GeriGündem Rum yalanına yanıt için geldim
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    31
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Rum yalanına yanıt için geldim

Rum yalanına yanıt için geldim
refid:6159622 ilişkili resim dosyası

Eşi ve 3 çocuğu 1963'te Rumlar tarafından katledilen dönemin Tabip Binbaşısı Nihat İlhan, "Kanlı Noel'i Türkler gerçekleştirdi" diye yayın yapan Kıbrıs Rum ve KKTC basınına yanıt için 44 yıl sonra Ada'ya geldi. "Bu yalanlar beni kahre-diyor" diyen emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, Ada'ya ikinci evliliğini gerçekleştirdiği eşi ve çocuklarını da getirdi.

KIBRIS'ın yakın tarihine kanlı harflerle yazılan Rumların 1963’teki ’Kanlı Noel Kumsal Katliamı’nın simgeleşen ismi ’Binbaşı’ Nihat İlhan, dinmeyen acısını kalbine gömerek 44 yıl aradan sonra ilk kez adaya geldi. Rumların eşi ve 3 çocuğunu banyo küvetinde hunharca katlettiği emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, son dönemde Rumların ’Kumsal katliamını Türkler yaptı’ iddialarına isyan ederek adaya geldiğini söyledi. Emekli general Nihat İlhan ailesini kaybettiği 1963’teki katliamın ardından adaya bir daha adımını atmadı. Ancak son dönemde Rum ve KKTC medyasında ’Kumsal katliamını Türkiye’nin müdahalesini sağlamak amacıyla Türk askerleri yaptı’ iddialarına isyan ederek 44 yıldır sürdürdüğü ’Kıbrıs’a gelmeme’ kararını değiştirdi ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü'nde Lefkoşa’ya adımını attı.

BENİ ÖNCE KARA TAHTADA YAKTILAR
/images/100/0x0/55eb1bd5f018fbb8f8aba266


Katıldığı törenlerde, gezdiği Lefkoşa sokaklarında kimi zaman gözyaşlarını tutamayan İlhan, 44 yıl önce, 24 Aralık 1963’teki Rum vahşetinin "Kanlı Noel"ini yeniden yaşadı. Nihat İlhan yaşadığı acılı günleri ve 44 yıl sonra gerçekleştirdiği hazin randevuyu Hürriyet’e anlattı.

"Türkiye’de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra bir helikopter ile Kıbrıs Türk Alayı’na baştabib olarak geldim. O dönemde Türk alayı ile Rum alayı birbirlerinden yüz metre mesafedeydi. Birçok yaralı geliyordu. Eşimi, küçük iki çocuğum ile 3 aylık oğlumu Lefkoşa’nın Kumsal adı verilen bölgesinde kiraladığımız bir eve yerleştirmiştim. Alaya su sağlayan borular önce Rum alayına sonra Türk alayına geliyordu ve suyu sürekli kesiyorlardı. 1960 anlaşmalarına göre de Yunan, İngiliz ve Türk subaylar sürekli biraraya geliyorduk. Rum askerleri oduncu kıyafeti ile gizlice yakınımıza gelip sürekli bizim alay hakkında istihbarat topluyordu. Rum askerleri de Yunan alayının üniformaları içinde geliyor ve bilgi topluyorlardı. Bir defasında Türk ve Rum askerlerine tıp dersleri verirken Rumlar tahtaya benim karikatürümü yaptı. Bu karikatürde ateşin üzerine beni oturtmuşlardı ve ’Beni yakacaklarını’ söylediler.

Sonra ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmiş onlarla ilgileniyordum. Katliam olduğu zaman birkaç gündür eve uğramamış ve ailemden
/images/100/0x0/55eb1bd5f018fbb8f8aba268
haber alamamıştım. Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık. Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hala ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Subay eşleri ve elçilik görevlileri doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı. Hala ailemin öldürüldüğünü anlamadım. Üzerim çok kirliydi ’sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı’ diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana ’başın sağolsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş’ dedi. Katliamın üzerinden 3 gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm ’Vatan sağolsun’ oldu.

YALAN YAYINLAR BENİ KAHREDİYOR

Birkaç yıl önce Kostas Yennaris adlı bir Rum gazeteci, Kumsal katliamına, Türkiye’nin müdahalesini sağlamak için Türk askerlerinin yaptığı yalanını ortaya attı. Son günlerde ise yine bu yalanı destekleyen KKTC medyasında yayınlar oldu. Kıbrıs meselesini Türkiye’den takip ediyordum. Kahroldum bu yalanlara. Böyle bir şey olabilir mi... İkinci eşim, kızım ve oğlumu alarak 44 yıl sonra adaya geldim."

Doğru Ankara'ya gelirsen yeni bir 6-7 Eylül olayı olur
/images/100/0x0/55eb1bd5f018fbb8f8aba26a


Nihat İlhan anlatıyor: Telefon bağlantısı kuruldu ve daha sonra Cumhurbaşkanı olan o dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay beni aradı. Kumsal katliamında ailemin katledilmesinin yanı sıra 35 kişi de yaralanmıştı. Katliam, "Kanlı Noel" diye tarihe geçti. Cevdet Sunay önce geçmiş olsun dedi ardından ’Biliyorsun Türkiye’de 6-7 eylül olayları yaşandı. Bir çok Rum ve yabancının evleri yağmalandı, bu olaylar durdurulamadı. Şimdi sen doğrudan Ankara’ya gelirsen, burada halk ayaklanmış durumda. Kara Eylül’ün bir benzeri yaşanabilir’ dedi. Bu nedenle Ankara’ya gelmememi istedi.

Rum vahşetini gençler unutmuş, biz unutmayız

Burada (Lefkoşa) askeri törenlere katıldım. Kumsal katliamında benim evimde bulunan ve Rumlar’ın saldırısından yaralı olarak kurtulan 3 Kıbrıslı Türk’le de karşılaştım. O günleri sanki yeniden yaşadım. Kıbrıs çok değişmiş. Çok gelişmiş ama izlediğim kadarıyla Kıbrıslı gençler Kıbrıs sorununda artık farklı düşünür olmuş... Rum’un neler yaptığını ve nasıl bir millet olduğunu bilmiyorlar... Unutmuşlar, ama biz unutamayız.

Çıkarma plajında: Boşuna ölmediniz

Kıbrıs tarihine kanlı harflerle geçen Kumsal katliamının kurbanı emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, 1974'te Mehmetçiğin Kıbrıs'a ilk çıktığı Girne'deki çıkarma plajına gitti ve anıt mezarda yatan şehitlere ellerini açarak dua etti. 82 yaşındaki Nihat İlhan, "Ne benim eşim, ne de çocuklarım, ne de sizler boşuna ölmediniz. Bu bayrak dalgalandıkça Kıbrıslı Türkler de sahip çıktıkça bu topraklar sonsuza kadar Türklerin olacaktır, Ruhunuz şad olsun, vatan sağolsun" dedi. Nihat İlhan, Ada'ya doktor olan ikinci eşinden çocukları Mustafa ve Şebnem'i de getirdi. olayları Hürriyet'in Lefkoşa temsilcisi Ömer Bilge'ye değerlendirdi.

Eğer esir alsaydılar işkence yapardılar
/images/100/0x0/55eb1bd5f018fbb8f8aba26c


Eşimi esir alsalardı Rumlar ona neler yapmazdı ki, çocuklarımı esir alsalardı, ya işkence yaparlar ya da çok kötü şartlar altında ya çoban yaparlar ya da sakat bırakırlardı. En azından esir olmadıklarını öğrenmiş oldum. Ölmüşlerdi ama esir olmamışlardı. ’Vatan sağ olsun’ dedim, acımı kalbime gömdüm. O günlerde Türkiye ile telefon haberleşmesi kesikti. Ailemin cenazelerini Erzincan’da doğduğum yerde toprağa vermek istedim. Büyükelçi bana Türkiye ile telefon bağlantısı olmadığını söyledi. Dolayısıyla uçak gelemiyordu. Haber veremiyorduk.

ÇOCUKLARIMI KENDİM YIKADIM

Sonunda Türkiye’den iki uçak geldi ve yaralılar ile cenazeleri aldı. Ardından cenazeleri Erzincan’a götürdük. Çocuklarım hala kanlar içindeydi. Ellerimle yıkadım. Aile kabristanına çocuklarımı ve eşimi gömdüm. Küçük bir anıt mezar da yaptım. Daha sonra Kıbrıs’a adım atmadım. Değişik rütbelerde görevler yaptım. Tuğgeneral rütbesiyle emekli olduktan sonra Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanlığı gibi bir çok görevde yer aldım. Yeniden evlendim ve iki çocuğum oldu.

İngiliz komutan cenazelerimi Londra üstünden gönderecekti

İngiliz üslerinin komutanını aradım. Onunla dostluk kurmuştuk. Olayı anlattım ve çok üzüldüğünü söyledi. 1960 anlaşmalarına göre üs bölgelerinden Türkiye’ye kalkacak uçak veremeyeceğini söyledi. Ama bana başka bir formül sundu. Hemen İngiliz üs bölgelerine cenazeleri getirmemi ve buradan İngiltere’ye gidecek bir uçak emrime vereceğini söyledi. Ben ona, cebimde ’500 Kıbrıs lirası var Londra’da ne yaparım’ karşılığını verdim. İngiliz komutan, ’Merak etme, Londra’da Kraliyet Hava Kuvvetleri Komutanı ile konuşacağım ve seni hemen karşılayıp Türkiye’ye götürecekler' dedi.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle