GeriGündem Şabanağa efsanesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şabanağa efsanesi

Şabanağa efsanesi
refid:13566427 ilişkili resim dosyası

'Şabanağa' Atina'dan 320 kilometre mesafedeki Volos şehrinin Dimini ilçesinde merkez mahallenin adıdır.

Mahallenin meydanında ihtiyar bir çınar ağacı durur, kilisenin bitişiğinde. İnsanoğlundan çok darbe yemiş bir çınar.
Mahallede olsun, Dimini ilçesinde olsun; Volos şehrinde olsun, nesilden nesle bir efsane yaşar: “Şabanağa’nın hazinesi”...
Büyüklerin küçüklere anlattıklarına bakılırsa Osmanlı döneminde Şaban adlı bir ağa çınarın dibinde açtığı derin çukura altın ve değerli taşlarla dolu büyük bir çuval gömmüş.
Osmanlı’dan sonra ilçe sakinleri ve ellerinde şaibeli haritalarla Yunanistan’ın dört bir yanından gelen hazine avcıları kazmalarını ihtiyar çınarın köklerine acımadan vurmuşlar. Uzun yıllar önce de bir belediye başkanı bu efsaneye son noktayı koyarak çınar ağacı civarında kazı çalışmalarını yasaklamış.

TÜNEL YÜZÜNDEN ASFALT ÇÖKTÜ

Şabanağa mahallesindeki Şabanağa hazinesi geçenlerde yine gündeme geldi. Mahalleden geçen yük dolu bir kamyon asfalt yolun çökmesine neden olunca, olay yerine giden belediye ekibi gördüklerine inanamadı.
Birileri kimsenin haberi olmadan tam 15 metrelik tünel kazmış. Tahtaları, vidaları gıcır gıcır tertemiz bir tünel! Polis devreye girdi. Tünelin başlangıç ucu bulundu. Arnavut bir göçmenin kiraladığı arsadan başlıyor. Yedi ayda o kadar ilerlemişler ki, birkaç ay daha devam etseler çınarın dibine çıkacaklardı.
Tünel kapatıldı, yeniden asfalt döküldü. Şabanağa mahallesinde trafik normale döndü.
Arnavut göçmen hakkında yasal işlemler yapıldı.  Belediye Başkanı Dimitris Kontolas, “Eğer Şabanağa’nın hazinesini arayacaklarsa lütfen daha dikkatli olsunlar” diyerek hazine avcılarını uyardı.  Mahalle sakinleri hâlâ umutlu. Büyükler küçüklere hâlâ “Şabanağa’nın hazinesi buralarda bir yerde” diye anlatıyor.

Efsane tamam da, zavallı çınar ağacının günahı ne? Manisa’nın Selendi ilçesinde Romanlar ile ilçenin diğer sakinleri arasında bir sigara yüzünden başlayan olayların daha mürekkebi kurumamıştı ki, 34 Avrupa ülkesinden Roman kadınlar sorunlarını görüşmek, deneyimleri paylaşmak için Atina’da toplandı.
Tarihi Zapion Sarayı’nda düzenlen toplantıda düşündürücü karikatürler süsledi duvarları. Yankesicilik yapan Roman kadınları, fal bakan Roman kadınları, çocuk yaşta evlenen Roman kadınları. Karikatürlerin altında da koskoca bir yazı: “Ben öyle değilim”.
Yaşadıkları ülkede Romanlarla ilgili tabuları, toplumların kendilerini nasıl dışladığını, eğitimde, iş bulmakta karşılaştıkları güçlükleri, Avrupa’da ırkçılığı konuştular.
Avrupa Konseyi’nin toplantıdaki temsilcisi E. Tsetseku, Roman kadınların çok küçük yaşta evlendirilmelerinin kendi kültürlerinin bir parçası olmadığını vurguladı. “19. yüzyılda bütün Avrupa’da kızlar çok küçük yaşta evlendirilirdi. Bu fenomen, fakirlik ve toplumdan dışlanmamız yüzünden bize miras kaldı” dedi.

ROMANLARA KISIRLAŞTIRMA

Çek Cumhuriyeti’nin temsilcisi Elena Garolova’nın konuşması ise tüyler ürperten cinstendi: “İki çocuğum var. Ülkemdeki Romanların çok çocuk yapmamaları için uygulanan kısırlaştırma politikasına karşı mücadele veriyorum. Mecburi kısırlaştırılmanın kurbanıyım.”
İtalyan Laura Halilovic, ülkesinde Romanların reva gördüğü muameleyi şöyle anlattı: “Irkçılığı tenimin hücrelerinde hissediyorum. İtalya’da çok kötü evlerde ya da çadırlarda yaşıyoruz. Irkçılık son derece yoğun”.
Toplantının misafir konuşmacılarından Yunan Vasilis Paiteris, “Ülkemde Roman kadınlar yaşamak, çalışmak gibi hâlâ temel insan hakları için mücadele ediyorlar” diye konuştu.
Roman kadınların Atina’daki buluşmasında ayırımcı muamele görmediklerini söyleyen bir tek İsveç’in temsilcisi Ramona Muto idi.
Medeni Avrupa’da bunlar da oluyor işte...

Hikmet Abi’nin arkadaşı

Baş başa bir görüşmemizde bana başından geçen ilginç bir olayı aktarmıştı: “Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’i görüşmek için Paris’teki büyükelçiliğimize davet etmiştim. Görüşmenin yapılacağı salonu önceden görmek istedim. Aman Tanrım! Duvarlardaki tabloların yarısında biz Türkleri, diğer yarısında da Türkler bizi kesiyor. Hikmet Çetin ile böyle bir dekorun içinde barışı, dostluğu nasıl konuşabilirdim? Tabloların yerlerinden çıkarılmasını istedim. Bu defa da çerçevelerin duvarlardaki izlerini örtmek sorun oldu. Türk mevkidaşımla sonunda büyükelçilikte küçük ama tablosuz bir odada görüştüm.”
Yunanistan’da 1992-1993 yılları arasında kısa bir süre dışişleri bakanlığı yapmasına rağmen, Türk-Yunan ilişkilerin düzelmesi ve anlaşmazlıkların gerçekten çözümlenmesini isteyen Mihalis Papakonstantinu 91 yaşında öldü. Hikmet Çetin ile birlikte 1995 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Özel Ödülü’nü alan Papakonstantinu ülkesine hizmetten başka bir şey düşünmeyen bir devlet adamıydı. Toprağı bol olsun.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle