Maskaralık...

Güncelleme Tarihi:

Maskaralık...
Oluşturulma Tarihi: Şubat 28, 2004 00:00

BİR de lafın Frenkçe'sini söylemiyorlar mı? İnsanın yakalarına yapışıp ‘‘Sen bizimle alay mı ediyorsun?’’ diye sorası geliyor: ‘‘İşkence konusunda sıfır tolerans’’ söz konusuymuş.Yani bir güvenlik görevlisi, örneğin polis memuru, zanlıyı ‘‘konuşturmak’’ amacıyla ona işkence yapacak olursa, en ağır şekilde cezalandırılması için devlet elinden geleni yaparmış.Yıllardır biz bu taahhüdü resmi ağızların en resmilerinden de dinler dururuz.Ama verilen sözlerin yani o resmilerin de en resmisi beyanların aslında koccaman bir yalan olduğunu sonra, üstelik hiç de bu konularla ilgili olmayan birinden, örneğin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'dan Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül'e gelen mektup yüzümüze çarpar.Nitekim aynen öyle olmuş:Bay Colin Powell, Dışişleri Bakanı Gül'ün ABD'ye yaptığı geziyle ilgili konulardan söz ederken belli ki, ‘‘1991 yılında gözaltına alındığı bir polis karakolunda işkenceye tabi tutulan ve bu sırada ölen Birtan Altunbaş isimli üniversite öğrencisinin ölümünden sorumlu tutulan polis memuru İbrahim Dedeoğlu'nu 13 yıldan beri bulup da yargı önüne çıkartamayışımızı tebrik etmek (!)’’ istemiş.Gerçekten kendi kadrolarında polis memuru sıfatıyla görev yapan bir insanı bulup da yargı huzuruna çıkartamamak özel bir beceri istiyor olmalı.Öyle ya... Adama her ay maaş ödüyorsunuz, zamanı geliyor bulunduğu görevden bir başka göreve tayin ediyorsunuz... Yıllar geçiyor emekliye ayırıyorsunuz... Ama yine de bulamıyorsunuz.Biz bu yönden zengin bir deneyime ve sayfalar dolusu örneğe sahip bir büyük ulusuz...Rahmetli Uğur Mumcu, öldürüldüğü 24 Ocak 1993 tarihine kadar, yani tam 23 yıl süreyle her İçişleri Bakanı değişince üşenmez yazardı:‘‘13 Nisan 1970 tarihinde Ankara'da ülkücüler tarafından Hacettepe Üniversitesi'nde öldürülen Asteğmen Dr. Necdet Güçlü'nün katli sırasında kullanılan iki tabancadan biri, o sırada teğmen olan Fehmi Altınbilek'e, diğeri de teğmen Mustafa İlerisoy'a ait idi. Bu beylik (resmi) tabancaların sahipleri nerede? Cinayetle ilgileri nedir? Niçin bulunmuyorlar? Neden bilgilerine başvurulmuyor?’’ anlamındaki çağrılarla devleti görevini yapmaya zorlardı.Mumcu ne onların bulunduğunu gördü ne de ifadelerinin alındığına tanık oldu.Çünkü devletimiz bu konularda hep sıfır tolerans (!?) sahibidir.Uzatmaya ne gerek var? Şimdi Almanya'da kaçak yaşayan Şevki Yılmaz'ı, ‘‘milletvekili’’ olduğu sırada yani Ankara'da yaşarken bile bulamayan polisimizden ne bekleyebilirsiniz?Neyse ki biz işkenceye, yolsuzluğa sıfır toleransı olan bir milletiz.Düşünün siz... Ya bir de bunlara hoşgörüyle bakıyor olsaydık?
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!