi doğrultusunda sahnelenen piyesleri izledik. Pek çok kişinin haftadan haberi bile olamadı… Bu ilgisizlikten pek müteessir olarak araştırmalarımızı derinleştirip tiyatro konusunu dergimizde bir nebze olsun işleyebilmeyi amaçladık. Sağlık köşesinde tiyatro ne arar diye hemen kestirip atmayınız. Her zaman hastalık yazıp ruhunuzu daraltacak değiliz ya. Bu kez de tıbbi-fantezi tarzı eşi ve benzerine pek rastlayamayacağınız türden bir yazı dizisi hazırladık. Türk tiyatrosunda doktor tiplemesinin evrimini Cumhuriyet öncesi ve sonrası iki bölüm halinde kısaca sunmaya çalışacağız…Diğer meslek gruplarına oranla doktorların sanata duydukları ilginin oldukça yoğun olduğu öteden beri dikkati çeken bir olgudur. Sanırım bunun en önemli nedenlerinden biri doktorların mesleklerini icra ederken her an insanlarla yakın ilişki içinde olmaları ve kendilerini düşündüren ve duygulandıran pek çok olayla sık karşılaşmalarıdır. Sanat içinden doğduğu toplumu yansıtır derler. Tiyatro tüm sanat dalları içinde özgün nitelikleriyle, toplumsal yönü ağır basan; içinde yer aldığı topluma yakın olan ve toplumu yalnız genel eğilimleri ile değil, yüklendiği eğitme ve eğlendirme işlevleri doğrultusunda ayrıntılı gerçekleriyle de yansıtan bir sanattır. Bu açıdan tiyatro metinleri, yazıldıkları dönemin toplum yapısı, insan ilişkileri, değer yargıları, genel siyaseti gibi pek çok konuda fikir verebilecek kaynaklardır. Bu görüşlerden yola çıkarak 'doktorluk' olgusunun Türk Tiyatro Yazınının çeşitli evrelerinde ve oyunlarındaki yansımalarını değerlendirmek, bu mesleğin toplumda nasıl algılandığının anlaşılmasına ışık tutacaktır inancındayız. Geleneksel Türk Tiyatrosunun en önemli iki türü 'Karagöz' ve 'Ortaoyunu'ndan başlayalım. Bu oyunlardaki 'hekim' tipi genellikle zımmi (Müslüman olmayan) kişilerden seçilmiştir. Bu durum oyunların popüler olduğu dönemlerde Osmanlı Devletinde çağdaş anlamdaki hekimliğin Hıristiyan ve Yahudiler tarafından yapılagelmesi nedeniyle ortaya çıkmış bir özellik olabilir. Karagöz ve Ortaoyununda hekim tipi özel adlarıyla 'Nikolaki', 'Apostal', 'Niko', 'Kiryako' olan frenk, rum ya da balama'dır. Çoğu kez saçma sapan konuşur ve kimi zaman İtalyanca, kimi zaman ise Yunanca sözcükler kullanır. Ağzı kalabalık bir kişidir, karşısındakilerle anlaşabildiği çok enderdir. Söylediklerinden kimse bir şey anlamaz ve çoğu kez alaya alınır.Hekimler zamanımızda, artık özbeöz Türk kökenli olsalar da bu özelliklerinden çok fazla bir şey yitirmedikleri herhalde yine söylenebilir. Hekimliğin konu edildiği Karagöz metinleri olarak; 'Eczane', 'Karagözün Hekimliği', 'Tımarhane' sayılabilir. Ortaoyunundaki hekim tipi ise Karagöz'dekine çok benzer. Hekimlikle ilgili oyunlar arasında 'Bahçe', 'Çivi Baskını' ve 'Kızlar Ağası' sayılabilir. Köy Seyirlik Oyunlarımız arasında 'ölüp dirilme', 'kız kaçırma', 'gelin kaynana', 'aile taklidi', 'tarım oyunları' yanısıra belirli meslekleri konu alan oyunlar da bulunmaktadır (Berber Oyunu, Kasap Oyunu, Kalaycı Oyunu, Hakim Oyunu gibi). Bunlardan biri de 'Doktor Oyunu'dur. Maalesef tasvir edilen doktor tipi yine kötü adam kalıplarına uymaktadır.Tanzimat Dönemi Batı kapitalizmi ve emperyalizminin zorlamaları altında batı kurumlarının Osmanlı Devletince benimsenmesinin; yani batılılaşmanın bir yansıması olarak 'batılı anlamda tiyatro' eyleminin ve edebi tiyatronun başlayıp temellerinin atıldığı bir dönemdir. Tanzimat Dönemi'nde bir çoğu uyarlama olan oyunlar içinde Moliere komedileri zamanın en karakteristik metinlerini oluşturmaktadır. Moliere bir çok oyununda sağlık sorunlarına değinmiş ve oyun kişileri arasında hekimlere sıklıkla yer vermiştir. Hatta oyun kişilerinin içlerini kemiren büyük sorunları arasında 'sağlık kaygısının' hakim olduğu görülür.Moliere'in sağlık sorununu özgün olarak işlediği oyunu ise 'Le Malade Imaginaire' (Hastalık Hastası)dır. Yazarın dönemin hekimleriyle gerici ve cahil olmaları nedeniyle kıyasıya alay ettiği bu oyunda, bu "yaptığını bilmez"lerin eline düşmektense kendi başının çaresine bakmanın daha iyi olacağını öne sürdüğü görülür. Eczacı ve doktorların elinde oyuncak haline gelmiş Argan'ın çaresizliği acımasızca işlenir. Görüldüğü gibi doktorların filmlerde mümtaz insan Nubar Terziyan tarafından canlandırılması sonucuna ulaşmak hiç de kolay olmamıştır. İlginç olan Tanzimat Döneminde yapılan adaptasyonlarda Moliere'in dönemin hekimlerine karşı duyduğu tepkinin yön değiştirmiş olmasıdır. Bu eserleri yerli bir içeriğe uydurmak isteyen dönemin aydın çevirmenleri (A. Vefik Paşa, Feracaizade M. Şakir, vb.) bu tepkiyi dönemin maalesef günümüzde de halen gündemde olan sağlık ve din sömürücüleri; molla, hoca ve üfürükçülere yöneltmişlerdir.Feracaizade M. Şakir'in Moliere'in Hastalık Hastası'ndan uyarladığı 'Evhami'(1886) deki Leknahuri düzenbaz, dolandırıcı, etrafın saflığından yararlanıp din ve sağlık sömürüsü yapan bir kişidir. Moliere'de yalnızca hastalık korkusu ve sömürüsü anlatıldığı halde Evhami hastalık korkusu yanında "boş inançlar ve bunların sömürüsü" üzerine kurulmuştur. Arena programı henüz yayın hayatına başlamamış olduğu için bu mel'unların cezasını o zamanlar bizzat toplum vermiştir. Dönemin oyunlarında halk arasında yeni yeni görülmeye başlanan batılı anlamda hekim tipine yazarlarımızca sahip çıkıldığı görülür. Hekim tipi yobaz ve sağlıksız düşünenlere karşı bir alternatif olarak getirilmiştir. Yazarlarımızın hekim tipine bu yaklaşımlarının istibdat dönemini izleyen ve eski dönemle Cumhuriyet Dönemi arasında köprüyü oluşturan Meşrutiyet Döneminde de sürdüğü görülür. Bu dönemde yazan Musahipzade Celal geçimini dinsel ve büyü kökenli sağlık sömürüsünden kazanan kişileri kıyasıya eleştirmiştir. Romantik bir halk yazarı olarak oyunlarının tüm olumlu tiplerini esnaf kesiminden seçen Musahipzade Celal, hekim tipini de esnaftan saymış ve gericiliğe karşı bu tipi savunmuştur (Mum Söndü oyunu iyi bir örnektir). Halit Fahri Ozansay 'Baykuş' ve 'İki Yanda' oyunlarında hastasına yardımcı olmak isteyen bilgili aydın hekim tiplerine yer vermiştir. Bu dönemde Avrupa görmüş, bilgili, zengin hekim tipine sık rastlanmaktadır. Muhtemelen o zaman doktorların kazançları şimdikinden çok daha iyi olduğu için toplumda parmakla gösteriliyorlardı. Neyse ki toplum bilinci doktorlar için halen o düzeyde kaldığından doktora kız verme tercihi zamanımızda da değişmeyen güçlü ve anlamlı bir eğilim olarak hala mevcuttur. Gelin kızın evliliği müteakiben duyduğu pişmanlık ise tabiidir ki 'aman doktor canım gülüm doktor' felsefesinden oldukça uzak düşmektedir.Oyunlarda dikkati çeken bir diğer özellik de oyun yazarlarının 'verem' hastalığını çok sık kullanmış olmalarıdır. Meşrutiyet Döneminde başlayan bu ana hastalık teması daha uzun yıllar hakimiyetini sürdürecektir.Kötü başlayıp sonradan ümit verici boyutlara taşınan doktor tiplemesi Cumhuriyet'le birlikte en yüksek düzeylere erişecektir. Ne de olsa Cumhuriyet'in kurucusu bile kendisini Türk Hekimlerine emanet etmemiş midir?Öykümüzün devamını gelecek hafta sunacağımız ikinci perdeye saklayalım ve bir antrakt verelim.Sürç-ü lisan ettikse affola! Sağlıcakla kalın…* Katkılarından dolayı Prof. Dr. Mustafa Ünlü'ye teşekkürler… Serdar GÜNAYDIN - 5 Nisan 2000, Çarşamba