Gündem Haberleri

    Selin Sayek Böke: Koltuk sevdalısı değiliz

    İpek Özbey - 360 Derece - Fotoğraf: Mert Gökhan Koç
    12.03.2018 - 01:21 | Son Güncelleme:

    CHP’li 48 milletvekili, hafta sonu yapılan Tüzük Kurultayı öncesinde alternatif bir tüzük ortaya koydu. Bu 48 milletvekilinden biri olan CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ile kurultayın hemen sonrasında buluştuk. Hem Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘sert konuşması’nı hem de CHP’nin geleceği ve tüzük üzerindeki tartışmaları konuştuk.

    Selin Sayek Böke: Koltuk sevdalısı değilizPartinin anayasası sayılan tüzük 2012’den sonra bir kez daha yenilendi. Hangi saikle, niçin gerek duyuldu?

    Esasında partinin tabanından, örgütten bu tüzüğün demokratikleşmesine dönük talep çok uzun süredir dillendiriliyordu. Bir de tabii 2019’a giderken, siyasetin değişmiş olan parametreleri ışığında tüzüğün yeniden tartışmaya açılması düşünülebilir bir adımdı. Eğer ihtiyaç duyulan bir değişim varsa, yeni siyasi koşullar ışığında bunu partinin anayasasına yansıtmak açısından bir tüzük tartışması açılabilir durumdaydı. 

    CHP’nin içinde bir kavga var mı? Mesela siz muhaliflerden misiniz?

    CHP’nin içinde muhaliflik yok. CHP’nin bir iktidar iddiasını daha güçlü ortaya koymasını isteyen CHP’liler var. Buna muhaliflik demek çok yanlış olur. CHP’nin içinde farklı demokratik seslerin varlığıdır Türkiye’de CHP’yi kıymetli kılan ve esasında 2019’a dair umudun tek kapısı yapan. Bu farklı seslerin varlığından rahatsızlığı yaratıyor olan AKP’nin dayattığı siyasete ve AKP’nin dayattığı siyaset sonucunda bu olağanüstülüğü görmeyen anlayışa itirazımız var. Tek hedefimiz CHP’nin değerlerinin temsil edildiği bir Türkiye, dolayısıyla CHP’nin iktidarı. Buna dönük demokratik taleplerimizi söylüyor olmamız parti içi kavga değil, Türkiye’de demokrasi kavgasıdır. 

    Hem demokratik bir anlayışla tüzük değişikliğine gitme kararı alınıyor hem kamuoyu önünde tartışılmasından kaçınılıyor. Çelişki yok mu?

    Bir çelişki yok. Çünkü kamuoyuna yansıması gereken içerik nihayetinde kamuoyuyla paylaşılır zaten. Sürecin kendisinin daha demokratik işletilebileceği adımlar var mıydı, vardı bana sorarsanız. Tüzüğün yazımı aşamasında daha katılımcı, demokratik bir süreç işletilerek tabanın tüzüğün yazımına ortaklaştırılması mümkün kılınabilirdi. Ama bunun böyle yapılmamış olması, kapalı bir toplantıda bu tüzüğün tartışılması da bir çelişki değil. Bu nihayetinde parti içi bir dosya. Ama bu parti içi dosyayı Türkiye için önemli kılan unsurlar var. Türkiye demokratikleşecekse, bu demokratikleşmeyi yaşatacak umut kapısı biz isek, o zaman bizim de demokratik değerleri yansıtan bir tüzüğü ortaya koymamız Türkiye meselesidir. O yüzden ‘Demokratik tüzük, demokratik CHP, demokratik Türkiye’ çağrımızı çok önemsiyoruz. 

    Tüzük kurultayı önce 47 milletvekiliyle ‘Gelecek İçin Biz’ hareketi olarak bir açıklama yaptınız. Kabul gören maddeler tatmin etti mi sizi?

    Kabul gören maddelerden memnunuz ama bu daha çok önergemizin kabul gördüğü bir tüzüğün, daha da demokratik bir tüzük olacağı gerçeğini örtmez. 

    Yumuşak bir tona sahip olduğunu bildiğimiz Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, hiç umulmadık sertlikte bir açıklama yaptı ve “Bireysel çıkarlar peşinde koşanların partide yeri yok” dedi. Kimi kast etti, üstünüze alındınız mı?

    Hayır üstümüze alınmadık. Çünkü bizler bireysel çıkarlar peşinde koşan veya koltuk sevdalısı bir siyaset yapmadığımızı her fırsatta göstermiş insanlarız. Gerektiğinde koltukları elimizin tersiyle itebilmiş insanlarız. Ama gönül isterdi ki Sayın Genel Başkan bunu daha açık söyleseydi de bu bir soru olarak gündemin içinde kalmasaydı. 

    Sayın Kılıçdaroğlu “Partiniz sizden daha sert bir muhalefet mi istiyor” sorumu “Bir kısmı” diye yanıtlamıştı. Siz ne dersiniz; sert bir muhalefet yanlısı mısınız?

    Bir kere yapılması gereken siyaseti tarif ederken bir birey üzerinden tarif etmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. “Sayın Genel Başkanın yaptığı muhalefet” diye tarif etmeyi yanlış bulurum. Cumhuriyet Halk Partisi nasıl bir siyaset ortaya koymalı ki iktidara bu anlayışı taşıyabilsin derseniz, onun yanıtı çok açık: Bugünün koşullarının olağanüstü olduğunu tespit edebilen, olağanüstü muhalefet ortaya koyabilmek. Olağanüstülüğün tarifi sertlik değildir. 

    Örneğin?

    Mesela ‘hayır’ iradesinde bunca baskıya rağmen sokağa çıkabilmiş ve ‘hayır’ı kampanyaya dönüştürebilmiş milyonlara bu cesareti verecek bir siyaset yapmaktır. Bu sertlik gerektirmiyor. 

    Bu noktada eksik mi kalındı?

    Bunların her birinden sonra bir noktalı virgül konulduğunu düşünüyorum. ‘Hayır’ iradesinden sonra 16 Nisan gecesi ortaya çıkmış olan gayrimeşru sonucu kimse kabullenmemişken, CHP’nin de bu kabullenmemekte öncü olması gerektiğini düşünüyorum. Veya Adalet Yürüyüşü. Olağanüstü koşullarda olağanüstü bir muhalefetti. İnsanlar adım adım ortaklaştı. Ama tekrar bir noktalı virgül kondu, dendi ki “Tamam, yürüdük”. Oysa “Tamam, yürüdük” diyemeyeceğimiz kadar sürekli kılınması gereken bir olağanüstü muhalefete ihtiyacımız var. Bizim istediğimiz, gerektiği zaman sert bir dil, gerektiği zaman sert bir tavır ama her şeyden önce cesaretli, özgüvenli, kendiyle barışık bir siyaset. Siyaseti salt sertleşmek üzerine kuran bir muhalefet ne iktidar getirir ne de Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu toplumsal barışı ve parlamenter demokrasiyi getirir. 

    CHP’nin yüzde 20-25 bandında kalması buna bağlanabilir mi?

    Çok daha fazla seçmene ulaşabileceğimiz gerçeğini toplumun hayır iradesinde ortaklaştığı değerlerde gördük. Bugün CHP’ye düşen en temel görev bence inandığımız evrensel sol değerlerde toplumun bir araya geldiği gerçeğini kabullenmek. Nedir bu değerler? Eşitliktir. Ben sokağa çıktığımda kimin omzuna elimi atsam bana şunu söylüyor: “Ben asgari ücretin altında eziliyorum. Asgari ücret 1604 Lira, açlık sınırı 1627 Lira. Bu toplumda ben nasıl yaşayacağım? Yüzde 1 multi milyarder olmuşken ve o multi milyarderler paralarını vergi cennetlerine nasıl taşırım derdine düşmüşken ben bu eşitsizlikten rahatsızım” diyor. O zaman CHP’nin ortaya koyacağı siyaset, bu eşitlik talebinde insanları birleştirmekten geçer. Ve bugün sağ muhafazakâr seçmen denilen seçmen de daha sol diye değerlendirilen seçmen de aynı talebi ortaya koyuyor. Eğitimde eşitlik istiyor. Israrımız değerlerde bir araya gelen siyaset. 

    Genel Başkan’ın, “Bizim disiplinli bir örgüte ihtiyacımız var, tek ses çıkacak” sözlerini nasıl okudunuz?

    Bir tek ses oluşabilmesi için demokratik bir zeminde farklı fikirlerin o tek sese dönüşebileceği katılımcı süreçlerin işlemesi gerekir. O tek sese hiçbirimizin itirazı olamaz. Ortaklaşacağımız bir söylemde buluşmalıyız. Ortaklaşacağımız söylemin ortaya çıkışını, katılımcı demokratik süreçlerle işlettiğimiz taktirde zaten tek ses bir doğal sonuç olacaktır diye okudum. Dolayısıyla biz tek sesin hangi değerler üzerine inşa edilmesi gerektiği konusunda bir tereddüt duymuyoruz. 

    Selin Sayek Böke: Koltuk sevdalısı değiliz

    Selin Sayek Böke - İpek Özbey

    BARAJSIZ SİYASET İSTİYORUZ

    Şimdi maddeler üzerinden konuşalım. Kuruluş başlıklı birinci madde değişti. Kuvayi Milliye ruhu birinci maddeye eklendi…

    Bugün Türkiye bir karşı devrim yaşıyor. Bu karşı devrimin ortaya çıkarmış olduğu yıkım, yeniden Türkiye’nin kendisinin cumhuriyet değerleriyle bütünleşmiş bir devrimi ortaya koyması gerekiyor. “Gelecek İçin Biz” çağrısını yaparken iki önemli unsura dikkat çekmiştik. Evrensel sol değerlerde buluşalım ve yeniden Atatürk’ün Cumhuriyet devrimlerini ayağa kaldıracak, onu sahiplenen, bugünün koşullarında okuyan bir devrim gerçekleştireceğimizi de somutlaştıralım demiştik. Zaten bizim talebimiz yeniden Atatürk devrimlerini ayağa kaldırmak ve bir inşa süreci başlatmak.  

    İlk pürüz 4. Madde’de çıktı. Pasif üye, aktif üye ne demek? Genel merkezin değişiklik gerekçesi doğru muydu?

    Biz üyelerimiz arasında ayrıştırma yapamayız. Hele de CHP’nin cesaretle bütün riskleri yüklenmiş üyeleri arasında bir ayrım yapma hakkı yok. Bugün çocukları işe alınırken, CHP’ye üye olduğu için baskı gören üyelerimize “Ya sen benim için aktifsin, sen benim için pasifsin” deme lüksümüz yok. Biz nasıl ki Türkiye’de toplumsal ayrımcılığa karşıysak, kendi partimizin içinde üyelerimiz arasında, üstelik bunca riski üstlenmişken bir ayrımcılığa cepheden karşıyız. Delegemizin önergemize sahip çıkmasından da çok mutluyuz. 

    İki seçim kazanamayan genel başkanın görevi bırakmasını öngören değişikliğin reddedilmesini yorumlar mısınız?

    Bugün CHP’nin tartışması gereken, genel başkanlık nezdinde yapılması gerekenler değil, daha demokratik süreçlerin ortaya çıkmasıdır. Mesela genel başkanlık adaylığı için daha demokratik koşullar gereklidir. Başarı ya da başarısızlığın tarifini zaten seçmen yapıyor. Yani sizin bunu bir kurala bağlamanız gerekmez. Dönelim Avrupa’ya bakalım. Avrupa’da sosyal demokrat partilerde, başarısızlık diye adlandırılacak sonuçlar ortaya çıktığında zaten liderler koltukları bırakabiliyor. Tüzüklerde bunun bir maddesi olması gerekmiyor. Bizim yerleştirmemiz gereken; bir siyasi kültür ve o kültürün siyasi değerler üzerine kurulmuş olmasıysa tüzükte bağlayıcı unsurlar bunlar değildir. Demokratik süreçlerin işlemesi önceliklidir. 

    MYK’nın genel başkanca belirlenmesi onay gördü. Oysa çok antidemokratik bulunuyordu…

    Biz seçimlere ve sandıklara inanan insanlarız. Oy veren insanların sağduyusuna güveniriz. O zaman ortaya çıkacak MYK’nın da kendi içinden bir seçimle gelmesinin benzer bir demokratik süreci yansıtacağı inancımız var. O yüzden atamadan çok her zaman seçimi tercih ediyoruz. Ancak delege burada iradesini kullandı, böyle devam edeceğiz. 

    Gençlik kotası yüzde 10’dan yüzde 20’ye çıkarıldı. Bu siyasi iklimi nasıl değiştirir?

    Siyaset, tabandan büyüyen bir hareket olduğu zaman toplumsal başarı kazanır. Bugün topluma baktığımda yüzde 50 kadın ve müthiş bir gençlik görüyorum. O zaman CHP siyasetinin de yüzde 50 kadın ve genç bir siyaset olması gerekiyor. Bizim önergelerimiz arasında aslında çok daha ilerici bir unsur vardır. 

    Neydi o?

    Gençlerini yüzde 20 kotayla siyasete katan ama en önemlisi kadınları kadın kollarında siyasete hapseden değil siyasetin eşit ortağı yapan bir önerimiz vardı. Yüzde 50 kadın, yüzde 20 gençlik kotası olsun dedik. Ama bu kotalardaki gençleri, kadınları seçilemeyecek yerlere yazarsanız kotanın da bir anlamı kalmaz. Fermuar usulü olsun dedik. Henüz CHP’nin temsil ettiği ilerici cumhuriyet devrimlerini sahiplenmiş siyaseti yansıtan bir yere gelmedik ama geleceğimize hiç şüphem yok. Çünkü biz bundan vazgeçmeyeceğiz. 

    Kılıçdaroğlu’nun talebiyle genel başkan adaylığı için yüzde 10 imza şartı yüzde 5’e düştü.

    Evet önergelerimiz ışığında oldu. Bu madde şunun için önemli. Biz Türkiye’de barajsız siyaset istiyoruz. Her görüşün temsil edildiği bir siyaset talebimiz varsa, aynı şeyi partimizin içinde de istiyoruz. Genel başkan adayı olmak için imza toplamaya bile gerek olmamalı. Bana sorarsanız daha da ileri gidelim, üyeye sorulmalı kimin genel başkan olacağı. 

    Kurultayla ilgili bir ibareyi tekrar tüzüğe koydurdunuz ve sonra da bir teşekkür konuşması yaptınız. Neydi o ibare?

    Gelen taslak tüzükte CHP kurultaylarının en yüksek parti organı olduğu ve bu parti organının da seçimle genel başkanı ve parti meclisini seçeceği söyleniyordu. Oradan çıkartılmış çok kritik bir ifade vardı: “Kurultay, toplumun sorunlarını ve CHP’nin bu sorunlara karşı çözümü ortaya koyacağı, bunun tartışılacağı zemindir”. Halbuki siyaset seçimlere indirgenemez. Siyaset, hangi değerler üzerinden nasıl bir anlayış ortaya koyacağınızın tartışılmasıdır. Bu talebi kurultayda yapmayacaksak nerede yapacağız. 

    Madde üzerinde adeta kıyametin koptuğu konuşuluyor.. Deniyor ki: “Genel başkanlık önseçim için yüzde 20 kontenjan istiyordu, ama sıkı pazarlıkla yüzde 5’e indi.”

    Bizim bir önergemiz vardı. Kabul etmemiz gerekiyor CHP’de bugün başka partilerin çok ötesinde ön seçim var. Ama bu ön seçim alanının genişletilmesi talebinin önüne geçemez. Demokrasi statik bir şey değildir. Bugün yaptık, bitti diyemeyeceğimiz, daha ileri taşıyacağımız bir şeydir. Bizim önergemiz, yüzde 20 yüzde 5’e indirilsin. Daha çok ön seçim olsun. Çünkü bugün artık siyasi parametreler değişti. Yeni anayasal düzende 2019 itibariyle hükümet ve bakanlar kurulu meclisten seçilmeyecek. Başkan seçecek. Biz bunu değiştireceğiz ama bugünün koşulları bunu dayatıyor. O zaman tabanı içine alan bir siyaset çok daha önemli. Bu önerimiz delegeden müthiş destek gördü. Bu çok kıymetliydi. Ama en nihayetinde bir ortak iradeyi de ortaya koydu. Bugün artık dönüp bunu tartışmak doğru olmayacaktır. 

    Tüzük bitti, şimdi ne yapacaksınız?

    Ne yapmamız gerektiği çok açık. Toplumdan gelen tabansal siyaseti büyütmemiz gerekiyor. Daha çok sahada, daha çok toplumla bir arada ve öncülük etmeye çekinmeyecek cesur bir siyaset ortaya koymak gerekiyor. Meclis dışının meclis içinden daha güçlü bir ses olduğunu gördüğümüz, ‘hayır’ iradesi, adalet yürüyüşü, cinsel taciz yasası gibi örneklerden nefes alan, buna öncülük yapan bir siyasetin ortaya konması için mücadele edeceğiz. Evet tüzük bitti. Bizim alternatif tüzüğümüz orada durmaya devam ediyor. Gerçekleşene kadar bizler Türkiye için siyaset yapmaya devam edeceğiz. 

    KADIN MÜCADELESİ

    “Kadınlar kayıt dışı, güvencesiz çalışıyor. Bu düzen her birimize bakınca cinsiyetimizi, yaşımızı, inancımızı, içine doğduğumuz etnik kimliği görüyor. Ve bizi buradan ayrıştıran, eşitsiz kılan bir ekonomik düzen kuruyor. Kadınları eşit görmediğini de yasal düzenlemelerle ortaya koyuyor. Annelik izni daha uzundur dediğinde, işveren bize baktığında eşit olmadığımızı görüyor. Oysa biz yasal düzenlemelerle kadın ve erkeği eşit kılarsak o zaman büyük bir kazanım elde etmiş oluruz. Bugünkü saray rejimin en büyük düşman gördüğü biz kadınlarız. Bu değişsin istiyorsak, mücadelenin bir kadın mücadelesi olduğu aşikâr. Kadının siyasette eşit temsiliyetiyle bu kadın devriminin yapılacağı da aşikâr.” 

     

     

     

     

     

     

    Son Dakika Haberler
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı