GeriGündem Tatar Ramazan ve Melek Anne'den destek istedi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    180
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tatar Ramazan ve Melek Anne'den destek istedi

Tatar Ramazan ve Melek Anne'den destek istedi
refid:22968925 ilişkili resim dosyası

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Şimdi artık topyekün kucaklaşma zamanı. Şimdi artık kardeşlik hukukunun gereklerini yerine getirme zamanı. Şimdi ayrılıklara vurgu yapmanın değil ortaklıklara vurgu yapmanı, acıları öne çıkarmanın değil ortak zaferleri, ortak sevinçleri öne çıkarmanın zamanı. Şimdi ayrıştırmanın değil bayramlaşmanın, müsafahanın zamanı, hesaplaşmanın değil helalleşmenin zamanı. Şimdi artık sosyal restorasyon dönemini başlatıp kararlılıkla büyütme zamanı” dedi. Başbakan Erdoğan, "Bütün annelerin melek olduğunu bize öğreten Hülya Koçyiğit’ten. Unutulmaz Tatar Ramazan rolünde oynayan Kadir İnanır’dan 76 milyonun kardeşliğine destek olmasını bekliyoruz" dedi.

Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde gerçekleşen "Çözüm Süreci Akil İnsanlar Heyeti İstişare Toplantısı", saat 18.10'da başladı Akil İnsanlar Heyeti'ne davet edilen isimler, kimlik kontrolünün ardından Başbakanlık Ofisi'ne kabul edildi.

AKİL İNSANLAR TOPLANTISI / FOTO GALERİ

62 heyet üyesi, toplantı saati öncesinde fuaye alanında bekledi.  Toplantıya, Başbakan yardımcıları Bülent Arınç, Bekir Bozdağ ve Beşir Atalay, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan da katıldı.  Başbakan Erdoğan, salona girişinde konuklarıyla tek tek tokalaştı ve kısa süre sohbet etti.  Erdoğan, beyaz güvercin logosunun önünde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

MAGAZİNLEŞTİRMEYİN

Kamuoyuna özellikle de medyamıza yazarlarımıza yorumcularımıza şu çağrıyı da yapmak istiyorum.  Hayırlı bir iş için bir araya geldik. Hayırlı niyetler için bir araya geldik. İşin magazin boyutuna, isim boyutuna kim vardı kim yoktu boyutuna takılıp hedefin ve niyetin arka plana itilmesine sulandırılmasına lütfen müsaade etmeyin. Çok can alıcı meseleleri çözmek için istişare toplantıları yaparken niyet hedef unutuldu. Konuşulanlar ne yazık ki sulandırma, magazin ön plana çıktı. Hem buradaki heyetin hem dışarıda dost ve kardeşlerimizi çerçeve ile ilgili tartışmaları bir kenara bırakıp özle ilgilenmelerini, sürecin önemi ve hassasiyeti açısından önemli bulduğumu ifade etmek itiyorum.

76 MİLYONUN ÖZETİ

Heyeti oluştururken zorlu bir seçme süreci yaşadık. Geniş havuz oluşturduk. Katkı verebilecek söz söyleyebilecek, örnek teşkil, edebilecek temsil kabiliyeti yüksek, kanaat önderliği yapabilecek çok s ayıda isim belirledik. Ancak heyetin etkinliği çalışma kolaylığı açısından sayıyı sınırlı tutmak zorunluluğumuz da vardı. Çok ince çok hassa tercih süreci ardından farklı kesimleri, farklı düşünce dünyalarını temsil etmek sureti ile 76 milyonun özeti sayılabilecek bir listeyi oluşturduk. Bu heyetin içinde ya da dışında söyleyecek sözü olan varsa, önerisi olan varsa,  eleştirisi olan varsa dikkatle dinleriz, dinliyoruz ve hiçbir komplekse kapılmadan dinlemeye devam edeceğiz.  Bu gün bu salonda oluşan heyet gerçekten çok farklı  kesimleri temsil ediyor. Farklı düşüncelerden oluşuyor. Etnik kökenler, inançlar, mezhepler, ideolojiler her ne olursa olsun burada olan herkes bir sorunun var olduğun ve acilen çözülmesi gerektiğini kabul ediyor. Bizim ortak paydamız da esasen budur. Biz Türkiye sevdalıları olarak,  Türkiye’nin sorunları olduğunu ve acilen çözülmesi gerektiğine inanan kişiler olarak bir aradayız.

KAN AKMAYA DEVAM EDERKEN HER BAHANE TEFERRUATTIR

Tatar Ramazan ve Melek Anneden destek istedi
Akil İnsanlar'dan Popstar'a
Orhan Gencebay Çözüm Süreci Akil İnsanlar İstişare Toplantısı’ndan çıkıp Popstar 2013 yarışmasının canlı yayınına katıldı.
Detayı için tıklayınız

Türkiye’nin can alıcı, can yakıcı meselesinde her ne şekilde olursa olsun çözüm arayışlarının uzağında kalmak için hiçbir bahane geçerli olmaz. Kan akmaya devam ederken her bahane teferruattır. Silahı, terörü, şiddeti, çatışmayı, ölümü değil demokrasiyi,  hakkı, hukuku, siyaseti, hayatı önemseyen herkesin yapması gereken taşın altına elini koymaktır, sorumluluk üstlenmek, yanlış işe dur demektir. Bu salonda bulunan insanlar sadece akil değil, aynı zamanda cesurdur, yüreklidir, idealisttir, barışseverdir. Bir kere böyle bir tablonun oluşması en başta Türkiye’yi yüreklendirmiş, en başta milletimizi umutlandırmıştır.
Bu heyeti nasıl halis, samimi niyetlerle oluşturdu isek aynı halis samimi niyetlerle toplumdaki  da algıyı değiştirmek, toplumu çok daha sağlıklı şekilde bilgilendirmek durumundayız. Neler yapacağımız, nasıl bir yol izlememiz, hangi takvim çerçevesinde ilerleyeceğimiz konusunda bizim bazı düşüncelerimiz var.  ancak yolun ve yöntemin çizilmesi noktasında asıl belirleyici olan bu heyet ve bu heyetin istişareleri olacaktır. Biz 7 coğrafi bölge için gruplandırma yaptık. Her grup için bir başkan bir başkan vekili ve bir sekreter belirledik. Bu grup içinde yapılacak çalışmalar, izlenecek olan yol gerek bugünkü istişarelerimizde gerek sonrasındaki toplantılarımızda çok daha net bir zemine oturacaktır.

40 BİN CAN VERDİK

Türkiye terör ve şiddet sebebi ele 40 bine yakın insanını toprağa verdi. Bu sorun sadece iç barışımızı toplumsal bütünlüğümü, huzur ve esenliğimiz tehdit etmiyor aynı zamanda bölgesel etkinliğimizi, 2023 hedeflerimizi, büyük zorluklarla sağladığımız güven ve istikrarımızı da riske atıyor. Çözümsüzlüğü çözüm görenlerin anlamadığı gerçek bu yaklaşımın miadını doldurduğu, bu yaklaşımın artık sürdürülebilir olmadığıdır. Çözüme karşı olanların önerisi açıkça bölünmenin devam etmesidir. Türkiye’nin kan kaybetmeyi sürdürmesidir. Biz ülkemize ve milletimize bu faturayı ödetmek istemiyoruz. Her yıl belli sayıda şehit vermeyi, her yıl büyük bedeller ödemeyi sineye çeken anlayış ne insanidir ne de vicdanidir.

SÜREÇTE YALNIZ KALDIK

Çok açık söylüyorum bütün bu süreçte yalnız olduk, yalnız kaldık, yalnız bırakıldık. Elbette yol yürüdüğümüz insanları kast etmiyorum. Elbette bizimle aynı sızıyı yüreğinde hisseden, eliyle, diliyle, kalbiyle, hiç olmazsa gönlü ile bir şeyler yapmaya çalışanları kast etmiyorum. Ancak gücü olduğu halde, eğitimi, tecrübesi, imkanı ve fırsatı olduğu halde bu can alıcı, can yakıcı meselede inisiyatif almayanları, elini taşın altına koymayanları mazur görmemiz mümkün değil. Bu ülkede teröre kazanacağı ya da kaybedeceği oy penceresinden bakanlar oldu ve bunlar halen de var. bu ülkede gençlerin ölümüne tiraj kaygısı ile rating elbisesi ile bakanlar oldu ve halen de var. bu ülkede ocaklara düşen ateşe kaybettiği ve kazandığı ile kasasına giren ve çıkan para ile bakanlar oldu ve bunlar halen de var. Bütün kalbimle söylüyorum. İsterdim ki bir başbakan olarak, bir siyasetçi olarak ben sadece yol açsaydım. Sadece yolu temizleseydim. Sadece yolu aydınlatıp bu yoldaki engelleri kaldırsaydım. Ben isterdim ki açtığımız bu yoldan bilim insanları, mütefekkirler, gönül insanları, yadınlar, kanaat önderleri, aydınlar, sanatçılar ilerleseydi, en önemlisi de siyasetçiler ilerleseydi. Ne yazık ki biz yolu açtık ama o yola sadece kendimiz, sadece milletimiz, bir avuç da gönül insanı revan olduk.

TERÖR SADECE TERÖR DEĞİLDİR

Terör sadece töre değildir. Terörü sadece silahlı saldırı olarak, sadece korkutma, sindirme hareketi olarak görenler varsa bunlar gerçekten ciddi şekilde yanılıyorlar. Terör ekonomik , diplomatik, sosyal, siyasal, psikolojik boyutu olan bir meseledir. Terör, bir ülkeye, millete karanlık bir istikamet çizme yöntemidir. Terör, hükümetleri sıkıştırmak, seçimleri yönlendirmek, toplum mühendislerine imkan sağlamak için bir araca, bir taşerona dönüşmüştür. Maalesef terör 29 yıl boyunca kısmen de olsa bu noktalarda başarı sağlamıştır. Terör ve şiddet ekonomiye zarar vermiştir. Sosyal, psikolojik yapıya zarar vermiştir. Bu konuyu ele alırken bu konuyu mutlaka göz önünde bulundurmak zorundayız. Silaha, teröre, bölücü anlayışlara sarılanlar ne kadar suçluysa, başta Diyarbakır Cezaevi olmak üzere insanlık dışı muameleyle, işkenceyle o örgütün adeta kurulmasına çanak tutanlar da o kadar suçludur. Kan döken örgüt ne kadar suçluysa, o örgüte inanılmaz fırsatlar sunan, hiçbir yerde bulamayacağı istismar bataklıkları sunanlar da o kadar suçludur. Sadece şu son birkaç ay içinde kimi siyasetçi, kimi akademisyen ve kimi yazarların sergilediği faşizm, inanın terör örgütünün 29 yılda yaptığı tahribattan çok daha fazlasını yapmıştır

40 MİLYAR HARCADIK

Son 10 yılda bölgeye yaptığımız yatırımların miktarı 40 milyar liraya yaklaştı. OHAL’i kaldırdık. Devlet Güvenlik Mahkemelerine son verdik. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğini sivilleştirdik. EMASYA protokolüne son verdik. Doğu ve Güneydoğu’da yaşamı kolaylaştıracak adımlar attık. Maddi manevi yaraların sarılması mücadelesinde olduk. İsimler üzerindeki film, dizi, tiyatro üzerindeki dil yasaklarını kaldırdık. Farklı dil ve lehçelerde yayının, seçmeli eğitimin eğitimin, savunma hakkının önünü açtık.
En önemlisi inkar, ret ve asimilasyon politikalarına son vererek büyük bir zihniyet devrimini gerçekleştirdik. Halkı küçümseyen, halkın değerlerini hor gören, farklılıkları reddeden, ötekileştiren anlayış bizimle birlikte yerle bir oldu. kucaklayan, kabullenen, sahip çıkan empati yapan bir anlayışı getirdik. Sadece hükümetin adım atması sadece devletin kucaklaması yetmez.

HESAPLAŞMANIN DEĞİL HELALLEŞMENİN ZAMANI

Şimdi artık topyekün kucaklaşma zamanı. Şimdi artık kardeşlik hukukunun gereklerini yerine getirme zamanı. Şimdi ayrılıklara vurgu yapmanın değil ortaklıklara vurgu yapmanı, acıları öne çıkarmanın değil ortak zaferleri, ortak sevinçleri öne çıkarmanın zamanı. Şimdi ayrıştırmanın değil bayramlaşmanın, müsafahanın zamanı, hesaplaşmanın değil helalleşmenin zamanı. Şimdi artık sosyal restorasyon dönemini başlatıp kararlılıkla büyütme zamanı. Şunu herkes bilmeli ki Türk ile Kürt'ün tarihi son 29 yıl üzerinden özellikle '29 yıl yeterlidir' veya '29 yıldır' gibi bir yaklaşım doğru bir tarih tespiti değildir. Yaklaşık bin yılı bir kenara koyup 29 yıl üzerinden fitne üretenler, bu kadim dostluğu, bu kadim kardeşliği anlayamazlar. Ortak geçmişimizi görmeyenler ortak geleceğimizi de anlayamazlar. Size ben bu akşam burada Malazgirt demeyeceğim, size Çaldıran, Kut'ul Amare, Sarıkamış, Çanakkale demeyeceğim. Cumhuriyetimizin kuruluşundaki o ruh, o irade, o kardeşlik anlayışı bize fazlasıyla yeter.

BİRLİKTELİK ERZURUM’DA

7 Ağustos 1919 daha Meclis açılmamış. Daha cumhuriyet ilan edilmemiş. Erzurum Kongresi yapılıyor ve bir beyanname yayınlanıyor.  Şu ifadelere özellikle dikkatlerinizi çekiyorum. 'Trabzon vilayeti ve Samsun Sancağı ile doğu vilayetleri adını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Elaziz, Van, Bitlis vilayetleri ve bu çevrenin içindeki bağımsız livalar hiçbir sebeple, bahaneyle birbirinden ve Osmanlı camiasından ayrılmak imkanı tasavvur edilmeyen bir bütündür. Bu bölgeler halkı saadet ve felakette tam bir beraberliği kabul eder ve mukadderatı hakkında aynı hedefi amaç olarak alır. Bu çevrede yaşayan bütün İslam unsurları yürekleri birbirine karşı fedakarlık duyguları ile dolu birbirlerinin içtimai ve ırki özelliklerine saygılı öz kardaştırlar.' Evet, bu ifadeler, tekrar ediyorum, 7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi sonrasında yayınlanan beyannamede yer alıyor.

MUSTAFA KEMAL’İN SÖZLERİ İLE

Ardından 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıyor. Mecliste sınırlarımız dahilinde yer alan inanç bakımından, mezhep bakımından, ırk bakımından herkesi temsil eden mebuslar bulunuyor.Gazi Mustafa Kemal Meclisin açılışının hemen ertesi günü 24 Nisan 1920’de meclisteki ilk hitabını yapıyor. O uzun ve tarihi konuşmanın kısa bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Vatanımız olacak sınırları tarif ettikten sonra Gazi Mustafa Kemal ‘Efendiler bu sınır sadece askeri gerekçelerle çizilmiş bir sınır değildir. Milli sınırdır. Fakat bu sınır içinde İslam unsuruna sahip yalnız bir milletin olduğu düşünülmesin. Bu sınır içinde Türk var. Çerkes var ve diğer İslam unsurları vardır. İşte bu sınır karışık bir haled yaşayan bütün amacını tam anlamı ile birleştirmiş olan kardeş unsurların milli sınırıdır’ Gazi Mustafa Kemal bu sözleri söyleyince genel kuruldan hepsi İslamdır, kardeştir sesleri yükseliyor. Bunun hemen ardından Gazi Mustafa Kemal Müslüman olmayan unsurlara Müslümanlarla aynı hakların verileceğini bunun da son derece tabi olduğunu ifade ediyor.  29 Ekim 1923’de Türkiye Cumhuriyeti bu ruh, bu kardeşlik üzerine inşa ediliyor.

TEK PARTİ İKTİDARI

Toplumun hemen her kesimine yönelik acımasız bir zulüm başlıyor. Bizim birlikte yaşama kültürümüz varken, bir arada kardeşçe yaşamayı mümkün kılan sosyal yapımız varken bu kültürü, yapıyı bozmak milletin fertleri arasına bariyerler koymak istediler. İmtiyazsız, sınırsız, kaynaşmış bir kitle inşa etmek diyorlardı. Ne var ki birileri bunu tek tip insan olarak anladı ve her türlü farklılığı inkar etti. Bu ülkede bu topraklarda aynı milletin fertleri olarak hepimiz aynı zulmü iliklerimize kadar yaşadık. Kimliklerimiz, etnik kökenlerimiz, mezheplerimiz farklı olabilir. Yapılan zulmün dereceleri de farklı olabilir ama hepimiz aynı zalim zihniyet tarafından aynı zulümlere uğradık.
Hepimizin kitapları yasaklandı, sesi kısılmak istendi. Hepimizin varlığı inkar edildi. Sadece etnik kökenler değil, inançlar değerler dahi asimilasyona tabi tutuldu. Sadece dillerimiz değil kelimelerimiz,  tarihimiz, kavramlarımız dahi sakıncalı ilan edildi.

YENİ TÜRKİYE KURMANIN ÇABASI İÇİNDE DEĞİLİZ

Biz 10 yıldır işte bu örselenmiş duyguları tamir etmenin mücadelesi içindeyiz. 10 yıldır cumhuriyetimizin kuruluşundaki, kurtuluş savaşımızın o ruhu özü ve kardeşliği tesis etmenin mücadelesi içindeyiz. Eksiklerimiz hatalarımız olabilir ama yeni bir Türkiye, yeni bir cumhuriyet kurmanın çabası içinde değil Türkiye’yi, Cumhuriyetimizi özü ile ruh kökü ile buluşturmanın gayreti içindeyiz. Dışlananların, zulüm görenlerin, inkar edilenlerin olduğu değil, herkesin bir olduğu birinci sınıf olduğu bir Türkiye inşa etmenin sevdası içindeyiz.

DİLLERE İNANÇLARA KİMSE KARIŞMASIN

Bin yıl boyunca olduğu gibi bu gün de, yarın da herkes kendi kimliği ile kendi dili ile kendi kültürü ve gelenekleri ile yaşamını devam ettirsin. Bin yıl boyunca olduğu gibi bu gün de herkesin birbirine saygı duyduğu özgürlük ortamı inşa edildilsin. İnançlara, değerlere, dillere ve duygulara kimse karışmasın. Yasaklar, kısıtlamalar olmasın. Bundan hiç kimse korkmasın, bundan kimse tedirgin olmasın. Bu kardeşliğin güçlenmesidir. Birliğin ve beraberliğin pekişmesidir. Bu istikbalimizi aydınlatacak, Türkiye’yi kalkındıracak, demokrasimizi birinci sınıfa yükseltecek yegane yöntemdir.

HAYATİ ADIMLAR ATTIK

Türkiye son 10 yılda ileri demokrasiye ulaşmak için gerçekten hayati adımlar attı. Biz ileri demokrasi dediğimiz zaman bazı çevreler nerende çıktı bu ileri demokrasi diyerek bizi tezyif etmeye kalktılar. Biz kendilerine istemeseniz de ileri demokrasi dedik. Ve orada biz ayaklarımızı sabit tuttuk. Daha fazlasını işte bu meseleyi çözerek, bu meseleyi artık Türkiye’nin gündeminden çıkararak gerçekleşebiliriz. Böyle bir ülkede sadece imtiyazlılar, fitneciler, Türkiye düşmanları kaybeder. Ama böyle bir Türkiye’de kazanır hep birlikte millet kazanır.

ACILARDAN DERS ÇIKARACAĞIZ

Acılardan ders çıkaracağız. Korkulara, tehditlere karşı uyanık olacağız. Ama geleceği acılar ve korkular üzerine sanal tehditler üzerine değil, karşılıklı güven üzerine inşa edeceğiz. Çözüm süreci adını verdiğimiz bu süreç çok büyük bir hassasiyetle büyük bir dikkatle yaraları tamir etme, karşılıklı güveni tesis etme, kardeşlik ruhunu yüceltme sürecidir.

SİLAHI DEVREDEN ÇIKARMA SÜRECİ

Çözüm süreci silahı aradan çıkarma, sözü, düşünceyi,  siyaseti devreye alma sürecidir. Çözüm süreci tavizlerin verildiği, pazarlıkların yapıldığı, teröre karşı geri adımların atıldığı bir süreç değil miadını doldurmuş, kan, gözyaşı akıtmış terörün sonlandırılma sürecidir.
Türkiye son 10 yılda ileri demokrasiye ulaşmak, için hayati adımlar attı. Dışlananların olduğu değil, herkesin birinci sınıf olduğu bir Türkiye inşa etme hayreti içindeyiz yasaklar olmasın. Çözüm süreci adını verdiğimiz bu süreç karşılıklı güveni tesis etme sürecidir. Silahı aradan çıkarma sözü düşünceyi siyaset devreye alındığı süreçtir. Çözüm süreci teröre karşı geri adımların atıldığı değil terörün sonlandırılması sürecidir.Kardeşliğimizin önündeki son engel terördür.

SİZİ HAYRANLIKLA TAKİP EDİYORUZ

Bu heyet birbirinden değerli arkadaşlarımızdan oluşuyor. Bazılarını gençliğimizden itibaren hayranlıkla takip ediyor, bazılarınızı genç olmanıza rağmen beğeniyle takip ediyoruz Sizin kitaplarınızı, filmlerinizi, şiirlerinizi, eserlerinizi, etkinizi sizlerden çok daha fazla hissediyoruz çok daha fazla biliyoruz. Çünkü siz belki filmlerinizde belki bizi oynadınız, şarkılarınızda şiirlerinizde bizi anlattınız. İş adamları kadınları bizim için üretti. Köşe yazarlarımız bizi eleştirdiği kadar bizi anlattı. Şimdi sizlerden notalara döktüğünüz sayfalara aktardığınız filme çektiğiniz o sorunların çözümü için destek bekliyoruz. Bütün annelerin melek olduğunu bize öğreten Hülya Koçyiğit’ten. Unutulmaz Tatar Ramazan rolünde oynayan Kadir İnanır’dan 76 milyonun kardeşliğine destek olmasını bekliyoruz.
Orhan Gencebay’dan dertleri çileleri ortadan kaldıracak işler bekliyoruz. Sevgili Yılmaz Erdoğan’da daha fazla mutlu olacağımız katkılar bekliyoruz. Değerli sanatçımız Lale Mansur’dan barışın kaybedeni olmayanı anlatmasını bekliyoruz. Aziz milletimizin önünde size bir kez daha teşekkür ediyorum.

TOPLANTI YAKLAŞIK 4,5 SAAT SÜRDÜ

Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde gerçekleştirilen “Çözüm Süreci Akil İnsanlar Heyeti İstişare Toplantısı” saat 22.30 sıralarında sona erdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının ardından heyet üyelerine yemek ikramında bulunuldu.

Saat 18.10'da başlayan toplantı, 22.30'a kadar sürdü. Toplantının sonunda heyet üyelerine Türk müziklerinden oluşan CD paketi, kadınlara fular, erkeklere kravat hediye edildi.

Toplantıya, Star gazetesi yazarı Fadime Özkan dışında tüm istişare heyeti üyelerinin katıldığı öğrenildi. Özkan'ın, yurt dışında olduğu ve mazeret bildirdiği belirtildi.
Toplantıdan ilk olarak, TV çekimleri için izin istediği belirtilen Orhan Gencebay ayrıldı.

-Güngören'deki terör saldırısı mağdurları da Ofis'e geldi-

Güngören'de 2008'deki bombalı terör saldırısında hayatını kaybeden Furkan Şentürk ve Murat Ağca'nın anneleri de Başbakanlık Çalışma Ofisi'nin önüne gelerek, gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Murat Ağca'nın annesi Perihan Ağca, terör mağdurları için çıkan yasanın kendilerini tatmin etmediğini kaydederek, “Tek oğlumu kaybettim. Oğlum öldüğünde kırmızı bayrağa sardılar, şehit dediler. Yeni çıkan yasanın bize bir getirisi olmadı. Ancak süreci destekliyorum. Çünkü başka çocuklar ölmesin, kimse evladını şehit vermesin. Evlat kaybetmek çok büyük acı. Harp olmadığı müddetçe kimse evladını şehit vermesin” ifadelerini kullandı.


 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle