GeriGündem Rabler Hegemonyası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    9
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Rabler Hegemonyası

Rabler Hegemonyası
refid:9198420 ilişkili resim dosyası

Kur’andan alarak kullandığımız bu başlığı, yine Kur’an’ın verileri ışığında şu anlamlarda değerlendirmeliyiz:

Allah ile aldatanların hegemonyası.  


Yedek ilahlar hegemonyası

 

Allah’ın yetkilerini kullanmaya kalkanların hegemonyası.

 

İnsanları din diye parçalayıp bölenlerin hegemonyası.

 

Allah ile aldatmak üzere Allah’ın vekili gibi iş görmeye kalkanların veya o mevkie yükseltilenlerin hegemonyası.

 

Hangisini alırsanız alın, özü ve amacı itibariyle tamamen Kur’ansal bir tespit üzerindeyiz. Daha doğrusu, Kur’an’ın dikkat çektiği bir büyük yıkımın, bir büyük belanın değişik adlarıyla karşı karşıyayız.

 

“Fırkalar yaratmak üzere rableştirilmiş kişiler...” deyimi Kur’an’ındır. (Yusuf Suresi, 39)

 

Kur’an, bu ayetiyle, şirkin yani din adı altında örtülü putperestliğin temel iki görünümünü bir kelam mucizesiyle birkaç sözcükte vermiştir: 1. İnsanları rableştirme, 2. Din adına fırkalar, klikler oluşturma. Yani din adı altında bölücülük yapmak.

 

Gelelim ayrıntılara:

 

Rab, Esmâül Hüs­na'dan ya­ni Al­lah'ın isim-sı­fat­la­rın­dan bi­ridir. Bir var­lı­ğı, be­lir­le­di­ği he­de­fe aşama aşama gö­tür­mek için ko­ru­yup gö­ze­ten, bes­le­yip do­yu­ran, yön­len­di­ren kud­ret de­mektir. Kur'an, birçok ayetinde Al­lah'ı "Âlemlerin Rab­bi" di­ye ta­nı­ta­rak, var­lık ve olu­şun Ce­na­bı Hak ta­ra­fın­dan şu­ur­lu ve ıs­rar­lı bir bi­çim­de gö­zet­le­nip de­net­len­di­ği­ne dik­kat çe­ker.

 

Ya­ra­tı­cı faaliyetin rab ola­rak iş­le­yi­şi­ne ‘rubûbiyet’ den­mek­te­dir.

 

Kur'an, rab kav­ra­mı­nı ısrarla gün­de­me ge­tir­mek­le bir ger­çe­ğin da­ha al­tı­nı çiz­miş olu­yor: Al­lah ve din me­se­le­sin­de rubûbiyet son de­re­ce önem­lidir. Ni­te­kim in­sa­nın şir­ke gi­den yo­la gir­me­si, sah­te ilah­la­rın ön­ce­lik­le rab sı­fa­tı­nı yoz­laş­tır­ma­la­rıy­la olmaktadır.

 

Kur'an, ör­tü­lü şir­kin, ya­ni din pa­ten­ti al­tın­da ser­gi­le­nen kı­lık de­ğiş­tir­miş put­çu­lu­ğun, ger­çek Rab ya­nı­na bir ta­kım sah­te rab­le­rin ek­len­me­siy­le vü­cut bul­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Bu nok­ta­da, rab ke­li­me­si­nin ço­ğu­lu olan erbâb kul­la­nıl­mak­ta­dır. Erbâb, ger­çek Rabb'e kar­şı ve­ya onun ya­nına-yöresine eklenen bir tür sah­te ilah­lar kadrosu demek. Bu ilave rablerle bir şirk panteonu oluşturulmaktadır.

 

Şirk, esasında böyle bir panteonun kotardığı dinin adıdır. Şirk, Arap Emevî kodamanlarının tevhidi yozlaştırmak amacıyla tanıttıkları gibi dinsizlik, Allahsızlık falan değildir.

 

Şirk, bir dindir ama tek Tanrı’nın değil de bir ilahlar panteonun egemen olduğu dindir. Tanrılaştırılmış, dokunulmaz-eleştirilmez kılınmış kişiler işte bu ilahlar panteonun üyeleridir.

 

Kur’andan öğreniyoruz ki, Al­lah'a or­tak koş­mak ya şü­re­ka (or­tak­lar) ya endâd (kar­şı ilah­lar) ya da erbâb (rab­ler) he­ge­mon­ya­sı kur­mak­la olu­yor. Bu he­ge­mon­ya­nın be­lir­gin ni­te­li­ği, Al­lah'a or­tak­lık tav­rı içi­ne gi­ril­me­si­dir. Bu­nun açık ve­ya ör­tü­lü, iyi ve­ya kö­tü ni­yet­le ya­pıl­mış ol­ma­sı hiç­bir fark ya­rat­maz.

 

Al­lah'ın Al­lah­lı­ğı­na mü­da­ha­le­nin hak­lı ge­rek­çe­si ola­bi­le­ce­ği­ni dü­şün­mek de şirk­tir. Hem de en sin­si ve en yı­kı­cı şirk.

 

Di­nin şem­si­ye­si­ne sı­ğı­na­rak rab­ler he­ge­mon­ya­sı ku­rup, kut­sa­la hür­met adı al­tın­da ör­tü­lü şir­ke gi­dil­me­si Kur'an'ın dik­kat çek­ti­ği en bü­yük teh­li­ke­dir. Ve Kur'an bi­ze gös­te­ri­yor ki, bu gü­na­hın fa­il­le­ri da­i­ma din tem­sil­ci­le­ri ol­muş­tur. Tanrısal ki­tap, yüz­ler­ce aye­tin­de, doğ­ru­dan ve­ya do­lay­lı, bu din tem­sil­ci­le­rin­den, üze­ri­ne ba­sa ba­sa ya­kı­nır.

 

Rab­ler he­ge­mon­ya­sıy­la için­den çü­rü­tül­müş ve fa­tu­ra­sı Al­lah'a ke­si­len din, ba­zı de­vir ve ze­min­ler­de şey­ta­na ve ka­ran­lı­ğa hiz­met eden bir tah­rip ku­ru­mu ha­li­ne ge­ti­ri­le­bil­miş­tir.

 

Rab­ler he­ge­mon­ya­sı­nın ilk adı­mı, me­lek­le­ri; ikin­ci adı­mı da pey­gam­ber­le­ri rab­ler ha­li­ne ge­tir­mek­le atı­lı­yor. Kur’an’ı dinleyelim:

 

"Al­lah si­ze, me­lek­ler­le pey­gam­ber­le­ri rab­ler edin­me­ni­zi em­ret­mi­yor. O size, Müs­lü­man adı­nı al­ma­nız­dan son­ra kü­für mü em­re­di­yor!?" (Âli İm­ran, 80)

 

De­mek olu­yor ki, rab­ler he­ge­mon­ya­sı, dine karşı olanlar tarafından değil, dinin içindeki unsurlar ta­ra­fın­dan oluş­tu­ruluyor. Bu­nun için­dir ki biz, rab­ler he­ge­mon­ya­sı­nın or­ta­ya çı­kar­dı­ğı şir­ki, ‘kut­sa­lı şirk ara­cı yap­mak’ ve­ya ‘hür­met put­pe­rest­li­ği’ di­ye anı­yo­ruz.

 

Vah­yin verilerine da­yan­ma­yan bir hür­met gös­te­ri­si, ör­tü­lü şir­kin ha­ber­ci­si ola­rak gö­rül­me­li­dir.

 

‘Kur'an'da­ki İs­lam’ ad­lı ese­ri­miz­de açık­lan­dı­ğı gi­bi, hu­ra­fe ve uy­dur­ma­lar­dan di­ni te­miz­le­mek için didi­nen bir­çok İs­lam bil­gi­ni, bid'at­ları (di­ne son­ra­dan so­ku­lan şey­ler) sa­vun­ma­yı, dış ge­rek­çe­si ne olur­sa ol­sun, şirk say­mış­lar­dır. Bu ko­nu­da, muhteşem bir ör­nek ola­rak 13. yüz­yıl fıkıh bil­gin­le­rin­den Ebu Şâme'yi saygıyla anmalıyız.

 

Rab­ler he­ge­mon­ya­sın­da en çok iş­le­yen yol, din tem­sil­ci­si sayılan kişilerin (ha­ham, ra­hip, sahabî, imam, şeyh, mür­şit, üs­tad, efen­di, ahunt, sey­yid vs.) rab­ler ha­li­ne ge­ti­ril­me­si­dir. Kur'an, tam bu nok­ta­da, tev­hi­di şirk ba­tak­lı­ğı­na çe­ken Eh­li­ki­tap kit­le­le­ri ör­nek gös­te­re­rek in­san­lı­ğı dik­kat­li ol­ma­ya ça­ğı­rı­yor:

 

"Ha­ham­la­rı­nı ve ra­hip­le­ri­ni Al­lah'ın yanına-yöresine konan rab­ler edindi­ler. Mer­yem’in Oğ­lu Me­sih'i de öy­le. Oy­sa ken­di­le­ri­ne, bi­ri­cik Tan­rı olan Al­lah'a iba­det et­me­le­ri em­re­dil­miş­ti." (Tev­be, 31)

 

Geleneksel aldatmacı zihniyetler bu ayette korkunç bir anlam kaydırması yaparak şöyle bir meal yaratmaktalar:

Allah’ı bırakıp da.....rabler edindiler...”

Böyle bir çeviri tam bir saptırma ve tahriftir.

Kur’an asla böyle söylemiyor. Müşrikler Allah’ı asla bırakmadılar, O’nu asla inkâr etmediler. Yaptıkları, Allah’ı tepeye oturtup O’nun altına yedek ilahlardan bir panteon yerleştirmektir.

Ve işin bam teli de buradadır. Şirkin zulüm ve yıkımı buradan kaynaklanmaktadır. Din adına istismar ve aldatmaların omurgasında da bu vardır. Bu böyle olduğu içindir ki, Kur’an’ın din anlayışı adına şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:

Açık ve katıksız bir ateizm veya dinsizlik, şirke bulaşmış sahte bir dinden daha iyidir, daha az tehlikelidir. Çünkü:

1. Din adına kimseyi aldatmak gibi bir namertliği yoktur,

2. Gerçek dine dönüş ümidini yok etmemektedir.

Kur'an, din tem­sil­ci­le­ri­nin rab­ler edi­nil­me­sin­de­ki he­sap­çı­lı­ğın mas­ke­si­ni dü­şür­mek­le kal­ma­mış, bu he­sap­çı­lı­ğın ‘Al­lah ve cen­net’ ya­zı­lı pan­kar­tı­nın sak­la­dı­ğı ego­iz­mi de or­ta­ya çı­kar­mış­tır.

 

Ni­ha­yet Kur'an, din ve dindar­lık adı­na söz söy­le­yen tüm kit­le­le­ri, ör­tü­lü bir şir­kin pen­çe­si­ne düş­me­me­le­ri için saf ve ber­rak tev­hi­de ça­ğı­rı­yor. Çağ­rı­nın te­mel he­def­le­rin­den bi­ri de ‘in­sa­nın in­sa­nı rab edin­me­si­nin ön­len­me­si’dir. İn­san­lı­ğa on ­beş asır ön­ce iletilen şu bir­lik çağ­rı­sı­na ba­kın:

 

"Ey Ya­hu­di­ler ve Hı­ris­ti­yan­lar! Bi­zim ve si­zin ara­nız­da ay­nı olan bir ger­çe­ğe ge­lin: Yal­nız Al­lah'a ta­pa­lım, ona hiç­bir şe­yi or­tak koş­ma­ya­lım, bir­bi­ri­mi­zi Al­lah'ın berisinden rab­ler edin­me­ye­lim..." (Âli İm­ran, 64)

 

Bu aye­tin ini­şi üze­ri­ne, Pey­gam­be­ri­mi­ze, "İn­san­la­rı Rab­ler edin­mek na­sıl olur?" di­ye sor­muş­lar­dı. Ce­vap, üze­rin­de ol­du­ğu­muz ko­nu ba­kı­mın­dan ürperticidir. Şöyle diyor Hz. Peygamber:

 

"İn­san­la­rı rab edin­mek, din adam­la­rı­nın söz­le­ri­ni Al­lah'ın söz­le­ri gi­bi ka­bul et­mek­le vü­cut bu­lur."

 

Pey­gam­be­ri­mi­ze gö­re, din adam­la­rı­nı rab edin­mek on­la­ra ‘rab’ de­me şar­tı­na bağ­lı de­ğildir. On­la­rın ha­ram de­di­ği­ne ha­ram, he­lal de­di­ği­ne he­lal de­mek on­la­rı ilah edin­miş ol­mak için ye­ter­lidir. (bk. El­ma­lı­lı Hamdi Yazır; Tef­sir, 4/2512-2513)

 

  

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle