GeriGündem Siyasal İslam bitti, yaşasın Yeni İslamcılık
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Siyasal İslam bitti, yaşasın Yeni İslamcılık

AK Parti iktidarıyla birlikte İslamcı kesimde yeni bir tartışma başladı. İslamcı entelektüeller, 'Yeni İslamcılık' olarak adlandırdıkları bu yeni dönemi ve uygulamalarını sorguluyor. Tartışma İslami kesimin önde gelen yazar, akademisyen ve entelektüellerinin yazdığı Bilgi ve Düşünce dergisinin sayfalarında başladı ve hızla yayıldı.

AKP'nin seçim öncesi öne sürdüğü ‘‘dinin devlet talebi yok‘‘, Türban öncelikli sorunumuz değil‘‘ söylemiyle başlayan ve hükümet olarak uyguladığı politikalarla süren süreç kimi yazarlar tarafından ‘‘üçüncü yol’’ olarak görülürken, kimi yazarlarca da bir kaçış ve yenilgi ideolojisi olarak değerlendiriliyor.

AKP'nin dine dayalı siyaset yapmayı düşünmediğini açıklaması, İslamiyet'in kamusal hayata ilişkin talep ve iddialarını reddetmesi İslami entelektüeller arasında yeni bir tartışma başlattı. Yayın hayatına dört ay önce başlayan Bilgi ve Düşünce dergisi, AKP iktidarının geliştirdiği söylemle ortaya çıkan birçok soruya cevap arıyor. Aralarında Ali Bulaç, Kadir Canatan, İhsan Eliaçık, Dr. Yalçın Akdoğan, Ümit Aktaş, Hikmet Gök ve Bülent Aras gibi tanınmış yazar ve akademisyenlerin bulunduğu aydınlar 'Modernite karşısında İslamın tavrı ne olmalı?', 'İslam ve demokrasi bağdaşır mı?, 'İslam’ın devlet olma talebi ortadan kalktı mı?' sorularını tartışıyor, içe kapanma ve uçlara savrulma arasında gidip gelen siyasal İslam'ın macerasına projeksiyon tutuyorlar. Yazarların AKP'nin söylem ve pratiğinde cisimleşen Yeni İslamcılık'ı tanımlamaları da farklı. Yeni İslamcılığın bir uzlaşma doktrini olduğunu söyleyenlerin yanısıra Siyasal İslamı ortadan kaldırmaya yönelik bir çaba olarak görenler de var.

Kullandıkları isimler de birbirlerinden farklı. Kimi ‘‘Üçüncü‘‘ kimi ‘‘ara‘‘ bir model olarak isimlendiriyor kimi de ‘‘Üçüncü neslin siyaseti‘‘ ya da ‘‘üçüncü yol’’ olarak.

PRAGMATİK VE OLUMLU

Siyaset Bilimci Dr. Yalçın Akdoğan göre 'Yeni İslamcılık' hayata ortak olmak çabası içindeki İslami kesimlerin pragmatizminden ibaret. Tüm dünyada İslami oluşumların üslup, yöntem ve tarz açısından bir farklılaşma içinde olduğunu söyleyen Akdoğan, Yeni İslamcılık'ın teorik zemininin henüz oluşmadığını belirtiyor. ‘‘Bugün için yaşanılan durum tamamen pratikle ilişkilidir. Temelini İslamcı kesimde görülen ve yaşama ortak olma kaygısıyla şekillenen pragmatizm oluşturmaktadır. Devlet mi toplumu Müslümanlaştırmalı, Müslüman toplum mu devleti dinileştirmeli, yoksa her ikisi de mi birbirini ideolojik bir dönüşüme tabi tutmamalı seçenekleri tartışılmaktadır.’’

Akdoğan'a göre, Yeni İslamcılık millet iradesi, toplumsal talepler ve hassasiyetleri hareketin temeli sayıyor. Buna göre dinin koruyucusu ve yaşatıcısı devlet değil, ümmettir. Bugüne kadarki geleneksel algılamanın tersine devlet dinin mütemmim cüzü değil, toplumsal yaşamın ve kimi uygulamaların gerektirdiği bir araçtır.

Akdoğan'a göre Yeni İslamcılık, farklılıklara açık olma, çoğulcu bir anlayışı geliştirme, toplumsal durumu ve tarihi olanı önemseme açısından olumlu bir dönüşümü temsil ediyor.

28 ŞUBAT DEĞİŞİME ZORLADI

Peki Yeni İslamcılık salt bir pragmatizmden mi ibaret? Akdoğan'ın yanıtı hayır. Bu gelişim biraz da kaçınılmaz. Akdoğan'a göre 28 Şubat süreci İslamcılığı değişime zorladı.

İslamcılık Batılılaşmaya karşı bir tepki ve alternatif olarak ortaya çıkarken, Yeni İslamcılık AB sürecinin katkısıyla sistem içinde tutunabilme mücadelesi veriyor. ‘‘Sorun marjinalize olmak, militanlaşmak ve içe kapanmakla; tüm iddialarını yitirerek dünya sistemi içinde asimile olmak ve hatta başkalaşarak verili yapıya hizmet eder hale gelmek arasında sıkıştı. İslamcılığın geleceği, iki uçtan da kaçınarak orta yolu bulabilmekten geçiyor. Yeni İslamcılığın hayata verdiği cevaplar 20. yüzyılın ideolojik hareketi olan İslamcılıktan farklılaşmaktadır.‘‘

Akdoğan'a göre bu yüzden Yeni İslamcılık kendisini ideolojik bir direniş hareketi olarak çatışmacı ve kutuplaştırıcı değil, uzlaşmacı bir temele oturtmaya çalışıyor.

YENİ BİR POZİSYONDUR BU

Derginin yazarlarından Kadir Canatan ise, Yeni İslamcılığın, iktidar, devlet, küresel değerler karşısında alınan yeni pozisyon olduğunu söylüyor. Geleneksel siyasal İslamcılığın, yeni dönemde hem dünya algısını hem de stratejisini yeniden gözden geçirmek zorunda kaldığını savunan Canatan, AKP'yle ilgili şu tespiti yapıyor: ‘‘Bu süreç, Türkiye'yi ve dünyayı yeni bir okumaya tabi tutan yeni kadroları çıkarmıştır. AKP, Milli Görüş geleneğinin evrim geçirerek, gelişmiş ve yenilenmiş bir biçimidir. AKP, yeni dünya şartlarında eski söylemleri sürdürmenin anlamlı olmadığını anlayan bir grubun ortaya çıkmasıdır. Sadece Türk halkının desteğini arkasına alarak iş başına gelmiş yeni bir kadro değil, aynı zamanda yeni bir siyasi kültür yaratmaya da aday bir siyasi oluşumdur.‘‘

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, her fırsatta partisinin İslamcı bir parti olmadığını, referanslarını İslamdan almadığını söylüyor. Ama Erdoğan'ın bu sözlerine itibar etmeyenler de var. İslamcı nitelemesini kabullenmeyen AK Partilillerin Müslüman demokratız iddiaları, İslamcı entelektüeller tarafından Yeni İslamcılığın yumuşak karnı olarak görülüyor. Çünkü İslamcı siyaset geleneğinden gelen AKP, İslamcılık kimliğini reddetse de, partiyi kuşatan ve iktidara taşıyan seçmenin İslami talepleri yerinde duruyor.

İslami kesimin önde gelen teorisyenlerinden Ali Bulaç'a göre, AKP'lilerin kendilerini, muhafazakar demokrat, ya da merkez sağ olarak nitelemeleri önemli. Ancak, iç ve dış çevrelerin AKP'yi nasıl algıladıkları daha da önemli. Çünkü AKP'nin bu duruşu AK Parti'nin Milli Görüş çizgisinin içinde geliştiği ve İslami köklere sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor. AK Parti'nin, henüz kurulurken uzlaşmacı bir doktrine sarıldığına dikkat çeken Bulaç, seçmenin partinin İslamcı değiliz ısrarını bir redd-i miras olarak değil, bir tür savunma mekanizması olarak algıladığını söylüyor.

AKP'ye oy veren yoksullar, Anadolu sermayesi ve kent esnafı üçlüsünün Demokratik İslam çerçevesinde bir mutabakata vardıklarını belirten Bulaç, bunun 1856'dan bu yana süren İslamcılığın yeni versiyonu, üçüncü nesil İslamcılığın beşeri-maddi zemini olduğunu anlatıyor. Kendi içinde ciddi bir dönüşüm geçiren Siyasal İslamcılığın, artan kentleşme ve demokratikleşme talepleriyle birlikte, yeni bir kentli sınıfı siyasi şemsiyesi altında toplayabildiğini vurgulayan Bulaç, İslamcılığın yeni macerası, kalıcı bir modele mi dönüşecek, yoksa nihai modele ara bir hazırlık mı olacağını yaşayarak göreceğiz diyor.

Türkiye'nin önde gelen fıkıh otoritelerinden Yeni Şafak yazarı Prof. Dr. Hayreddin Karaman'ın Yeni İslamcılığa ilişkin gözlemleri diğerlerinden daha farklı ve eleştirel. Prof. Karaman'a göre toplumda devlet talebi olan siyasi-ideolojik yapılanmalar varsa din de zorunluluk nedeniyle devlet talebinden vazgeçemez. ‘‘Cumhuriyet paradigmasında dinin yeri tamamen bireyseldir. Bireyin, iman, ibadet ve ahlakının ötesine geçemez. Cumhuriyeti projelendirenler zannetmişlerdir ki, 'Yüzde 99'u Müslüman olan bir toplulukta Müslümanlar yalnızca inanç, ibadet ve ahlak itibariyla Kur'an'a tabi olabilirler. Onun dışında Kur'an'la ilişkilerini kesebilirler ve Kur'an'la ilişkisini kesmiş olan yöneticileri gönülden benimseyerek itaat ederler! Halbuki bu mümkün değildir.‘‘

BU TARTIŞMA GENİŞLEMELİ

Bilgi ve Düşünce dergisinin başlattığı Yeni İslamcılık tartışması şimdilik sadece İslami entelektüeller arasında sürüyor. Ancak Ali Bulaç gibi kimi yazarlar bundan rahatsız. ‘‘Bu bir dönüşüm tartışması. Tartışmanın konuları belli ancak taraftarları belli değil. Başka aktörlerin de bu tartışmaya katılması lazım. Laik, liberal hatta Kemalist aydınların da bu tartışmaya katkıda bulunması gerekiyor. Siyaset, demokrasi ve İslam parametreleriyle yüzleşmek gerekiyor. Bu yüzleşme sadece İslami kesimin ya da AK Parti camiasının sorunu değil. Türkiye'nin gelişimine zihinsel katkı yapma çabasındaki herkesin sorunu.’’

Bulaç'ın bu temennileri gerçekleşir mi bilinmez ama, Yeni İslamcılık tartışmasının siyasal İslamın taleplerini ne kadar etkileyeceği, AKP'nin yeni bir model oluşturmayı başarıp başaramayacağı sorularının zihinleri uzunca bir süre meşgul edeceği kesin gibi.

ABDURRAHMAN ARSLAN(Araştırmacı-yazar)

Budist ve Taocu felsefeciler bu tartışmayı 20 yıldan fazladır yapıyor

Masum bir çaba değil bu. Tartışılan şey İslam. Ama İslam’ın değişmez hakikatları vardır. Müslümanlar, ABD'nin neo liberalist değerlerine inanmak zorunda değiller. Yeni bir medeniyet tasavvurundan, yeni bir medeniyet inşasından bahsediyorlar. Müslümanlar, bu medeniyet tasavvurunu kendilerine ait olmayan kavramlarla mı yapacaklar? İslam, neo liberalizm kalıbına sokulmak isteniyor. İslam, meşruiyetini toplumun talepleri üzerinden almaz. Farklı olana açılma Batılı paradigmanın sorunudur. Bir buçuk asırlık İslam tarihinin farklılık diye bir sorunu olmamıştır.

Yeni İslamcılık tartışmasının Siyasal İslam eksenindeki tartışmalara da bir katkı sağlayacağını düşünmüyorum. AK Parti tecrübesi umulan neticeyi vermeyecek. Küresel güçler bir dönüşüm istiyor. Neo liberalizmin her şeyi göreceleştiren sürecinden Türkiye'deki siyaset de etkilenecek. Eğer, AK Parti iktidarından olumlu bir sonuç alınacaksa bu sonuç Müslümanlardan çok dönüşüm isteyenlerin işine yarayacak.

Küresellikle gelen bir tartışma bu. Maalesef, bu tartışmayı başlatanlar yeni bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Budist ve Taocu felsefeciler bu tartışmayı yirmi yıldan fazladır yapıyorlar. Neo liberalizmin her şeyi savurduğu bir dünyada farklı dinlere mensup insanlar köklerine inerek, gelenekleriyle yüzleşerek ciddi tartışmalar yapıyorlar. Budist ve Taocu felsefeciler bizimkiler gibi sığ bir alanda yapmıyorlar bu tartışmayı. Bizimkiler, üçüncü dünya ülkesi kompleksiyle hareket ediyorlar.

YUSUF KAPLAN (Yeni Şafak yazarı)

İslamı Protestanlaştırma çabası

Yeni-İslámcılık söylemi, tıpkı Batıcılık söylemi gibi pergelini şaşırmış ve bizi bir kez daha yeni zihinsel travmalar yaşamaya mahkum edecek absürd bir söylemdir. İthal bir söylemdir ve İslám'ın toplumsal, ekonomik ve siyásî taleplerini en asgárî düzeye indirgemeyi; Amerikalıların İslám dünyası üzerindeki kontrolünü ve yeni-sömürü biçimlerini kolaylaştırmayı, meşrulaştırmayı amaçlamaktadır.

Bu söylem, Amerikalıların şu an İslám dünyasında uygulamaya koydukları İslám'ı protestanlaştırma projesinin bir başka adı veya versiyonudur. Bu proje, İslám'ın kamusal hayattan uzaklaştırılıp, İslám'ı Tanrı ile insan arasında olup biten bireysel bir inanç meselesine indirgemeyi amaçlıyor. Yeni-İslámcılık söylemi, bu projeyi hayata geçirmek için geliştirilmiş konjonktürel ve dolayısıyla yenilgi psikolojisi üzerine icat edilen bir söylemdir. Önceden bir garpzedeler sınıfı vardı. Şimdi de şarkzedeler sınıfı türemeye başladı. Garpzedelerin ve şarkzedelerin zihin yapısını belirleyen şey, yenilgi psikolojisi ve özgüven kaybıdır.

Amerikalıların AKP'ye bu gözle baktıkları anlaşılıyor: AKP'nin, İslámî söylemlerin Amerika'nın hegemonyasına ve yeni-sömürü biçimlerine göz yumacağı bekleniyor. Ama pratiğin hiç de böyle tezahür etmediği, AKP hükümetinin Amerika'nın Irak savaşını önlemek için yoğun çaba göstermesinden anlaşılıyor.

TAHA AKYOL (Milliyet Gazetesi yazarı)

Bu tartışmalar değişim çabasının bir tezahürüdür ve çok olumludur

Bu tartışmaları Türkiye'nin toplumsal yapısında ve din alanında yaşanan bir değişim olarak görüyorum. Osmanlıdan bu yana halkın üzerinde bir bürokrasi hakimiyeti egemendi. Türkiye, 1950'den sonra şehirleşmeye başladı. Eğitim düzeyi arttı. Yeni bir burjuvazi oluşmaya başladı. Orta sınıf Anadolu burjuvazisi, egemen bürokrasinin taleplerini reddetmeye başladı. Sesini yükseltip, itiraz edebilme başarısını gösterdi.

Türkiye'deki bütün kesimler gibi İslami kesim de orta sınıflaşma, bireyleşme ve rasyonelleşme noktasına geldi. Bu kavramlar Türkiye'deki tüm kesimlerde yaşanan değişimi ifade eder. İslami kesimde de bu değişim yaşanıyor. Bu tartışmaları, değişim çabasının bir tezahürü olarak değerlendiriyorum ve çok olumlu buluyorum.

Orta sınıf kentlere gelirken yanında hem türbanı hem de cemevlerini taşıdı. İrtica kaygısı, bürokrat egemenlerin bir korkusuydu. Türbanın yasaklanması bu korkunun doğurduğu bir sonuçtur. Bana göre yanlıştır. Türban, İslami modernleşmenin en önemli simgesidir.

Yeni İslamcılık tartışmalarına tereddütlü yaklaşmak doğru değil. İslamcı kesimde rasyonel görüşler ağırlık kazanmaya başladı. Bu çabayı 'bir ara yol' ya da takiyye olarak yorumlamak yanlış olur.

CÜNEYT ÜLSEVER (Hürriyet Gazetesi yazarı)

Benim umut bağladığım bir harekettir, bu kapitalizmin başarıyla uygulanmasıdır

Türkiye'de muhafazakarlık gericilik değil, egemen sınıfa ve ceberrut elite karşı bir muhalefet hareketidir. AK Parti iktidarı, bu hareketin iktidarıdır. Muhafazakar değerlerle Anadolu burjuvazinini birleştirme şansına en yakın parti şu an için AKP'dir. AK Parti, İslamın demokratik versiyonunu geliştirebilir. Çok benzer söylemlere YDH ve LDP sahip olduğu halde Anadolu'yla muhafazakarlık bazında kültürel ortaklığı kuramadıkları için bu söylemler havada kaldı. YDH ve LDP Türk insanına hazır ceket giydirmeye kalktı. Tutmadı. AKP hareketi, vücuda uygun özel terzilik yapmaya çalışıyor. Hazır ceket giydirmeye kalkmıyor. AKP'nin ortaya koymaya çalıştığı bu yeni yaklaşım, partiyi yakından gözlemleyen İslami çevrelerce yanlış algılanıyor. 'Üçüncü yol', ya da 'Yeni bir İslamcılık' falan değil bu. Bu kapitalizmin Türkiye'ye başarıyla uygulanma versiyonudur. Benim umut bağladığım bir harekettir. Ancak AKP'yi bu noktada başarılı bulmuyorum. Tayyip Erdoğan'ın kuracağı hükümetin bunu başaracağını umuyorum.
Yorumları Göster
Yorumları Gizle