GeriGündem Fahrettin Altun: Terör örgütü kullanışlı olmaktan çıktı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fahrettin Altun: Terör örgütü kullanışlı olmaktan çıktı

Fahrettin Altun: Terör örgütü kullanışlı olmaktan çıktı

TSK’nın Fırat’ın doğusunda PYD/PKK terör unsurlarına başlattığı harekat beşinci gününde… ‘Barış Pınarı’nın siyasi ve askeri hedefleri neler, hangi yerli silahlar kullanılıyor, Fırat’ın doğusunda operasyon yürütmenin zorlukları var mı, Türkiye manüpülasyonlara karşı nasıl bir oyun planı hazırladı, DEAŞ’la tek başına mücadele yürütme ve kampların kontrolünü sağlama kapasitesine sahip miyiz? Esad ile neden görüşülmüyor? Operasyonu acil hale getiren iç siyasi hesaplar mıydı? İletişim Başkanı Fahrettin Altun operasyonun detaylarını Hürriyet’e anlattı...

- Harekat niçin bu kadar gerekli hale geldi, zamanlamanın önemini anlatır mısınız?

Barış Pınarı Harekâtı bugün gerekli hâle gelmedi. Obama yönetiminin PKK terör örgütünü silahlandırmaya karar verdiği günden beri gerekliydi. Zaten o günden itibaren güney sınırımızda bir terör koridoru oluşturulmasına engel olacağımızı söyledik. Burada 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar yaşanan bir gecikme söz konusu oldu. Darbe girişimine katılan üniformalı teröristlerin bir kısmı, bildiğiniz gibi Suriye sahasından sorumluydu. 15 Temmuz’a kadar bu şahısların yanlış yönlendirme ve manipülasyonları yüzünden zaman kaybedildi. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin FETÖ virüsünden arındırılmasıyla birlikte gereken adımları hızla attık. Darbe girişiminden sadece birkaç hafta sonra Fırat Kalkanı Harekâtı geldi. Burada terör koridoruna karşı ne gerekiyorsa yapacağımızı ortaya koyduk. Zeytin Dalı Harekâtı ise terör koridorunun Akdeniz’e açılan kapısını ortadan kaldırdı. Şimdi kalan kısmı da temizliyoruz.

Fahrettin Altun: Terör örgütü kullanışlı olmaktan çıktı

İpek ÖZBEY - İletişim Başkanı Fahrettin ALTUN

- Operasyonun siyasi ve askeri hedefleri neler?

Harekâtın öncelikli hedefleri, teröristleri sınırlarımızdan uzaklaştırarak vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak ve ülkemizde yaşayan, örgütün tehditleri nedeniyle evlerine dönmeye korkan insanları vatanlarına kavuşturmaktadır. Bu hedeflere ulaşabilmemiz için Fırat Nehri ile Suriye-Irak sınırı arasında 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge oluşturmamız gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız bu planın detaylarını Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda açıkladı. Bu planı uygulamak için gereken adımları atmaya devam edeceğiz.

- Barış Pınarı operasyonunda hangi yerli silahlar kullanılıyor. Bunlar askeri ve psikolojik olarak gücümüzü nasıl arttırdı?

Zırhlı araçlarımız, SİHA ve İHA’larımız, fırtına obüslerimiz ve keşif uydularımız, sniper ve lazer füzelerimiz aktif olarak kullanılıyor. Bu silahların kullanımı askeri gücümüzü arttırdığı kadar ordumuzun psikolojisi üzerinde de oldukça olumlu etkiler oluşturuyor. ASELSAN tarafından geliştirilen Koral Elektronik Harp Sistemi Barış Pınarı harekâtında önemli bir rol üstleniyor. Mili ve yerli bir sistem olan Koral, radarları kör etmek, iletişimi kesmek için kullanılıyor. Savunma ve havacılık sektörümüzdeki ihracat rakamlarımız bir önceki yıla göre yüzde 37,7 artarak rekor kırdı. Yerli ve milli savunma sanayisinin tesisi yolunda attığımız vizyoner adımlarla, TSK’nın yürüttüğü operasyona psikolojik olarak 1-0 önde başladığını söyleyebiliriz.

- Fırat Kalkanı, Afrin operasyonları boyunca Fırat’ın Doğusu’na girilmesi gerektiği dile getirildi, girdik. Burada operasyon yürütmenin konjonktürel ve siyasi güçlüğü var mı?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kudretini aşan hiçbir saha ve hava koşulu olduğuna inanmıyorum. TSK dediğimiz zaman 2000 yıllık tarihe sahip, tüm dünyanın takdirini kazanmış, milletimizin göz bebeği olan bir kurumdan bahsediyoruz. Dolayısıyla ordumuzun kabiliyetlerine sonuna kadar güveniyoruz. Barış Pınarı Harekâtı özelinde bir zorluktan ziyade hassasiyetten bahsedebiliriz. Harekât planlarımız özellikle sivillere en ufak bir zarar vermeyecek şekilde hazırlandı. Ayrıca tarihi eserlerin, kültürel ve dini merkezlerin, fiziki altyapının zarar görmemesi için azami gayret sarf edildi. Biliyorsunuz bölücü terör örgütü sivillere yönelik hassasiyetimizi suistimal etmek için saldırılarını yerleşim yerlerinden, sivil giyimli teröristler eliyle yapıyor. Dolayısıyla harekât sahasında gerçek sivillerle sivil görünümlü teröristleri birbirinden ayırmamız gerekiyor. Ancak ordumuz bu engelleri aşacak güce sahiptir.

- PKK/YPG teröristleri yıllardır kara gücü olarak işbirliği yaptığı ABD’den eğitim ve silah yardımı alıyor. Bu anlamda askeri zorluktan bahsetmek mümkün mü?

NATO’nun ikinci büyük ordusunu bir terör örgütüyle kıyaslamak abesle iştigal olur. PKK/YPG terör örgütünün gücü son yıllarda çok abartıldı. Kendini Pentagon propagandasına fazla kaptıranlar oldu. Hatırlayın, “Afrin Türklerin Vietnam’ı olacak” diyen yabancı gazeteciler, Türkiye’ye ders vereceğini iddia eden sözde komutanlar vardı. Neticeyi zaten biliyorsunuz. Aynı propaganda faaliyeti, PKK/YPG terör örgütünün DEAŞ terör örgütüne karşı en etkili kara unsuru olduğu iddiasını bir genel kabule dönüştürdü. Oysa dikkatli baktığınızda ilk aşamada Özgür Suriye Ordusu’na verilen destekle Obama yönetiminin PKK/YPG’li teröristlere sağladığı destek arasında uçurum var. Ilımlı muhaliflere Suriye’de dengeleri değiştirebilecek silah ve teçhizatın gidişi fiilen engelleniyordu. Bunu o dönemde ilgili birimlerde çalışan Amerikalılar söylüyor. Buna karşılık DEAŞ ile mücadele adı altında icra edilen faaliyetlerde hava gücünün tamamen devreye alındığını, Rakka gibi yerlerin nasıl bombalandığını hatırlayın. Bu nedenle fazla söze gerek yok: Sivil halkın burnu kanamadan, kahraman askerlerimizin hayatlarını mümkün mertebe tehlikeye atmadan en hızlı şekilde teröristleri sınırlarımızdan söküp atacağız.

VATANLARINA KAVUŞACAKLAR

- 30 kilometre bizim için neden önemli? 30 değil de 15 olsa neyi önleyemeyiz?

Fırat Kalkanı’nda en zorlu cephelerden biri el-Bab’tı. El-Bab; Akdeniz kıyısındaki Lazkiye'den başlayarak, İdlib, Halep ve Münbiç'ten geçerek Irak'a doğru uzanan M4 otobanının kuzeyden gelen en önemli yolarından biriyle kesişim noktasında yer alıyor. Aynı zamanda Rakka ve Deyr ez Zor'a giden ana yolun üzerinde bulunuyor. Barış Pınarı Harekâtı’nı, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’ndan ayrı düşünmemek lazım. Her biri ayrı bölümler olarak ele alınsa da aslında tek bir kitabın bölümlerini oluşturuyor. Hatırlayacaksınız Cumhurbaşkanımız bu bölgenin derinliğini Deyr Ez Zor, Rakka hattına indirebilirsek ülkemizden, Avrupa'dan ve dünyanın diğer bölgelerinden geri dönecek Suriyeli sayısını 3 milyona kadar çıkartabiliriz demişti. Dolayısıyla, 30 km derinlik bize M4 otoyolunun da güvenliğini sağlayarak Rakka ve Deyr ez Zora ulaşma fırsatı sağlayacaktır.

- Terör örgütü YPG, Batı devletlerinin bölgedeki askeri varlığını kendisine kalkan yapar mı?

Biz dost ve müttefik ülkelerin askerlerinin burnunun bile kanamaması için elimizden geleni yapıyoruz. Nitekim ABD ile yaptığımız görüşmelerde bunu açıkça ifade ettik. “Ya bize destek olun ya da yolumuzdan çekilin” dedik. İkinci seçeneği tercih ettiler. Sahada askeri ve diğer personeli olan tüm ülkelere de aynı çağrıyı yapıyoruz. Ancak tercih elbette kendilerinindir. Neticede ulusal çıkarlarımız ne gerektiriyorsa o yapılır.

- Operasyonun bir takvimi var mı?

Barış Pınarı Harekâtı, Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarının güvenliğini tam olarak sağladığına ikna olana, elde edilen kazanımlardan tatmin olana kadar sürecek.

- Sığınmacı Suriyeliler oluşturulacak güvenli bölgeye mi yerleştirecek?

Sınır ötesi operasyonla birlikte bölge teröristlerden temizlenecek. Ülkemizde bulunan Suriyeli sığınmacıların önemli bir bölümü harekât bölgesinden kaçmak zorunda kalan insanlardan oluşuyor. Bunların arasında PKK terör örgütünün sapkın ideolojisini paylaşmadığı için sürgün edilen çok sayıda Kürt de var. Bu insanlar topraklarına dönmek, huzur içinde yaşamak istiyor. Güvenli Bölge’nin kurulmasıyla birlikte vatanlarına kavuşmaları mümkün hâle gelecek. Elbette Suriye’ye dönüşün cazip hâle getirilmesi için atılması gereken adımlar var. Şöyle düşünün: Hepimizin ailesi var. Siz çocuğunuzu okul, hastane olmayan bir yere götürebilir misiniz? Veya barınma imkânları yetersizse burada bir hayat kurabilir misiniz? Dolayısıyla güvenli bölge dediğimiz zaman kapsamlı bir projeden, bir yeniden inşa çalışmasından bahsediyoruz. Uygun koşullar oluşturulduğunda Suriyeli sığınmacıların gönüllü olarak ülkelerine döndüğünü daha önce terörden temizlediğimiz yerlerde gördük. Elbette bunu Türkiye’nin tek başına yapması beklenemez. Uluslararası toplumun finansman anlamında, Suriyeli sığınmacıları yüreklendirme anlamında katkı sunması gerekir.

PARTİ SİYASETİ SUYUN KIYISINDA BİTER

- Bir takım iç siyasi hesapların Fırat’ın doğusuna operasyonu acil hale getirdiği eleştirilerine ne diyorsunuz?

Amerikalıların Soğuk Savaş döneminde kullandığı güzel bir söz var: “Parti siyaseti suyun kıyısında biter.” Yani milli çıkarların korunması noktasında siyasi hesaplar bir kenara bırakılır. Bunun Türkiye’de de geçerli olduğunu görüyorsunuz. Nitekim siyasi parti liderlerinin neredeyse tamamı PKK terör örgütüne karşı icra edilen harekâtı desteklediklerini açıkladı. Aynı şekilde vatandaşlarımızdan CİMER aracılığıyla gelen mesajlara baktığımızda toplumun ne kadar kenetlendiğini açıkça görebiliyoruz. Farklı nedenlerle bazı meselelerin çözüme kavuşmamasını isteyenler, çözümsüzlükten beslenen odaklar olabilir. Harekât nedeniyle kendi çıkarları zedelenenler bu tür iddialar ortaya atabilir. Bunlar ateş olsa cirmi kadar yer yakar.

ROMANTİZME YER YOK

- Suriye’de tek çıkar yolun Esad ile görüşmek olduğu da yaygın bir görüş… Türkiye, neden bu yola yanaşmıyor?

Dış politikada romantizme yer olduğuna inanmıyorum. Maalesef dünyanın müdahil olduğu Suriye krizinden kolay çıkış yolları arayanlar var. Bu çerçevede “Şam’la görüşelim, bu işi tatlıya bağlayalım, Suriye’ye barış gelsin” diyorlar. Bu yaklaşımı romantik ve sahadaki gerçeklerden biraz kopuk buluyorum. Suriye’de kalıcı barış ve istikrarın anahtarı, Suriye halkının tamamını temsil eden bir siyasi yapının kurulmasıdır. Biz bu kapsamda Rusya ve İran ile birlikte Astana Süreci’ni yürütüyoruz. Burada yeni bir anayasa çalışması yapılıyor. Suriyeli aktörleri bir araya getiren bu süreci çok önemsiyoruz. Suriye’nin, Suriye halkının istediği şekilde yönetilmesi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunması bir numaralı önceliğimizdir.

- Cumhurbaşkanı’nın ‘biz Adana Mutabakatı’na dayalı olarak oradayız’ sözü Şam’a doğru bir adım olarak da yorumlandı… Doğru bir okuma mı?

Hayır, doğru bir okuma değil.

AMERİKAN SİYASETİ ÇIKARLAR MANZUMESİDİR

- Sahada ne yaşanırsa Türkiye’nin diplomatik anlamda başı ağrır? Operasyonun ilk gününde siviller öldürülüyor algısı yaratılmaya başlandı bile… Bu arada terör örgütü sivilleri hedef aldı, Dünya’nın sesi neden çıkmıyor?

Bizim siviller konusunda gösterdiğimiz hassasiyeti herkes biliyor. Öyle olmasa El Bab’ı hane hane temizlemek yerine Musul’da, Rakka’da yapıldığı gibi havadan bombardıman yapar geçerdik. Yani tek başına El Bab’ın terörden temizlenmesi bile Türkiye’nin bu konuda nerede durduğunun göstergesidir. Öte yandan terör örgütünün sivil vatandaşlarımızın canına kastettiğini, son olarak gazeteci arkadaşlarımıza kasıtlı olarak ateş açtığını biliyorsunuz. Biz bunları dünyaya göstermeye devam edeceğiz.

- Aslında Türkiye operasyonda yalnız bırakıldı. Bunu göze almış mıydık?

Tarihin bazı kritik eşiklerinde her şeyi göze almanız, maliyeti ne olursa olsun bazı adımları atmanız gerekir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nı düşünelim. O dönemde kimin, nasıl tepki vereceğini düşünerek hareket etseydik bugün adada Türk varlığı olmayacaktı. Suriye’nin kuzeyinde kurulmaya çalışılan terör koridoru da böyle bir kırmızı çizgidir. Burada hedeflerimize ulaşana, elde ettiğimiz kazanımlardan tatmin olana kadar gereken her türlü adımı atmaya devam edeceğiz. Elbette zor zamanlarda yanımızda duran Katar, Pakistan ve Azerbaycan gibi dost ve kardeş ülkeleri de unutmamız mümkün değil.

- Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın manevrasını neye bağlıyorsunuz?

Amerikan siyaseti bir çıkarlar manzumesidir. Birçok aktör, bu çıkar dengesinde yaşanan değişimlere göre pozisyonunu belirler. Sayın Graham 2015 yılında Kongre’de yapılan bir oturumda bugün söylediklerinin tam aksini iddia ediyordu. Obama yönetimine PKK ve PYD’nin aynı örgüt olduğunu söylüyor; Türkiye’nin tepkisini haklı bulduğunu ifade ediyordu. Nitekim geçtiğimiz günlerde iki Rus vatandaşının Graham’a telefon şakası yaparak görüşmeyi kaydettiği ortaya çıktı. Burada kendisi Milli Savunma Bakanımız ile konuştuğunu zannederek Türkiye’nin önemli bir müttefik olduğunu söyleyerek “kazan-kazan” yapalım diye teklifte bulunuyor. Elbette Graham’ın sergilediği tutarsız ve öngörülemez tavırlar ancak kendi itibarını zedeler. Güney Karolina eyaletinden Türkiye Cumhuriyeti’ne akıl vermeye kalkarsanız sükut-u hayale uğrarsınız.

- Rusya’nın tavrını nasıl yorumluyorsunuz?

Rusya’nın Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi, ülkesinin pozisyonunu açıkça ortaya koydu. Barış Pınarı Harekâtı’nın, bölgede yapılan etnik temizlik ve nüfus mühendisliğinin neticesi olduğunu vurguladı. Astana Süreci kapsamında Rusya ile Suriye krizinin çözüme kavuşturulması için yakın işbirliği içerisindeyiz. Türkiye gibi Rusya da Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini önemsiyor.

- Rusya Dışişleri Bakanı Suriye rejimiyle PYD arasında arabuluculuk yapmayı teklif etti. PYD yüzünü Esad rejimine çevirir mi?

PYD geçmişte defalarca rejime göz kırptı. Afrin’de rejime müdahale etmesi için yalvardıklarını hatırlayacaksınız. Ancak bu aşamada terör örgütü artık kullanışlı olmaktan çıkmıştır. Artık örgütün kimseye sunabileceği bir şey kalmamıştır. Suriye’de terör örgütlerinden medet umulan dönem, Türkiye tarafından bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır.

- Ya Suudi Arabistan ve Mısır’ın duruşu?

Sayın Cumhurbaşkanımızın gerçekleri söylemesinden, Türkiye’nin ilkeli bir dış politika izlemesinden rahatsızlık duyanlar var. Mısır’da kanlı bir darbe yaşanırken, insanlar meydanlarda katledilirken dilimizi ısırsaydık, Suudi Arabistan İstanbul’a suikast timlerini gönderip bir gazeteciyi katlettiği zaman olayın üstünü kapatmayı kabul etseydik, Yemen’de masum insanların bombalandığını görmemezlikten gelseydik bugün yaklaşımları farklı olabilirdi. Türkiye, kıymeti kendinden menkul kınamalarla, gayrımeşru rejimlerin maksatlı açıklamalarıyla rotasını belirlemez, belirleyemez.

HESAPLARINI GÖZDEN GEÇİRECEKLER

- Dünyada propaganda çarklarının YPG lehine nasıl çalıştığı malum. İletişim başkanı olarak buna karşı nasıl bir oyun planınız var?

Oyun planımızı bu aşamada açıklamam doğru olmaz. Ancak bu harekât için izleyeceğimiz strateji uzun zamandır kasamızda duruyordu. Çok boyutlu, çok kapsamlı bir hazırlık yaptık. Bu harekâtın asıl yükü, kahraman askerlerimizin omuzlarındadır. Biz onlara nasıl destek olabileceğimize bakıp, ona göre hareket ediyoruz. Dezenformasyonla mücadeleden yurtdışı temaslara kadar her alanda gereken adımları atıyoruz. Terör örgütü yıllardır sistematik olarak uluslararası kamuoyu nezdinde belirli bir yere konumlandırıldı. Yapılan çalışma neticesinde 40 yıldır terörle mücadele eden ülkemizde bile belirli kesimlerin kafa karışıklığı yaşadığına şahit olduk. Birileri çıkıp sırtımızı örgüte dayıyoruz açıklamaları yapabildi. Burada sabırlı davranmamız, örgütün gerçek yüzünün dünyaya gösterilmesinin zaman alacağını unutmamamız gerekiyor. Ancak işimiz bittiğinde bugün teröristleri savunanlar utanç duyacaklar.

- YPG’nin PKK’nın Suriye kolu olduğu gerçeğini dünya kamuoyuna neden anlatamıyoruz, neyi anlamıyorlar?

Anlatılamayan veya anlaşılmayan bir şey yok. Bunu doğru tespit edelim. İdrak ve inkar aynı şey değildir. YPG’nin, PKK terör örgütünün Suriye kolu olduğunu Amerika Birleşik Devletleri’nin resmi siteleri kabul ediyordu. Obama yönetimi örgütü silahlandırmaya karar verince bu ifadeler apar topar silindi. Aynı şekilde bugün bizi işgalle, etnik temizlikle itham eden, yaptırımla tehdit eden Lindsey Graham gibi isimler, kendisini Türk bakan olarak tanıtan Ruslarla konuşurken her şeyi olduğu gibi anlatabiliyor. Basına kapalı görüşmelerde Amerikalılar, Avrupalılar bu gerçekleri kabul etmiyor mu sanıyorsunuz? Dolayısıyla burada Türkiye’nin eksik yaptığı bir şey veya bazı kesimlerin idrak sorunu yoktur. Amerikalılar açısından baktığımızda Amerikan çıkarları vardır. Gerçeklerin işlerine gelmesi ve gelmemesi konusu vardır. Sahadaki gerçekler ortadadır. Biz bu örgütü sınırlarımızdan söküp attığımızda hesaplarını yeniden gözden geçirmek mecburiyetinde kalacak.

DEAŞ’LI TERÖRİSTLER TÜRKİYE’YE İHALE EDİLMEDİ

- Türkiye Suriye’nin kuzey doğusunda, hapishanelerde tutulan DEAŞ’lı teröristlerin idamesini üstlenecek mi?

Öncelikle şu hususu açıkça ifade edeyim: Bu teröristlerin Türkiye’ye ihale edilmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Bizim harekât bölgemizin sınırları bellidir. İlk aşamada 30 kilometre derinliğe ineceğimizi ifade ettik. Sürekli konuşulan büyük hapishane ve gözetim merkezleri bu alanın dışında kalıyor. Öte yandan hem sınırlarımızın içinde hem de Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekât bölgelerinde binlerce DEAŞ teröristi demir parmaklıkların arkasında tutuluyor. Bunlara ek olarak deradikalizasyon merkezleri var. Barış Pınarı sahasında DEAŞ’lı terörist varsa bunları salıverecek hâlimiz yok. Diğer teröristlere nasıl muamele edeceksek onlara da aynı şekilde muamele edeceğiz. Ancak güvenli bölgenin dışında kalan bölgelerdeki teröristler bugünün konusu değil.

- Tek başına DEAŞ’la mücadeleyi yürütme ve DEAŞ’lı kamplarının kontrolünü sağlama kapasitesine sahip miyiz?

Türkiye, Suriye krizinin başından beri terörle mücadele anlamında uluslararası toplumun önünde oldu. Yabancı terörist savaşçıların durdurulması için büyük çaba gösterildi. Teröristler bugün bizi eleştiren Avrupa ülkelerinden ellerini kollarını sallayarak geldiğinde onları tespit edip geri gönderen Türkiye oldu. İsim vermeyeyim ama o dönemde yakalayıp sınırdışı ettiğimiz yabancı savaşçıların birkaç ay sonra yeni pasaportlarla tekrar Türkiye’ye gelmeye çalıştığını gördük. Yaşanan olayları kamuoyuyla paylaşsak Avrupalı yetkililerin önemli bir bölümü sokağa çıkamaz. Aynı şekilde Avrupa’da yaşanan terör saldırılarının sorumlularını önceden tespit edip, Avrupalı yetkilileri uyarmamıza rağmen hiçbir önlem alınmadığını hatırlayacaksınız. Fırat Kalkanı ile başlayan yeni dönemde bir yandan bu faaliyetler devam etti, diğer yandan Suriye sahasında muharip unsurlarımız görev yapmaya başladı. Türkiye gibi bu sürecin tamamında zaten başı çekmiş bir ülkenin kabiliyetlerinin veya niyetinin sorgulanmasını gülünç buluyorum.

-  ABD’nin bölgedeki askerlerini çekme kararıyla ilgili olarak ‘DEAŞ’ı yeniden diriltme ihtimalini gerçekçi buluyor musunuz?

DAEŞ terör örgütü, birkaç yıldır her şeyin bahanesi olarak kullanılıyor. Örneğin bir ülke sahadaki dengeleri belirli bir şekilde değiştirmek isterse hemen DAEŞ ile mücadele kartını oynuyor. Son günlerde PKK-YPG terör örgütünün dünyayı teröristleri serbest bırakmakla tehdit ettiğini görüyoruz. Elbette yakaladığınız teröristleri serbest bırakırsanız ortaya bir güvenlik sorunu çıkar. Ancak DAEŞ ve benzeri örgütlerin kökünü kurutmak, sadece askeri çözümlerle mümkün değildir. Radikalleşmenin temelinde yatan toplumsal dinamikleri ortadan kaldırmak durumundasınız. Türkiye’nin güvenli bölge planı, tam olarak bu hedefe yöneliktir.

AB SÜREKLİ ENDİŞELİ

- AB çok sert bir şekilde karşı çıktı. Erdoğan, Avrupa Birliği’ne ‘kapıları açar, mültecileri göndeririz’ diye cevap verdi. Kapıları açarsak ne olur?

Avrupa Birliği’nin hiçbir şeyi beğenmemek, sürekli bir şeyler endişe duymak gibi bir özelliği var. Avrupa’da kimse “Türkiye sekiz yıldır milyonlarca Suriyeli sığınmacıyı misafir ediyor” demiyor. “Türkiye mültecilere 40 milyar dolarlık mal ve hizmet sundu, biz söz verdiğimiz 6 milyar Euro’yu bile vermedik” demiyor.  Sayın Cumhurbaşkanımız, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden tüm dünyaya mültecilerin ülkelerine kavuşturulması için ne yapmayı tasarladığımızı açıkladı. Bu konuda Türkiye dışında hiçbir ülke somut bir teklif yapmıyor. Üstelik biz bu plan kapsamında sınır ötesi operasyon yapmaya gönüllü oluyoruz, güvenli bölgeyi kuruyoruz. Bize teşekkür edeceklerine yaşadıkları ideolojik körlük nedeniyle şikayet ediyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımız da Avrupalılara anlayacakları şekilde cevap verdi. Sığınmacılar konusunda daha iyi bir fikriniz varsa, mesela hepsini almak istiyorsanız, bunu bizimle paylaşın. Yoksa gölge etmeyin.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle