GeriGündem Kravatı hiç sevmedi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kravatı hiç sevmedi

Kişiliği modanın çok ötelerine uzanıyordu. Bir sanatçıydı o. Arkadaşı Andy Warhol'un çalışmalarını giysilerine uyguladığında yer yerinden oynamıştı. Elton John en büyük hayranlarının başında geliyordu. Uzun bacaklı, mistik görünümlü modelleri, Naomi Campbell, Claudia Schiffer, Nadja Auermann, Eva Herzigova ve Kate Moss'u o yaratmıştı. Kadınlara tutkundu, ama aynı zamanda eşcinseldi, ‘‘Beni böyle kabul edin‘‘ diyordu. En göze çarpıcı, en albenili kravatları yaratmasına karşın kravatı hiçbir zaman sevmedi.Aslında ağustos ayının ilk haftalarında bu sayfada Gianni Versace ile yapılması öngörülen bir söyleşiyi okuyacaktınız.Yoğun çalışma temposuyla geçen Paris ve Floransa defilelerinin ardından dinlenmek için Miami'deki malikanesine giden ünlü İtalyan stilist, Milano'ya dönüşünde Hürriyet dahil, birkaç yabancı basın organına yaşam öyküsünü anlatacak, yeniliklerini sıralayacak ve diğer sorularımızı yanıtlayacaktı.Olmadı... İtalyan Haber Ajansı ANSA'nın ‘‘Flaş... Flaş... Flaş’’ spotuyla geçtiği cinayet haberi, tüm dünyada yankılar yaratırken bizlerin de dünyası yıkıldı... Sorularımı hazırlamıştım. Dev imparatorluğunu nasıl kurduğunu, annesinin küçük terzi dükkânında saatlerce pedallı dikiş makinesinin çıkardığı sesi dinleyerek nasıl düşler kurduğunu anlattıracaktım. Türkiye'de mayıs ayında açılan muhteşem butikten söz ettirecektim. O ölümcül hastalığı hangi olağanüstü güç ile nakavt ettiğini soracaktım... Yunan atalarının uygarlığından aldığı mirası, modern dünyamızla nasıl bağdaştırdığını da soracaktım... İlhamlarını (Made in Italy'yi), iki milyar dolarlık yıllık cirosunu, 5 bin butiğini, yüzlerce kilometre kumaşın hesaplarını da sorularıma eklemiştim. Erbakan'ın ‘‘Grek’’ desenli Versace kravatlarından haberi olup olmadığını çaktırmadan öğrenmeye çalışacaktım. Söyleşi sırasında bir punduna getirip ‘‘eşcinsel olduğunu’’ açıkladığı basın toplantısını hatırlatacaktım. Diğer İtalyan stilistlerle arasındaki rekabetin boyutlarına yanıt arayacaktım.Rifat Özbek için düşüncelerini alacaktım. Moda Dünyasının Maestrosu'dan Hürriyet okuyucuları için bir model dizaynı rica edecektim. Sonra birkaç kere yan yana fotoğraf çektirecektim. Basın ve halkla ilişkiler bürosundan defile diaları bir de Gianni Versace'nin biyografisini isteyecektim. Tabii ki yarattığı top modeller arasında niçin en çok Naomi Campbell'i tercih ettiğini de sormayı ihmal etmeyecektim. Sonra oturup bir güzel bu sayfayı dolduracaktım. Tıpkı Ferre'lerle, Fendi'lerle, Missoni'lerle, Armani'lerle, Biagiotti'lerle, Trussavdi'lerle gerçekleşen söyleşiler gibi.BİR SİMGEYDİGianni Versace 51 yaşındaydı. ‘‘Alta Moda’’nın dahisi, ilahıydı. Atölyelerin kralı, podyumların maestrosuydu... Güzelliğe ve kusursuzluğa tapardı. Antikonformistliğin bir simgesiydi. Tutkusu zaten güzel olan kadını daha da güzelleştirmekti. Kendisi zayıf, ancak uzun boyluydu. Birkaç günlük sakalla gezmeyi adet haline getirmişti. Aslında bir kelebek gibiydi. Birçok grubu vardı. Bir gruptan diğerine konmayı, arkadaşlığı severdi. Çalışma sırasında sinirli olurdu. Stresi çekilmezdi, etrafına terör estirirdi. Hep o kusursuzluk isteği yüzünden. Oysa iç dünyası bambaşkaydı. Rahattı, sevecendi. Güldüğü zaman, verdiği mücadelenin izleri gözlerinin etrafında hoş kırışıklıklar olarak belli olurdu. Harcayabileceğinden fazla para kazandığını tebessümle dile getirir ve bundan rahatsızlığını fark ettirirdi. Rekabete ve rakiplerine saygısı vardı. Onları düşmanı değil, meslektaşı olarak gördüğünü her fırsatta söylerdi. Her meslektaşını izlerdi. ‘‘Benim kadınlarla ilgili bir görüşüm var. Valentino'nun başka, Ferre'nin bir başka... Ama sonuçta amaçlar aynı. Kişileri zevkle giydirmek, şıklığı tattırmak, ayrıcalığı özentiyi yaratmak’’ yorumunu yapardı.Son zamanlarda podyumu sevmemeye başlamıştı. Klasik defile yerine konulu sahne oyunu ile kreasyonlarını sergilemeyi amaçlardı. Yönetmen Franco Zeffirelli ile çalışırdı. Uzun bacaklı, görkemli, mistik modellerden hoşlanırdı. İşte Naomi Campbell, Eva Herzigova, Claudi Schiffer, Kate Moss, Najda Aurmann her birini tek tek o yaratmış, moda dünyasına kazandırmıştı. Onun için hepsi bir ağızdan, ‘‘Gianni'yi değil, babamızı yitirdik’’ diye ağlamışlardı...Tiyatroyu, baleyi, operayı severdi. Onun için ‘‘La Scala’’nın kostümlerini zevkle gönüllü çizer, dikerdi. O doğuştan terziydi. Annesinin dükkânında oturur, annesinin dikim tarzını ezberlerdi. ‘‘Tamam, şimdi kısaltmaya başlayacak’’ diye düşünür, ardından annesi eteği kısaltmaya yeltenince, ‘‘Ana mesleğini kapıyorum’’ şeklinde çığlık atardı. 1972 yılında Milano'ya gelmişlerdi. Ünlü stilist Callaghan, Versace'nin çizgileri karşısında hayranlığını gizleyemeyip yanındaki Albini'nin yerine hemen işe başlamasını istemişti. Ardından ‘‘Genny’’de yapılan defilelerle Gianni Versace'nin o eserleri peynir ekmek gibi satılıyordu. İşte şöhretin basamaklarını üçer dörder tırmanmak buna denirdi. İki elini havada yana açıp sonra dudağına götürüp öpücükler göndermesi işte bu dönem başlamıştı.BEN BÖYLEYİMTutkusu kadınlardı, ama o bir eşcinseldi. Tıpkı diğer meslektaşları gibi. Ama o bunu kamuoyuna açıklama cesaretini göstermişti. ‘‘Beni böyle kabul edin’’ demişti... Versace adıyla ilk defilesini 1978'de düzenlemişti. Bu imparatorluğun ilk harcı olmuştu. Ardından moda dünyasındaki önlenemez çıkışı sürdü. 1979'da Boutique Donna'yı kurdu. 1981'de ilk Versace parfümü piyasaya sürüldü. Versace giderek büyüyordu. Hem de ne büyüme. Mitolojik yaratıklardan Medusa'nın kafası, artık Versace'yi simgeliyordu. Gianni bulmuştu bunu, Yunan atalarını düşünerek. Moda kendisini tatmin etmiyordu. Başka sanat dallarına merak sardı. Kazançlarını resimlere yatırdı. Antikaya düşkündü. 1982'de erkek parfümü geldi. Kardeşi Donetella'nın desteği ile gençler için peşpeşe butikler de açılmaya başladı. ‘‘Instanto’’ ve ‘‘Versus.’’ Erkek giyimine el attı... Şaşkınlık verici bir şey ama, kravatı hiç sevmezdi. En göze çarpıcı kravatları yaratmasına karşın, boyunbağı için ‘‘Erkekleri tutsak alıyor’’ derdi. Renklerden siyahı severdi. Bunun için siyaha bir başka özen gösterir, ayrıcalık verirdi. Klasiği de severdi. Milano'da Hazreti İsa Sokağı'ndaki stüdyosunu Yunan heykelcikleri ile doldurmuştu. Mitolojinin ilham verdiğine inanırdı. Sonra New York'a gitti. Andy Warhol ile tanıştı. Onun eserlerini kumaşına bastı. Sonuç inanılmazdı. Elton John bile Versace-Andy Warhol karışımı tasarımı zevkle üzerine geçirdiği gibi, en az 100 takım aldı. Şimdi moda dünyası Versace'yi taklit ediyordu. Bu, onun artık olgunlaştığının belirtisiydi. ‘‘Prima’’ olmuştu. Yıllar geçiyor, o büyüyordu. Arka arkaya butikler açılıyor; koleksiyonları, yaz kış Milano, Paris, New York arasında mekik dokuyordu. 1994'ün sonlarına doğru birden soldu. Saçları kırlaştı, zayıfladı. Bir ara ortadan kayboldu. ‘‘Miami'de ilkbahar kreasyonları hazırlıyor’’ dediler. Partilere gitmiyor, buna karşın New York'ta sık sık hastanede görülüyordu. Sonunda bir basın toplantısı düzenledi; hastaydı, kulağında ur vardı, kötü huyluydu. Doktorlar topu kendisine atmışlar, ‘‘ancak azimle güçle, mücadele ile ölümcül hastalığı yenebileceğini’’ söylemişlerdi. O da bu illeti yenmek üzereydi. İşleri kardeşleri Donatella ve Santo götürüyordu. Mayıs ayında üç butik açılmıştı. İstanbul'da, Singapur'da ve Osaka'da... Sonbahardaki defilelerden sonra üçünü de ziyaret edecekti. Olmadı.