GeriGündem Trump’ın eli kuvvetli değil
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Trump’ın eli kuvvetli değil

Trump’ın eli kuvvetli değil

Türkiye ve ABD arasındaki füze savunma sistemleri konusu Türk heyetinin Washington ziyaretinde de masadaydı. Türkiye, Rusya’dan S-400 alırsa Amerikan yönetiminin tavrı ne olur? S-400, F-35’in yerini tutar mı? Olası bir krizin önüne geçecek formüller var mı? S-400’ü alıp sisteme dahil etmemek bir çözüm mü? Türkiye kendi menfaati için hangi adımı atmalı? Bu konuda detaylı bir rapora imza atan, geçen hafta da dünyaca ünlü Foreign Policy dergisinde bir makale kaleme alan Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Başkanı, eski diplomat Sinan Ülgen ile konuştuk.

Trump’ın eli kuvvetli değilÜlgen, “Türkiye biraz da Trump’ın taahhütlerine güvenerek bu yolda ilerlemeye devam etti. Gelinen noktada Trump’ın elinin o kadar kuvvetli olmadığı görülüyor” diyor.

SAVAŞ DOKTRİNİ VE HAVA GÜCÜ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

- Ağustosta röportaj yaptığımızda “Türkiye S-400 alımını gözden geçirmeli, S-400 ve F-35 aynı ağırlıkta değil” demiştiniz. Bugün aynı fikirde misiniz?

Evet, sizinle konuştuğumuz zamanki analizim değişmedi. Çünkü bunlar daha uzun vadeli analizler. F-35 programı, Türkiye’nin uzun vadede hem silahlı kuvvetlerinin savaş doktrini hem hava kuvvetlerinin operasyonel gücü bakımından büyük bir anlam taşıyor.

- Türkiye S-400’ü alıp sisteme dahil ettiğinde Rusya kaynaklı bir yazılım NATO sistemindeki yazılıma dahil olacak. ABD’nin karşı çıkmasındaki en önemli argüman bu diyebilir miyiz?

S-400 alımında üç problem var ve evet, problemlerden biri bu. Birincisi, bundan bağımsız olarak Amerikan Kongresi’nin Ağustos 2017’de çıkardığı bir yasa var. Buna CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) deniyor. Bu yaptırım yasası, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı, arkasından Amerikan seçimlerine müdahalesine tepki olarak çıkarılmıştı. ABD, Rusya’nın savunma sanayi alanındaki yaklaşık 30 kadar şirketini yaptırım listesine aldı. Bu şirketlerle ticari ilişki içine giren üçüncü taraflara yaptırım kuralı getirdi. Bunun F-35 programıyla bir ilgisi yok, bu başlı başına S-400’ün imalatçısı şirketle ticari alışveriş içinde olan tarafların yaptırım altına alınmasını öngören bir yasa. İkincisi sizin söylediğiniz, F-35’in olduğu coğrafyada S-400’ün de olması durumunda S-400’ün ileri siber olanaklarla F-35 platformunu ‘hack’ edebilecek olması. Üçüncüsü, yine aynı S-400’ün bu coğrafyada uçan F-35’lerin görünmezlik özelliğine dair bilgi toplayabilmesi. Burada şunu sormak lazım, bu endişeler yerli mi yersiz mi?

- Soralım, yerli mi yersiz mi?

Bunu ancak okuduğumuz kadarıyla cevaplayabiliriz. Sonuçta Amerika böyle bir şeyden endişe ediyorsa, bu endişeleri Türkiye kendi başına giderebilir mi? Kaynak kodunu bilmediğimiz, bizimle hiçbir zaman paylaşılmayacak bir sistemden bahsediyoruz. Dolayısıyla S-400 sistemine gömülü bu kodun tam olarak ne yaptığını da muhtemelen hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

- Geçen hafta Türk heyetinin temasları tam da bu yüzden değil miydi?

Trump’ın eli kuvvetli değil

Türkiye’nin şöyle bir önerisi var: “Gelin bu konuları teknik bir komitede ele alalım, Amerika’nın endişesini giderecek formüllere yönelik görüş teatisinde bulunalım.” Fakat Amerika kabul etmedi. Bu tereddüdün bir kaynağı da şu: Eğer bu risk sıfırlanamazsa bütün F-35 platformunun güvenliği riske atılmış oluyor. F-35’ler beşinci nesil uçaklar, onu diğerlerinden ayıran bir özellik var, biraz teknik bir tabirle ağ merkezli harekât icra eden uçaklar.

- Yani?

Bulut üzerinden sürekli birbirleriyle konuşan, bilgi alışverişi yapan bir sistem içinde faaliyet gösteriyor. Buranın hack edilmesi dünyanın başka ülkelerindeki F-35’lerin güvenliğini de riske ediyor.

- İngiltere, Kanada, Avustralya, Danimarka, İtalya, Hollanda ve Norveç’in güvenliğini...

Aynen, yedi ülke, artı üç ilave.

- Foreign Policy’deki yazınızda yönelttiğiniz soruyu ben de size sormak istiyorum. Ankara, Moskova ile ilk anlaşmayı yaptığında tarih Şubat 2017. O zaman ABD’den böyle bir tepki gelmiş miydi?

Gerçekten de Türk-Amerikan ilişkilerinde bu kadar büyük bir kriz yaratma potansiyeli olan bir meselede nasıl buraya geldiğini açıklamamız lazım. İşin iki tarafın da ihmal ettiği bir iletişim boyutu da var. Madem bu iş Amerika tarafından bu kadar önemli, Türkiye bu yolda ilerlemeye başladığında Amerika’dan daha net mesajlar alabilir miydi? Türkiye ile Rusya müzakere etmeye başladığında Amerika tarafından eleştiriler geldi, fakat bunlar daha çok teknik seviyedeydi. Türkiye’de ise Sayın Cumhurbaşkanı’nın Trump’la bir diyaloğu var. O dönemde Trump, Amerikan Başkanı olarak Türkiye’ye bu konuda net bir mesaj iletmedi. O zaman Türkiye bunu çözülebilir bir sorun olarak ele aldı. İkincisi, anladığımız kadarıyla Trump, Sayın Cumhurbaşkanı’na farklı vesilelerle bu sorunu çözebileceği şekilde imalarda bulundu. Dolayısıyla Türkiye biraz da Trump’ın bu taahhütlerine güvenerek bu yolda ilerlemeye devam etti. Gelinen noktada Trump’ın elinin o kadar kuvvetli olmadığı görülüyor.

- ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, “Türkiye seçimini yapmalı” dedi ama Türkiye de S-400’leri durduk yere almıyor, değil mi?

Tabii ki. Bu sürecin başlangıcına baktığımız zaman Türkiye’nin çok haklı bir arayışı vardı. Uzun yıllardır balistik füze savunmasına yönelik bir açığı var. Bunun kapatılması için bir süreç başlattı. Tercih Rus sistemine yöneldiği zaman anlaşıldı ki, Rus sistemi olan S-400’ler NATO altyapısına entegre edilemeyecek. NATO altyapısına entegre edilemeyen bir füze savunma sistemi çok düşük performansla çalışacaktı. Çünkü bütün NATO mimarisinin ona sağlayacağı, atılan füze nereden atıldı, nasıl bir yörüngeye oturdu, nereye iniyor, tüm bunları görmeden sadece nihai iniş noktasında onu hedefleme imkânı olacaktı. Tam bu noktada Türkiye bir de darbe teşebbüsü yaşadı ve hava kuvvetlerindeki pilot sayısı azaldı. Bu kez “S-400 sistemini füze savunma için değil, hava savunmamız için kullanalım” dedik. “NATO sistemine entegre etmeden, kendi ulusal yeteneğimiz olarak konuşlandıralım. Hava kuvvetleri üzerindeki yükü azaltalım” diye düşündük. Şu anki anlayış bu.

TÜRKİYE RUSYA’YLA FORMÜL BULABİLİR

Şu da söyleniyor: Türkiye S-400’leri alacak ama sisteme almayacak. Bu bir çözüm mü, en önemlisi mümkün mü?

Bu bir çözüm değil. Çünkü yaptırım rejimi, bu ticari ilişkinin başlamasıyla, yani malzemenin Türkiye’ye sevkiyatıyla tetiklenecek gibi görünüyor. Yani alalım garaja koyalım, kullanmayalım çok gerçekçi bir çözüm değil. Nihayetinde demokrasilerde böyle bir malzemeyi alalım, 2.5 milyar dolar verelim, kullanmayalım gibi tercihlerde bulunması da son derece zor.

- Size göre çözüm nedir?

Bizim önerdiğimiz çözümlerden biri, Türkiye’nin Rusya’yla anlaşarak S-400 sisteminin Türkiye’ye gelmeden bir üçüncü ülkeye gönderilmesi.

- NATO üyesi olmayan bir ülkeye...

Tabii. Hindistan, Suudi Arabistan olabilir. Rusya’ya “Siz bunu Türkiye için imal etmiştiniz ama bunu bir üçüncü ülkeye satın. Bir finansal kayıp olursa belki Türkiye bunu tazmin etme yoluna gidebilir” diyebilir. Bu bir formüldür.

BAŞKA BİR SİLAH ALIMI

- Bu formül Rusya için elverişli midir? Sonuçta onun için de bu silahları NATO üyesi olan Türkiye’ye vermek önemli değil mi?

Çok önemli, evet, Rusya bunu siyaseten tercih etmeyecektir. Rusya açısından baktığınızda Türk-Amerikan ilişkilerinde bir kriz çıkması, NATO içindeki dayanışmanın zarar görmesi onun kazancı olacaktır. Ama nihayetinde alıcı konumundaki Türkiye, “Ben karar değiştirdim, bunları almak istemiyorum” mesajı verirse zorla satamaz. Türk-Rus ilişkilerinde çok da zarar vermeden bir formül bulmak mümkün olabilir.

- Diğer öneriniz?

Bu iş için ayrılmış bütçeyle Rusya’dan stratejik olmayan bir silah sistemi alınması. Rusya’nın F-35 bakımından tehlike yaratmayacak sistemleri var. Bunlar bir çözüm.

- Sizin öngörünüz nedir, önümüzdeki günlerde ne yaşarız?

Ben bu konuda uzlaşmaya varılacağını düşünüyorum. Sanıyorum Türkiye, Rusya’yla ilişkiye zarar vermeden ara formül üretmeye yoğunlaşacak.

UÇAN KARARGÂH

Trump’ın eli kuvvetli değil

- ABD, F-35’i teslim etmezse ne olur?

F-35 programına iki boyutlu bakmak lazım. Bizatihi F-35’lerin Türkiye’ye teslim edilmemesi, bu tabii Türkiye’nin hava kuvvetlerinin modernizasyonu hatta TSK’nın uzun vadeli güç projeksiyonu, savaş doktrini bakımdan olumsuz.

- S-400’lerin Türkiye’de hizmete sokulması hikâyenin de başlangıcı mı olur? Yani devamında Pantsir ve Buk sistemlerinden bahsediliyor. Washington F-35 satışını iptal ederse Türkiye misilleme olarak Rusya’dan SU57 alır deniliyor, aynı şey mi?

Değil. F-35 beşinci nesil uçak, uçan bir karargâh. Artı, önümüzdeki yıllarda NATO ülkelerinin birlikte harekât yapabilmelerini sağlayacak ortak bir platform. Ayrıca çok daha önemlisi, Türkiye’nin nihayetinde savaş doktrini NATO ile uyumlu, farklı askeri yeteneklerin birlikte hareket etmesine dayalı. Bu şu demek: Sahadaki topçu birliğinize uçağınız hava kuvvetleri üzerinden iletişim sağlıyor. Dolayısıyla bu üçünün birlikte konuşabilmesi NATO’yla uyumlu bir data hattı üzerinden oluyor. F-35 böyle bir mimariye oturuyor. F16 yerine Rus uçağı alabilirsiniz ama F-35’in yerine koyamazsınız.

- Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “S-400’ler Ankara ve İstanbul’u koruyacak. F-35’ler ise Malatya’da konuşlanacak. Arada ciddi bir mesafe var” dedi. Ne anlama geliyor?

Teorik olarak şuna dikkat çekiyor Savunma Bakanı: Amerika’nın endişesi F-35’lerle S-400’ler aynı hava sahasını paylaşacak ve S-400’ler F-35’in bazı özelliklerini çok yakından görebilecekse merak etmeyin, aralarındaki mesafe olacak, bu etkileşim olmayacak diyor. Bu statik bir bakış açısı. Gerçekten bir harp sahasına girildiğinde F-35’lere çizgi çekip, Türkiye’nin Batı’sına geçmeyeceksin denilemez ki...

- Alman Stern dergisinin iddiası: “S-400, Türk hava sahasını ihlal eden ABD ve İsrail uçaklarını tespit edecek.” Doğru mu?

S-400 sisteminin yapımcısı Rusya. Barış ortamında herhangi bir sorun yok. Fakat Türkiye bir ihtilaf senaryosuna girdiğinde bu ihtilafın hangi ülkeyle olacağına dikkat etmek lazım. Şu anda Türkiye’nin hava sahasını ihlal eden uçaklar Amerikan uçakları değil, 2015’te Rus uçağıydı.

TÜRKİYE’NİN ÜRETİM HAMLESİNİ KOLAYLAŞTIRIR

 - Türk savunma sanayi açısından F-35 sistemine dahil olmak önemli mi?

Türkiye’nin bir süredir ilerleme kaydettiği savunma sanayi bakımından F-35 programına dahil olmak çok önemli bir fırsat. Bir yandan Türk parça üreticileri 12 milyar dolarlık bir portföy üstlenmiş durumda. Ayrıca, F-35 programına dahil olmak Türk savunma sanayisinin teknolojik hamlesini devam ettirebilmesi için de önemli. Konuya sadece sayısal olarak değil, aynı zamanda teknoloji geliştirme becerisi olarak da bakmak lazım. Türkiye’nin teknoloji açısından ileri derece çokuluslu bir savunma sanayi projesine dâhil olması, kendi teknolojik üretim hamlesini yapabilmesini de kolaylaştıracaktır. 

KRİZ NATO’NUN ALEYHİNE

Trump’ın eli kuvvetli değil

- S-400, Türkiye’nin NATO içindeki durumunu nasıl etkiler?

Türkiye-Amerika arasında çıkabilecek olası bir kriz NATO bakımından da hiç arzu edilmeyen senaryoları tetikleyecek. Türkiye, Amerika’dan sonra silahlı kuvvetlerin sayısı bakımından en büyük askeri güç. Bu iki önemli müttefikin siyasi krize girmesi NATO bakımından da kriz. Nihayetinde NATO bir dayanışma temeli üzerine inşa edilmiş. Müşterek güvenlik maddesi olan 5. madde bir kriz durumunda NATO üyelerinin birbiriyle dayanışmasını öngörüyor. Özünde karşılıklı güvene dayanıyor.

- Karşılıklı güvenin azalması, Türkiye’nin bölgedeki etkisini de azaltır mı?

Türkiye, NATO’nun güvenlik şemsiyesinden yararlanan ama aynı zamanda bu güvenlik şemsiyesine katkıda bulunan bir ülke. NATO’nun en önemli ve başarılı fonksiyonu caydırıcılık. Bu caydırıcılık sayesinde tarihte hiçbir NATO ülkesine konvansiyonel bir saldırı olmadı, öyle düşünelim. Bu güvenlik şemsiyesi yara alırsa üçüncü ülkeler “Ben daha mütecaviz olayım, nasılsa NATO bu ülkenin yardımına gelmeyecektir” diye düşünebilir. Böyle analiz ettiğinizde NATO’nun caydırıcılığının azalması Türkiye’nin de NATO’nun da lehine değildir.

CAATSA’DA HAFİFTEN AĞIRA 12 YAPTIRIM

Washington’ın koşullarını kabul ettirme baskısı, Patriot füzeleriyle ilgili 2017’de yaptığı başvuruya 17 ay sonra yanıt vermesi de Türkiye’yi S-400 alımı girişiminde haklı kılmıyor mu?

Foreign Policy’ye yazdığım makalede de bunların altını çiziyorum. Çünkü bunu hem Amerikan hem dünya kamuoyunun da bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu işin böylesine bir kriz arifesine gelmesinde Amerika’nın sorumsuz tutumunun da önemi var. Türkiye, ABD ile Patriot’larla ilgili müzakereyi yürüttü, ilk turda farklı nedenlerle anlaşılamadı. Ondan sonra ABD bu teklifi revize edeceğini açıkladı. Fakat revize edilen teklif 17 ay sonra Türkiye’nin masasına geldi. Tabii ki bu 17 ay, Türkiye’nin S-400 tercihini yapmasını hızlandırdı.

-S-400 alıp F-35’e sahip olmazsak bunun Türkiye için nasıl bir maliyeti olacak?

BEKLENTİ, TRUMP’IN BLOKE ETMESİ

Birkaç gelişme yaşanacak. Bunlardan biri F-35’ten bağımsız Türkiye bu CAATSA yaptırımlarına tabi tutulacak. CAATSA altında en hafifinden en ağırına kadar 12 yaptırım var. En hafifi bu anlaşmaya imza atan kişilerin Amerika’daki mal varlıklarının dondurulması, en ağırı mesela ülkenin uluslararası finans kuruluşlarıyla yapacağı anlaşmaların Amerika tarafından bloke edilmesi. Teknik olarak Amerikan yönetimi, bu 12 yaptırım kategorisinden en az 5’ini seçmek zorunda.

- Mecbur yani... Trump “Uygulamayın” diyemez mi?

Amerikan sisteminde yaptırım rejimlerine başkanın muafiyet tanınması yetkisi var. Fakat CAATSA’nın kendine has bir özelliği var. Trump’ın Rusya’ya yakın durduğu varsayımından hareketle CAATSA’da muafiyet tanıma yetkisi çok daraltıldı. Dolayısıyla İran’da, Küba’da başkanın ulusal güvenlik gerekçesiyle yaptırımları askıya alma, reddetme ehliyeti var. Fakat CAATSA’da daraltılmış durumda.

- Daraltılmış diyorsunuz, tam yetkisizlikten söz etmiyorsunuz sanırım.

Var ve yok. Muhtemelen geçtiğimiz hafta Sayın Berat Albayrak’ın Beyaz Saray’da yaptığı görüşmede de bu gündeme geldi. Türkiye’nin beklentisi, Trump’ın bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanı’na da verdiği sözler neticesinde kongre yaptırımı tetiklese bile, Trump, Amerikan Başkanı’na verilen yetkileri kullanarak bu yaptırımları bloke etmesi. Ama anladığımız kadarıyla Trump’ın bunu yapabilme imkânı iki nedenden dolayı yok, biri CAATSA içinde ona tanınan muafiyet yetkisinin darlığı, ikincisi Kongre-Trump ilişkisinin şu anki durumu. Böyle bir ortamda Trump, kendisine muhalif bir kongreye yönelik siyasi sermayesini ortaya koymak ister mi, bu bir soru işareti.

KİMDİR?

- ABD Virginia Üniversitesi Ekonomi ve Bilgisayar mühendisliği dallarından mezun oldu. Brugge Avrupa Koleji’nde yüksek lisans yaptı. Ülgen, 1990’da girdiği Dışişleri Bakanlığı’nda iki yıl boyunca Ankara’da Birleşmiş Milletler Dairesi’nde çalıştı. Brüksel’de Avrupa Birliği nezdindeki Türkiye Daimi Temsilciliği’nde görev yapan Sinan Ülgen, bu dönemde Gümrük Birliği’yle ilgili müzakerelere fiilen katıldı. 1996 sonunda Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrılan Sinan Ülgen, İstanbul Ekonomi Danışmanlığı’nın yönetici ortağı ve Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi EDAM’ın başkanı. ABD’de yerleşik Carnegie Endowment for International Peace’in çalışmalarına Türkiye uzmanı olarak katkıda bulunuyor.  Ülgen, World Economic Forum’un Global Council of Europe üyeliği ile Roma’daki NATO Savunma Koleji’nin Akademik Kurul üyeliğini de yaptı. Ayrıca bir önceki NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in NATO Galler Zirvesi öncesi atamış olduğu 10 kişilik uluslararası güvenlik uzmanları grubunun üyesi.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle