Sinemada uyarlamalar dönemi

Güncelleme Tarihi:

Sinemada uyarlamalar dönemi
Oluşturulma Tarihi: Aralık 29, 2012 00:00

Her ne kadar bir dönem Hollywood, edebiyat uyarlamalarını mahvetmiş olsa da günümüzde durum daha farklı. Daha kaliteli uyarlamalar seyircinin ilgisini çekiyor. Bu hafta vizyona giren Anna Karenina ve Pi’nin Yaşamı da bunlardan biri...

Haberin Devamı

Dün vizyona giren Tolstoy’un 12. kez filme uyarlanan ünlü romanı Anna Karenina ve yine vizyona giren, dünya çapında 7 milyondan fazla satan 2002 Man Booker ödüllü Kanadalı yazar Yann Martel’in romanından uyarlanan Pi’nin Yaşamı/ Life of Pi son yıllarda senaryo sıkıntısı çeken Hollywood da düşünüldüğünde edebiyat/sinema ilişkisi üzerine dikkat çekiyor. Neredeyse sinemanın başlangıcından beri film yapımcılarını yeni proje üretmekle ilgili harekete geçiren edebiyat, günümüzün hızla aynılaşan modern dünyasında iyi senaryo/hikâye bulma sıkıntısına da bir çözüm olarak sadece geçmiş edebiyat ustalarına ait klasiklerle değil, çağdaş başarılı yazarlar ile de sinemanın beslendiği sanatlar içinde önemli bir kaynak işlevi görmeye devam ediyor.
Bazen bu daha risksiz bir başarı garantisi gibi gözükse de örneğin, özellikle defalarca çekilen başarılı klasik uyarlamaları arasında yönetmenin kendi imzasını koyarak diğerlerinden benzersiz, başarılı, yeni bir sinematik yorum getirmesi, aynı zamanda kendinden öncekilere meydan okuma ve zorlu bir test anlamına da geliyor. İşte yönetmen Joe Wright, Anna Karenina’nın bu uyarlamasında tiyatro ve sinema tekniklerini birleştirip yaptığı başarılı deneysel anlatımıyla kendisini yönetmen olarak, önceki uyarlamalar içinde farklı bir yere konumluyor. Yönetmenin bundan önce de ödül alan başarılı edebiyat uyarlamaları Oscar’a aday olan Aşk ve Gurur ve Oscar almayı başaran Kefaret de onun hem romanın özüne sadık kalıp hem de geleneksel uyarlamaların yavanlığına düşmeden yakaladığı benzersiz anlatımı dışında edebiyatla yakın temas içinde bir yönetmen olduğunun da kanıtları.
Aynı şekilde Pi’nin Yaşamı’nın yönetmeni Ang Lee de başarılı edebiyat uyarlamaları olan sinematik seçimlerinde korkusuz. Annie Proulx’ın kısa hikâyesinden sinemaya uyarlanan Brokeback Mountain ile Oscar da kazanan yönetmenin diğer Oscar kazanan uyarlamaları, Jane Austen’in ‘Sense and Sensebility’ ve Du Lu Wang’ın kitabından uyarlanan filmi Crouching Tiger, Hidden Dragon.
Basıldığından beri çok satanlar listesinden inmeyen Pi’nin Yaşamı’nın başarısı Fox 2000 Pictures’ın film projesine dönüştürmesinin nedeni, görüldüğü üzere Ang Lee’nin yönetmen olarak seçilmesi de tesadüf değil. Film şimdiden Altın Küre ödüllerine üç dalda aday olduğu gibi, Anna Karenina gibi yılın en iyi filmlerinden biri olduğu da konuşulanlardan.
Filmde ilginç olan nokta, kitabın birçok okuruna filme çekilmesinin zor olduğunu düşündüren öğeleri, bugünkü sinema teknolojisi, 3D, CGI bilgisayar kaynaklı özel efektlerle Ang Lee tarafından ruhsuz ana akım sinemanın kodlamalarından uzakta zekice tasarlanmış görsel bir ziyafete dönüştürülebilmesi.
Hatta filmin büyülü anlatımı ve üç boyutlu görselinin Avatar’ın çok önüne geçtiği, yine konuşulanlar arasında. Bu da sinemanın edebiyattan beslenirken edebiyata yaptığı katkıların örneklerinden biri olarak düşünülebillir.
Çünkü bu konudaki diğer bir gerçek de ne kadar hepinizin aklına Hollywood tarafından mahvedilen başarısız bir sürü edebiyat uyarlaması gelse de, özellikle edebiyat klasiklerinin ruhunu yaralamadan modifiye edilerek yapılan modern yorumlar, çağdaş başarılı uyarlamalar kadar olmasa da bugünkü jenerasyonun ilgisini üzerine yeniden çekmeyi başarıyor. Bu durumda üstelik kitabın satışlarında yeniden başlayan hızlı artış da yine bilinen bir gerçek.
Romeo&Juliet, Shakespeare in Love, Great Expectations örneklerden.

Haberin Devamı

REKOR SHAKESPEARE’DE

Haberin Devamı

Eserleri sinemaya en çok uyarlanan yazarlara baktığımızdaysa klasikler başı çekiyor. Bu yazarların bazılarına ait uyarlamaların sayısını verdiğimizde ise burada şu an bir özet bile yapmanın neden imkânsız olduğunu anlayacaksınız.
William Shakespeare’in 800’ün üzerinde uyarlamasıyla ilk sırada yer aldığı çok uzun listede onu Cehov 320, Charles Dickens 300, Alexander Dumas 243, Edgar Allan Poe 240, Robert Louis Stevenson 225, Arthur Conan Doyle 220, H.C. Andersen 217, Edgar Wallace 214, The Brothers Grimm 212, Moliere 208, O. Henry 201, Oscar Wilde 181, Dostoyevsky 177,  Tolstoy 154, Victor Hugo 150, Jules Verne 143, Stephen King 127, Georges Simenon 127, Agatha Cristie 126, L. Frank Baum 124, Mark Twain 121, Noel Coward 101 ve Cervantes 101 uyarlamayla takip ediyor.
Godard gibi büyük sinema yapımcılarının bazıları klasikleri yeniden yaratmayı reddetse de, bazı auter yönetmenler sadece esinlenmeyle de kendini sınırlayabiliyor. Bizim sinemamızda örneğin Nuri Bilge Ceylan Çehov’dan, Zeki Demirkubuz’un ise Dostoyevski’den bu anlamda yararlandığını biliyoruz. Bu arada her ne kadar edebiyatı kullanmayı reddeden yönetmenler olsa da bazen küçük bazı edebiyat öğelerinin veya bir karaktere ait özelliklerin, onu yeni bir sinemasal form haline dönüştürmede bir yönetmene veya senariste ilham vermiş olabileceğini sanırım hiç kimse inkâr edemez.
Önümüzdeki aylarda King’Speech’in yönetmeni Tom Hooper’ın vizyona girecek yeni filmi Sefiller (Les Miserables-2013) ve F. Scott Fitzgerald’ın ünlü romanından yeniden uyarlanan Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby-2013) sinema edebiyat arasındaki bu kan bağının azalmak yerine artacağının da bir işareti gibi görünüyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!