GeriGündem Sarı Naciye İDOB'da
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sarı Naciye İDOB'da

Sarı Naciye İDOB'da
refid:6164484 ilişkili resim dosyası

Arşivlerde neredeyse unutulmaya yüz tutmuş olan Recep Bilginer'in 1972 yılında yazdığı ve Timur Selçuk'un 90'lı yılların başında bestelediği Sarı Naciye müzikali İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde (İDOBALE) 16 yıl aradan sonra ilk kez sahneleniyor.

Törenin kötü ve acımasız yanlarının, işsizliğin ve planlanmamış göçün ne büyük sorunlar yaratabileceğini anlatan eser, değindiği konuyla hâlâ güncelliğini korumaya devam ediyor, belki de toplumumuzdaki sorunların hâlâ değişmediğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Hem Anadolu'nun güzelliklerinin, hem de yeni teknolojinin sahneye taşındığı eser çağdaş yorumlarıyla Doğan Çelik tarafından yönetiliyor.

Sarı Naciye'nin 35 yıl öncesine dayanan hikayesi Recep Bilginer'in eseri tiyatro oyunu olarak yazmasıyla başladı. 1990 yılında gelen bir öneriyle eserin müzikal çalışmalarını ise Timur Selçuk sahiplendi. Ancak Selçuk'un deyimiyle "Kültür Bakanlığı siparişi"ne dönüşen müzikal birçok nedenle bugüne kadar hiç sahnelenemedi. Bu yıl ise Türkçe eserlere daha çok yer vermeye çalışan İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Sarı Naciye'nin izleyiciyle buluşması için kolları sıvadı ve geçen hafta yapılan ilk gösterimle 16 yıllık bekleyiş sona erdi.

35 YIL ÖNCE YAZILDI AMA HÂLÂ GÜNCELLİĞİNİ KORUYOR

Sarı Naciye Müzikali'ni 6 ve 20 Nisan'da Atatürk Kültür Merkezi Konser Salonu'nda izleyebilirsiniz.
Tel: 0212 251 10 23

Her ne kadar eski bir eser olsa da değindiği töre, orman yangını, göç, işsizlik ve kuşaklar arası iletişimsizlik konularıyla hâlâ güncelliğini koruyan Sarı Naciye müzikali perdelerini, Funda Emir'in koreografisiyle açıyor.

Adı tembele çıkmış kardeşi Osman ve bir gözü kör, orman sevdalısı babasıyla yaşayan Sarı Naciye'nin yaylada sürüp giden rutin hayatı köy gençleri ve kardeşinin ırgat olarak para kazanmak amacıyla Çukurova'ya gitmek istemeleriyle değişmeye başlıyor. Bir yandan da ırgat toplamaya gelen elçiyle arasındaki sevda Naciye'nin aklının karışması için fazlasıyla yeterli oluyor. Ancak babası Kör Hasan doğup büyüdüğü yaylaya, geçimini sağlamaya çalıştığı ormana ve özellikle de aile köklerine ve töreye çok düşkün bir karakter. Ve her ne kadar babası Naciye ve kardeşi Osman'ı engellemeye çalışsa da olaylar istemediği yönde ilerlemeye devam ediyor.

DİYALEKT İÇİN ÖZEL ÇALIŞILDI

25 yıllık bir esere tekrar hayat veren yönetmen Doğan Çelik, Sarı Naciye'nin hem eskiyi, hem de yeniyi çağrıştırması için çok uğraşmış. Öncelikle kıyafet ve dekor seçimine özen gösteren Çelik, sahnenin arka fonunda da Çukurova'nın bahar ve yazındaki eşsiz güzelliği fotoğraflarla yansıtmış. Eserin vermek istediği mesajı iletirken de Çelik babasından yola çıkarak kendini daha çok oyunun içinde hissettiğini söylüyor:

"Eseri hazırlamaya başlamadan önce metnini okuduğumda aklıma ilk gelen babam oldu. Çünkü eski insanlar sevgilerini çok uç noktaya gelmedikleri sürece göstermeyi pek sevmezler. Özellikle Anadolu'da bu duygu çok daha baskındır. Kendim de babamla çok seviyeli bir ilişki yaşadığım için eser bana çok da yabancı gelmedi diyebilirim."

Doğan Çelik'in eseri hazırlarken özellikle dikkat ettiği diğer bir konu da diyalekt olmuş. Televizyon kanallarındaki program ve dizilerde fazlasıyla kötü yorumlandığını düşündüğü diyalektiği sadece eserdeki iki yaşlı karakterde uygulayarak kuşak farkını ön plana çıkarmayı hedefliyor. Bu sahneler için ise iki oyuncu ve yönetmen özel olarak çalışmışlar.

SELÇUK: BİLGİNER TEMSİLİ İZLEYEMEM HER HALDE DİYORDU, HAKLI ÇIKTI

1990 yılında Ankara Devlet Opera ve Balesi, onlar için bestelediğim “Yunus Emre” balesini sahnelerken, Bozkurt Kuruç “Sarı Naciye”yi müzikal yapmamızı önerince çalışmalara başladım. Ancak daha sonra bu çalışma “Kültür Bakanlığı siparişine" dönüşmeye başladıkça çeşitli nedenlerle bugüne kadar hiç sahnelenemedi. Rahmetli Recep Bilginer “Ben temsili izleyemem herhalde” diyordu, haklı çıktı.

Buna en büyük sebebin "Batıya açılan pencere" cümlesini yanlış değerlendirmemiz olduğunu düşünüyorum. Bu bize batıperest bir yaklaşım olarak sunuldu. Oysaki Atatürk'ün söylediği gibi; Batı'nın geliştirdiği çokseslilikte milli duygularımızı ve değerlerimizi yani Türk Musikisi ve Halk Müziği'ni birleştirerek çağdaş düzeyde eserler üretmemiz gerekirdi. Bunlar hem halkın, hem de bütün dünyadaki müzikseverlerin daha rahat anlayabileceği eserler olmalıydı. Ancak ne yazık ki 1938 yılında saat 9'u altı geçe başlayan karşı devrim bunu erteledi. Konservatuvarlarımızdaki gençler ana sütüyle beslenmeden katkılı bebek mamalarıyla beslenmeye başladılar. Ancak insan sevgi, saygı ve dayanışmayı anneyle öğrenir. Müzik konusundaki analarımız da Türk müzisyenlerdir.

HER MÜDÜRÜN KAPISINI ÇALDIM

Sonuçta Sarı Naciye'yi sahneleyebilmek için yıllarca etkin bir sabırla bekledim ve her müdürün kapısını mutlaka birkaç kez çaldım. Sonunda geçen yıl Kerim Soysal ve yönetmen Doğan Çelik'in de katkısıyla eserin sahnelenme kararı alındı. Bu eser her ne kadar İDOBALE'de sergileniyor olsa da, bana göre opera ve müzikalden çok aslında bir halk operası. Yani ulusal müzik malzemelerinden yola çıkıp bunları evrensel bir biçimde işleyen bir çalışma. Çünkü operada ağırlık genelde aryalardadır. Ancak Sarı Naciye'de tiyatro da müzik kadar ön planda yer alıyor.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle