GeriGündem Şaka roman Atatürk’ü diriltti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şaka roman Atatürk’ü diriltti

Kurtuluş ve Cumhuriyet filmlerinin senaristi yazar Turgut Özakman, tartışma yaratacak yeni romanını yayımladı. Romanın ilk cildinde, Atatürk 18 arkadaşıyla birlikte 19 Mayıs 1999'da yeniden Samsun'a çıkıyor.

‘‘19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da’’ adlı kitapta ‘‘Atatürk günümüzde Türkiye'ye gelse’’ fikrinden hareketle yaşanabilecekler anlatılıyor. Roman 19 Mayıs kutlamalarında aniden beyaz bir motorun rıhtıma yanaşmasıyla başlıyor. Motordan Atatürk iniyor, Samsun Oteli'ne yerleşiyor ve politikacılardan 50 yılın hesabını soruyor.

Atatürk adına bazı sözlerin söylenmesi ne kadar doğru?

-Bu bir şaka-roman. Mizahın caiz göreceği kadar abartı esas. Ama ben buna rağmen, Atatürk'e yakışmayan tek kelime bile söyletmedim. Vaktiyle düşüncesini belirttiği durumlar hakkında, o görüşlerin uzantısı olan görüşlerini açıklıyor. Yani internet diliyle söyleyeyim, ‘update’ ediyor. Atatürk'ün nutkunu, anılarını, demeçlerini defalarca okudum. Ama yeni olaylar karşısındaki tavrı tabii ki şaka. Atatürk adına ama Atatürkçe söylenmiş sözler. Bunlardan ben sorumluyum.

Bir başkası çıkıp da Atatürk bunları söylemezdi derse...

-Yaa? Ne derdi acaba? Aferin, elinize, beyninize sağlık, bu ne güzel, ne mutlu, ne aydınlık Türkiye, hepinize teşekkür ederim mi derdi?

Bu kitabı yazmak fikri nereden çıktı?

-1968 ya da 69 yılıydı, Turizm Bakanlığı'nın bütçesi Bütçe Komisyonu'nda görüşülüyor. Görüşmeleri görevli olarak izliyordum. Turizm Bakanı, hangi kapılardan kaç turist girmiş saydı, Samsun'a gelince ‘‘Bir’’ dedi. Köşede genç bir gazeteci oturuyor, kahkahayla güldü. Herkes bu bir kişiyi Atatürk'müş gibi düşündüğünü anladı. Bu benim aklıma çatıldı. Sık sık denir ya Atatürk olsaydı ne yapardı? 75. yıl törenleri sırasında da Hikmet Şimşek dedi ki, ‘‘Atatürk düşmanlarına söylüyorum, hiç güvenmesinler, bir gün gelebilir.’’ Ben o gün yazmaya oturdum. Ama bunu hoş, yumuşak ya da şakacı bir açıdan anlatırsam ne olur diye düşündüm. Öyle yapmaya çalıştım.

Kitapta adı geçen liderlerden nasıl tepkiler bekliyorsunuz? Örneğin Demirel'den?

-Demirel'le ilgili bölüm daha ciddice. Ama mesela Çiller'le Erbakan'la olan bölümlerin ciddilikten uzak olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü eldeki malzeme buna elvermiyor.

Peki Atatürk en çok neyi eleştiriyor?

-Laiklik uygulamasını. Bir de halkın ıska geçilmesi, dikkate alınmamasını. Atatürk her şeyi birden eleştirse 10 ciltlik bir kitap olurdu.

Arada Menderes dönemi, 27 Mayıs dönemi var, Turgut Özal var...

-Atatürk değil de, Atatürk'ün arkadaşları dolaylı olarak dokunuyor Özal'a. Yaşamayanları bir eleştiri konusu olarak almaktan özenle kaçındım.

Atatürk'ün şefkatle yaklaştığı, bir lider ya da kişi var mı?

-Yok. Olabilir mi? Ben Atatürk zamanında yaşadım. Ayağımda bir lastik, üstümde bir gri önlük vardı, babam işçiydi, ama çok mağrurduk. Sor bakalım bugünkü çocuklara.

Siyasetçiler dışında Atatürk'ün ilgilendiği alanlar ne?

-Atatürk, Türkiye'nin kültürel ve sosyal kalkınması yerine yalnız maddi kalkınmaya öncelik verilmiş olmasının huzursuzluğu içinde. Türbanlı kızlarımıza çok şefkatli, anlamlı bir konuşması var. Sanırım türbanlı kızlar o bölümü okuduktan sonra düşünmeye duracaklar.

Atatürk'le gelenler arasında Ankara'nın Müftüsü ve ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi de var. O neler söylüyor?

-Herhalde Erbakan'la bunların bir konuşması olacak. Yani ayağını yanındaki bir adama yıkatan, bir dinci partinin lideriyle herhalde gerçek bir dindarın konuşması olmak gerekir.

Politikacıların her konuşmasında Atatürk'ün adı en az bir kez geçiyor.

-Geçiyor ama anlayanın sayısı acaba yüzde bir mi? Atatürk bir büst, resim heykel gibi kullanılıyor. Atatürk'ü heykele dönüştürdük. 40 tonluk bir taşın altına gömdük Atatürk'ü. Kalkmaz zannediyoruz, işte kalktı.

ONLAR TURİST DEĞİL MÜMİN VATANDAŞ

Atatürk, Salih Bozok'a eğildi, ‘‘Şu gönlü yüce millete bak Salih..’’ dedi, ‘‘Kendi yarı aç, yarı tok yaşıyor, temsilcilerini petrol kralları gibi yaşatıyor.’’ Kalabalığı yararak Atatürk'e sokulmayı başaran Demirel, Cumhurbaşkanlığı forsunu taşıyan long-size arabasını gösterdi: ‘‘Buyrun efendim.’’ Aralarına, sakallı, dantel takkeli, erkekler, türbanlı kızlar da karışmıştı. Atatürk, ‘‘Bunlar Yakın Doğu'dan gelen turistler mi?’’ diye sordu. Demirel sarsıldı. ‘‘Hayır efendim, bunlar şey... mümin vatandaşlarımız.’’ ‘‘Peki, şu benzi solmuş insancıklar kim? Vah vah. Hastaları böyle yola dizmeye ne gerek vardı?’’ ‘‘Efendim, onlar hasta değil, memur ve işçi vatandaşlarımız.’’

DOKUZUNCU SENFONİ OPERASI

Bir bina Atatürk'ün dikkatini çekti. ‘‘Şu yorgun karaciğer rengindeki bina ne?’’ Demirel yutkundu. Hay Allah! Neresiydi burası? Makam şoförüne sordu: ‘‘Burası neresiydi oğlum?’’ ‘‘Opera binası efendim.’’ ‘‘Aaa, opera tabii. Geçen yıl bir operaya gitmiştim, neydi o?’’ ‘‘Dokuzuncu Senfoni efendim.’’ Atatürk'e döndü: ‘‘Evet, Dokuzuncu Senfoni operasını dinledim, bayıldım, yerimden fırlayıp ‘İşte çağdaş Türkiye' diye bağırmışım!’’

KİTAPTAN İLGİNÇ BÖLÜMLER

MİNA URGAN HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLIYOR

Komutan kurul üyelerini Atatürk'ün yol arkadaşlarıyla karşılaştırdı. Önce Canan Yücel çığlık atarak babası Hasan Áli Yücel'e koştu. Sevimli dinozor Mina Urgan sevgili üvey babası Falih Rıfkı Atay'ı görünce pek az yaptığı bir şeyi yaptı, ağlamaya başladı, hıçkırarak boynuna atıldı. Sıra Atatürk'ün huzuruna çıkmaya gelmişti. Salih Bozok, gözlerini silerek kapıyı açtı. ‘‘Buyrun efendim.’’ Atatürk ayakta kendilerini bekliyordu.

DEMİREL BONCUK BONCUK TERLİYOR

Devlet, Köşk'te toplantı halindeydi. Başyaver faksı Demirel'e takdim etti. Demirel faksa göz attı. Alnı boncuk boncuk terlemişti. Faksı yüksek sesle okudu. Taş gibi bir sessizlik oldu. Yıllardan beri şakası yapılan olay sonunda gerçekleşmişti ha! (...) Demirel, haberi ilk duyduğu andan beri ateş üzerinde oturmakta, vızır vızır düşünmekteydi. ‘‘Atatürk gelince, ne yapmalıyım? Kalmalı mıyım, yoksa yine şapkamı alıp gitmeli miyim?’’ Ama Samsun'dan dönen Genel Sekreteri'ni dinleyince ferahladı. Atatürk, arkadaşlarıyla birlikte müze olan eski, küçük köşkte kalacağını, zamanı gelince de yeniden ebediyete döneceklerini bildirmişti. Galiba bu vartayı da atlatacaktı. Neşesi yerine geldi.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle